Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5251, sondan 986. ayet; 67. sure ve bu surenin 10. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 11, harf sayısı 39 ve toplam ebced değeri ise 1403 olarak hesaplanmıştır.
وقالوا لو كنا نسمع او نعقل ما كنا في اصحاب السعير
وقالوالوكنانسمعاونعقلماكنافياصحابالسعير
Ve kâlû lev kunnâ nesme’u ev na’kilu mâ kunnâ fî ashâbi-sse’îr(i)
Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
Bazı âhiret sahnelerini tasvir eden bu âyetler, kimlerin daha güzel davranacağını sınamak için ölümün ve hayatın yaratıldığını ifade eden 2. âyetle irtibatı olup, bu dünyada Allah’a isyan edenlerin öte dünyada çekecekleri cezayı, O’na karşı saygılı olup günah işlemekten korunanların elde edecekleri ödülleri açıklamaktadır. 6-8. âyetlerdeki tasvirler cezanın ne derece şiddetli olduğunu daha iyi hissettirme amacına yöneliktir. 8. âyette “uyarıcı” diye çevirdiğimiz nezîrden maksat peygamberdir (İbn Âşûr, XXIX, 25). Âyette dünyada peygamberin çağrısına ve uyarılarına kulak tıkayıp inkâr ve isyanlarını sürdürmekte direnenlere, yarın kıyamet gününde, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorulacağını bildiren ifade aslında yaşayanlar için bir uyarıdır. 9-11. âyetler o gün iş işten geçtikten sonra değil, fakat bugün fırsat eldeyken o uyarıya kulak vermek, yani peygamberi tanımak, ayrıca Allah’ın insanlığa büyük lutfu olan aklı ve diğer bilgi imkânlarını da kullanarak hak ve hidayet yolunu bulmak gerektiğine, ebedî kurtuluşun ancak bu sayede kazanılabileceğine işaret etmektedir. 12. âyet ise müminlerin nâil olacağı uhrevî mutluluğun veciz bir özetidir.
“(Elçileri) dinleseydik yani aklımızı kullansaydık şu alevli ateş halkı arasında olmazdık!” (diyecekler).
Buradaki [ev] edatı “yani” şeklinde yorumlanmalıdır.
“Eğer söz dinleseydik, yahut aklımızı kullansaydık, şu çılgın ateş halkı arasında bulunmazdık” diyecekler.
“Eğer dinlemiş veya düşünmüş olsaydık, şimdi alevli ateşin halkı içinde olmazdık.” dediler.
(Keşke) “Eğer biz (gerçekleri) dinleyip duyan ve akıl edip anlayan kimseler olsaydık, bu azgın ateşe girenlerin arasında bulunmazdık” diyerek (itiraf ve pişmanlıklarını ortaya koyacaklardır).
Ve eğer derler, duysaydık, yahut akıl etseydik yakıp kavuran cehennem ehli olmazdık.
Ve derler ki: “Şayet biz gelen elçilere kulak vermiş olsaydık ve aklımızı da kullansaydık şu çılgınca yanan cehennem azabı içinde olmazdık.”
“- Eğer peygamberlerin tebliğlerini anlama ve icabet etme niyetiyle dinlemiş olsaydık veya davet edildiğimiz konularda akıllıca muhakeme yapabilseydik, körüklenen, alev püsküren, çıldırırcasına yanan cehennem ehlinden olmazdık” derler.
Ve derler ki: "Eğer biz dinlemiş veya akıl etmiş olsaydık şu çılgın ateşin halkı arasında olmazdık."
Ve: 'Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık' derler.
Bir de şöyle derler: “- Biz işitir veya akıl eder olsaydık, şu azgın ateşe atılanlar arasında bulunmazdık.”
Ve derler: “Eğer dinleyen, düşünen bir toplum olsaydık, Cehennem ehlinden olmazdık.”
Yine diyecekler ki: «Biz ya dinleseydik, ya da düşünseydik, cehennemlik olmazdık!»
Yine şöyle derler: “Eğer dinlemiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık.”
"Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler.
Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.
"Dinleseydik veya aklımızı kullansaydık biz şu ateşin halkı içinde olmazdık," dediler.
Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
Ve biz işidir veya akl eder olsaydık bu Seıyr eshabı içinde bulunmazdık, derler
Ve (şunu) söylediler (söylerler): «Eğer bizi dinler, yahud aklımızı kullanır (insanlar) olsaydık şu çılgın cehennem yârânı içinde bulunmazdık.»
Ve derler ki: “Eğer (biz) işitir veya akıl eder olsaydık, bu alevli ateş ashâbı arasında bulunmazdık!”
Suçlular “Keşke o uyarıcıları dinleseydik veya aklımızı kullansaydık da şimdi burada, bu yakıcı ateşin içinde olanlardan olmazdık” derler.
Yine diyecekler: Biz peygamberleri dinlemiş, akıl da erdirmiş olsaydık Cehennemlikler arasında bulunmayacaktık.
Ve derler ki: “Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin ehli arasında olmayacaktık.”
