Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1224, sondan 5013. ayet; 8. sure ve bu surenin 64. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1183 olarak hesaplanmıştır.
يا ايها النبي حسبك الله ومن اتبعك من المؤمنين
ياايهاالنبيحسبكاللهومناتبعكمنالمؤمنين
Yâ eyyuhâ-nnebiyyu hasbuka(A)llâhu vemeni-ttebe’ake mine-lmu/minîn(e)
Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter.
“Allah’ın yeter olması” 62. âyette Hz. Peygamber’e özel, burada ise onunla birlikte ümmete genel olarak zikredilmiş, bu yeterlilikle Allah’ın yardımına güven duygusunun genelleştirilmesi murat edilmiştir.
“... Müminlerle beraber Allah sana yeter” ifadesi iki türlü anlamaya müsaittir: a) Allah sana da onlara da yeter. b) Müminler ve Allah sana yeter. Her iki mânaya göre de Allah, Hz. Peygamber ve ashabına moral ve güvence vermekte, Allah’ın rızâsı yolunda savaştıkları sürece zaferin kendilerinde olacağını müjdelemektedir.
Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter!
Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.
Ey Nebi! Allah, sana ve sana uyan mü'minlere yeter.
Ey Nebi(m), Sana ve Seni izleyen mü'minlere Allah kâfidir. (Allah’ın koruyup desteklediğine hiç kimse zarar veremeyecektir.)
Ey Peygamber, sana da, iman sahiplerinden sana uyanlara da Allah yeter.
Ey peygamber! Allah sana da yeter, sana uyan inanmış kişilere de.
Ey Peygamber, sana, sana ve senin sünnetine tâbi olan şuurlu ve kâmil mü'minlere Allah yeter.
Ey Peygamber! Sana ve sana uyan mü'minlere Allah yeter.
64.Taberani`nin ve daha başkalarının Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime Hz. Ömer (r.a.)`in Müslüman olması üzerine indirildi. İbnu Ebi Hatim, Said bin Cubeyr`den, Ebu Şeyh, Said bin el-Museyyib`den ve Bezzar Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan aynı manada rivayetler nakletmişlerdir.
Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter.
Ey Peygamber! Allah sana ve müminlerden senin izinde bulunanlara yeter.
Ey Peygamber! Allah ve sana tabi olan Müminler sana yeter.
Ey peygamber ! Allah yeter sana, sana uymuş olan inanlılara
Ey Nebi! Allah sana da sana tabi olan mü'minlere de yeter.
Allah'ın yardımı sana ve sana uyan müminlere yeter.
Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.
Ey peygamber, ALLAH sana ve seni izleyen inananlara yeter.
Ey Peygamber! Sana Allah yetişir, arkandan gelen müminlerle beraber.
Ey o Peygamber! Yetişir sana Allah arkanda gelen mü'minlerle
Ey peygamber, sana da, mü'minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.
Ey peygamber! Sana ve mü'minlerden sana tâbi' olanlara, Allah yeter!(1)
(1)“İntisâb-ı îmânî (îmanla bağlanma) vesîkasıyla Kadîr-i Mutlak (sonsuz kudret sâhibi olan) öyle bir Sultân’a intisâb edersin ki; zemin (yer) yüzünde her baharda dört yüz bin milletten mürekkeb (meydana gelen) nebâtât ve hayvanât ordularının bütün cihâzâtlarını kemâl-i intizâm (mükemmel bir intizam) ile vermekle berâber, başta insan olan, hayvanâtın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil medenî insanların son zamanlarda keşfettikleri et ve şeker ve sâir taamların hulâsaları (konserveler) gibi, belki o medenî hulâsalardan yüz derece daha mükemmel ve bütün taâmların (yiyeceklerin) her nev‘inden tohum ve çekirdek denilen Rahmânî hulâsalara koyup ve o hulâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına mahsus (açılmaları için) kaderî ta‘rifeler içinde sarıp, muhâfaza için küçük küçük sandukçalara koyup, tevdî‘ (emânet) eder. O sandukçaların îcâdı, كُنْ [Ol!] emrinde bulunan كاَفْ نُونْ fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukla olur ki, Kur’ân der: ‘Hâlık (yaratıcı) emreder, meydana gelir.’ Mâdem öyledir; sen, intisâb-ı îmânî tezkeresiyle (senediyle) böyle bir nokta-i istinad (dayanma noktası) bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin.” (Lem‘alar, 26. Lem‘a, 267)
Ey Nebî (Haberci)! Sana ve inananlardan sana tabi olanlara Allah yeter.
Ey Peygamber! Allah sana da, sana tâbi olan mü/minlere de elverir.
Ey Peygamber! Allah ve sana uyan müminler, sana yeter.
(Allame Hindi, Erceh’ul Metalib s.88’de ve Tirmizi, Menakıp kitabında bildirdiğine göre Cabir b. Abdullah Ensari bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: “Sana uyan müminler, sana yeter” ayetinden maksat, Ali bin Ebi Talip’tir ve o müminlerin efendisidir.”)
Ey Peygamber ve ey onun izinde yürüyen Müslüman! Sana ve seni izleyen müminlere, yardımcı ve koruyucu olarak Allah yeter! O hâlde;
Ey Nebiyy! Sana ve Müminler’den sana uyan kimselere Allah yeter.
Ey Peygamber! Sana ve sana uyan mü’minlere, Allah yeter.
Ey Peygamber! Allah sana da yeter, sana uyan inanmış kişilere de!
– Ey Nebi! Sana ve sana uyan müminlere yar ve yardımcı olarak Allah yeter. 3/124, 4/45- 81- 132, 25/31, 33/3
Sen ey Nebi! Sana Allah yeter; gerçek mü’minlerden sana tâbi olan kimselere de...
Ey Peygamber! Sana ve sana tâbi olan mü'minlere Allah Teâlâ kâfidir.
Ey Peygamber! Allah sana ve sana tabi olan müminlere yeter.
Ey peygamber, Allah sana ve sana tabi olan mü'minlere yeter.
Ey nebi! Allah, sana da sana uyan müminlere de yeter.
-Ey Peygamber! Allah'ın yardımı sana ve sana uyan müminlere yeter.
Ey Peygamber! Sana da, sana uyan mü'minlere de Allah yeter.
Ey Peygamber! Allah ve inananlardan seni izleyenler sana yeter/Allah, sana da seni izleyen müminlere de yeter!
iy peyġamber! ŧapdur saña Tañrı daħı ol kim uydı saña mü’minlerden.
Yā nebiyye’llāh, yitişür saña Tañrı Ta‘ālā nuṣret idici, saña uyanmü’minler[e] daḫı yitişür.
Ya Peyğəmbər! Sənə və sənin ardınca gedən mö’minlərə təkcə Allah bəs edər.
O Prophet! Allah is sufficient for thee and those who follow thee of the believers.
O Messenger. sufficient unto thee is Allah,- (unto thee) and unto those who follow thee among the Believers.(1231)*
1231 The Believers: mere Up-profession of belief, or even the kind of belief that does not result in action, is not enough. To those whose belief is so sincere that it results in complete trust in Allah and in fearless action in His service, the consequences on this earth do not matter. Allah's good pleasure is enough for them.