Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5365, sondan 872. ayet; 69. sure ve bu surenin 42. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 6, harf sayısı 24 ve toplam ebced değeri ise 1839 olarak hesaplanmıştır.
ولا بقول كاهن قليلا ما تذكرون
Velâ bikavli kâhin(in)(c) kalîlen mâ teżekkerûn(e)
Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz” ifadesi, varlık âleminde, görüleni ve görülemeyeni ile üzerine yemin edilmeye değer ne varsa tamamını, meselâ yüce Allah’ın zâtı, sıfatları ve evrende O’nun kudretini gösteren maddî ve mânevî varlıkları, yer ve gök cisimlerini, insanlar, melekler, cinler, âhiret âlemi vb. varlıkları kapsamaktadır. Kur’an’ı tebliğ eden Hz. Peygamber’e müşriklerden bazıları şair, bazıları da kâhin diyorlardı. Bu sebeple yüce Allah burada yaptığı yeminle Kur’ân-ı Kerîm’in bir şair veya kâhin sözü değil, değerli bir elçinin sözü olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca söz sanatı bakımından da Kur’an’ın şiir olmadığını, kâhin sözüne benzemediğini bazan kendileri de itiraf ettikleri halde müşrikler ondan ne ibret almışlar ne de onun ilâhî kelâm olduğuna inanmışlardır (Resûlullah’ın içinde yaşadığı toplumda “şair” kelimesinin kullanıldığı özel anlam hakkında bk. Yâsîn
36:69). Müfessirlerin çoğunluğu Resûlullah hakkında söylenilen şair ve kâhin sözlerini dikkate alarak 40. âyetteki, “değerli elçi”den maksadın Hz. Peygamber olduğu kanaatine varmışlardır. Tekvîr sûresinin 19. âyeti de aynı lafızları taşır; fakat çoğunluğun yorumuna göre orada elçiden maksat Cebrâil’dir. Aslında bu iki yorum arasında bir çelişki yoktur. Zira Kur’an’ı Hz. Peygamber’e Cebrâil getirmiş, o da tebliğ etmiştir. Bu sebeple Tekvîr sûresindeki âyetin bağlamına Cebrâil, buradaki bağlama ise Hz. Peygamber uygun düşmektedir. Gerçekte Kur’an Allah’ın kelâmıdır; nitekim 43. âyette âlemlerin rabbi katından indirilmiş olduğu açıkça ifade buyurulmuştur. Buna göre Cebrâil ve Hz. Peygamber Allah’ın kelâmını kullarına ulaştırmada aracı oldukları için 40. âyette söz onlara nisbet edilmiştir (bk. Râzî, XXX, 117).
O, asla bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
41,42. O, bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
O, bir kâhin sözü de değildir. Hiç öğüt dinlemiyorsunuz!
(Bu Kur’an) Bir kâhinin sözü de değildir. Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz?
Ve kahin sözü de değil, ne de az düşünürsünüz.
O bir kahin sözü de değildir, siz ne az düşünür adamlarsınız.
Kur'ân kâhin sözü de değildir. Kuran üzerinde ne kadar da az düşünüyor, az öğüt alıyorsunuz!
Bir kahinin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
Bir kâhin sözü de değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz.
O, kâhinin sözü de olamaz. Ne kadar az düşünüp idrak ediyorsunuz!
Falcı sözü dahi değildir, öğüt alan içinizde ne azdır!
O, asla bir kâhin sözü de değildir. Muhakemeniz, araştırmanız ne kadar kıttır!
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!
Kahin sözü de değildir; ne de az düşünüyorsunuz?
Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
bir kâhin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz
(O), bir kâhin sözü de değildir. Siz ne az düşünür (adamlar)sınız!
(O,) bir kâhin sözü de değildir! Ne kadar az ibret alıyorsunuz!
Aynı zamanda bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz?
O, falcı sözü de değildir; siz pek az düşünüyorsunuz [⁵].
[5] Yahut azınız bile düşünmüyorsunuz.
Bir kâhinin de sözü değildir. Siz pek az öğüt alıp düşünüyorsunuz.
O bir kâhin sözü de değildir fakat siz, kulağınıza küpe olması gereken bu hikmetli sözlerden ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Bir kâhinin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz!
Ve onun, bir kâhinin1 de sözü olmadığını, ne kadar da az düşünüyorsunuz.
1 Kâhin: Gelecekte olacak şeylerden haber alıp vermeğe uğraşan, sırları bildiğini ve geçmiş olayları haber verdiğini iddiâ eden kimse demektir. Peygamberimiz: “Her kim gelecekten haber verene veya kâhine gider de onun dediğine inanırsa o, Allah’ın Elçisine indirileni inkâr etmiş olur” buyurmuştur. (Müslim, Ebû Dâvut) “Remil, cifir, falcılık, bakıcılık, ispiritizm, medyumluk, ebced hesabıyla gelecekten haber vermek, keşifte bulunmak, Hurufilik” kâhinliğin çeşitlerindendir. Bunlarla uğraşmamak ve bunlarla uğraşanlara da itibar etmemek, dinin bir gereğidir.
ve ders almaya ne kadar az [hazır olsanız] da bir kâhin sözü de değildir:
Bu Kuran bir kâhinin sözü de değildir. Ama siz bunu hiç düşünmüyorsunuz. 38/29, 52/29
ve o bir kâhin sözü de değildir: ne kadar da azınız düşünüyor:[5292]
[5292] Tercihimiz, “insanların çoğu bilmez” Kur’anî ifadelerine dayanmaktadır (Msl:
45:26).
Bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz.
O bir kâhinin sözü de değil! Ne de az düşünüyorsunuz!
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
Bir kâhinin[1] sözü de değildir. Bilginizi ne kadar az kullanıyorsunuz[2]!
[1] Geleceği bildiğini sanan kişi. [2] ...
O, kahin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz.
Kâhin sözü de değildir. Fakat pek az düşünüyorsunuz.
Bir kâhinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?
daħı degül vaḥysuz diyici sözi. az ögütlenürsiz!
Kāhin ḳavli daḫı degüldür. Az fikr daḫı eylemezsiz.
O, kahin sözü də deyildir! Nə az düşünürsünüz!
Nor diviner's speech little is it that ye remember!
Nor is it the word of a soothsayer:(5668) little admonition it is ye receive.*
5668 A soothsayer merely pretends to foretell future events of no profound spiritual consequence. Most of his prophecies are frauds, and none of them is meant to teach lessons of real admonition. Such admonition is the work of an honoured prophet.