Ve ekleyecekler: “Eğer uyarılara kulak vermiş veya hiç değilse aklımızı kullanarak gözümüzün önündeki gerçekler üzerinde düşünmüş olsaydık, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeyecek, böylece bu korkunç ateşi hak edenler arasında olmayacaktık!”
-“İşitiyor veya aklediyor olsaydık, Çılgın Alevli Ateş arkadaşları arasında olmazdık” dediler.
Ve: “Eğer (onu) dinleseydik veya aklımızı kullansaydık, (şimdi) şu çılgınca yanan cehennemin1 halkından, olmazdık.” diyecekler.
1 Cehennem: Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap çekecekleri ceza yeridir. Kur’an-ı Kerîm’de inanan ve güzel amel işleyen kimselere “Cennet” vadedildiği gibi (Kehf: 107); kâfir ve günahkâr kimselere de “Cehennem” vâdedilmiştir. Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennemde “ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azapları hafifletilmez.” Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah’ın kendilerini affetmediği mü’minler ise Cehennemde ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet’e girerler ve orada ebedî kalırlar. Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ıstırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Cehennem’in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına “nâr” kullanılır. Kur’an-ı Kerîm’de Cehennem’in yedi tabakası olduğu belirtilmektedir. “O (cehennem)in yedi tabakası ve her bir tabakasında da o (şeytana uyanlardan) yerleştirilmiş gruplar vardır.” (Hicr: 44) Cehennemde görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü’nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. Cehennem’in yakacağı hakkında da Kur’an’da bilgi verilmekte ve: “Ey îman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan ve başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini derhal yapan meleklerin bulunduğu cehennemin ateşinden koruyun” buyurulmaktadır. (Tahrîm: 6)
Ve onlar, “Eğer biz” diye ekleyecekler, “[bu uyarıları] dinlemiş olsaydık veya [en azından] kendi aklımızı kullansaydık, [şimdi] yakıcı ateşe müstehak olanlar arasında bulunmazdık!” 8
Eğer vahye kulak vermiş olsaydık yahut aklımızı kullansaydık bugün bu alevli ateşe düşenlerden olmazdık, derler. 6/36, 21/10
Ve “Eğer biz (vahyi) işitmiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi kavurucu ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık”[5211] diyecekler.
[5211] Zımnen: “Kendimizi yakacak ateşe en yüksek bedeli ödeyenler arasında bulunmazdık”. Burada iki değil üç unsur var: Vahiy, akıl ve çevre. İmam Cafer’e atfedilen şöyle bir söz vardır: Peygamber insanın dışındaki akıl, akıl insanın içindeki peygamberdir. Duyularımızın ötesini akıl ile, aklımızın ötesini vahiy ile kavrayabiliriz. Burada duyuları “çevre” temsil etse gerektir. Cenneti hak edenlerin arasında olmak, duyuların doğru kullanımı açısından doğru kullanılan akıl ve doğru anlaşılan vahiy kadar önemlidir. Allah’tan ödünç değerler alma (ilm) ve onlarla Allah-insan-kâinatın hakikatine dair doğru hükümlere ulaşma (hikmet) konusunda her fert (âdem) aynı hakka sahiptir. Bu âyet Kelâm ilminin ortaya attığı hüsün-kubuh meselesine (teodise) dair son sözü söyleyen bir âyettir.
Ve diyeceklerdir ki: «Eğer biz işitir olsa idik veya akilâne düşünse idik, biz bu çılgın cehennemin yârânı arasında bulunmuş olmaz idik.»
Ve ilave edecekler: “Şayet biz gerçeği işiten ve aklını çalıştıran kimseler olsaydık, elbette bu alevli ateşe girenlerden olmazdık! ”
Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
“Keşke söz dinleseydik ya da aklımızı kullansaydık, şimdi bu alevli ateşin ahalisi içinde olmazdık” derler.
Eğer dinlemiş veya akletmiş olsaydık bu ateş halkı için de olmazdık, derler.
“Keşke dinleseydik,” derler. “Keşke akıl edebilseydik! O zaman bu çılgın alevlerin arasında olmazdık.”
Ve derler ki: "Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık."
daħı eyittiler “eger işidürmissedük yā anlarmıssaduķ olmaduġıdı ŧamu isleri içinde.”
Daḫı eyitdiler: Eger biz işitse‐y‐dük, yā fehm itse‐y‐dük, olmazduḳ cehen‐nem ehlinden.
Onlar: “Əgər biz (peyğəmbərlərin öyüd-nəsihətinə) qulaq asıb ağlımızı başımıza yığsaydıq, cəhənnəm əhli içində olmazdıq!” – deyəcək,
And they say: Had we been wont to listen or have sense, we had not been among the dwellers in the flames.
They will further say: "Had we but listened or used our intelligence,(5567) we should not (now) be among the Companions of the Blazing Fire!"*
5567 Man has himself the power given to him to distinguish good from evil, and he is further helped by the teachings of the great Messengers or World Teachers. Where such Teachers do not come into personal contact with an individual or a generation, the true meaning of their teaching can be understood by means of the Reason which Allah has given to every human soul to judge by. It is failure to follow a man's own lights sincerely that leads to his degradation and destruction.