Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5770, sondan
467. ayet;
80. sure ve bu surenin
12. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi
3, harf sayısı
10 ve toplam ebced değeri ise
1397 olarak hesaplanmıştır. Bu ayetle aynı/benzer
1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar;
74:55 ayetleridir.
Dileyen ondan öğüt alır.
Şevkânî, 11. âyetin başındaki “hayır!” uyarısının açılımını şöyle ifade eder: Artık bundan sonra böyle hatalar yapma; zengine dönüp onunla ilgilenirken fakire ilgisiz kalma (V, 443). Aynı âyette birer öğüt olduğu bildirilen “bu âyetler” ifadesiyle sûrenin başındaki uyarıcı ve eğitici on âyetin veya sûrenin tamamının kastedildiği anlaşılmaktadır. “Dileyen ondan öğüt alır” meâlindeki 12. âyette ise şu iki noktaya dikkat çekilmiştir: a) Bu uyarı, yalnız Resûlullah’a değil, onun şahsında bütün ümmetine ve insanlığa yöneliktir. b) Uyarıyı dikkate alıp yanlışını düzeltmek de hiçe sayıp hatalarında ısrar etmek de insanın kendi iradesine bağlıdır, sonucunu da buna göre alacaktır.
Dileyen onu (Kur’an’ı) hatırlar.
11,12. Hayır! Yaptığın doğru değil, âyetlerimiz bir öğüttür, dileyen ondan öğüt alır.
Dileyen kimse ondan öğüt alır.
Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alabilir'.
Dileyen dinler, öğüt alır.
Bunun için kim istekliyse O'nu hatırlayıp öğüt alabilir.
Allah'ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun iradesinin tecellisi içinde, kendi iradesini ve tercihini isabetli kullanan Kur'ân'ı düşünür, ondan öğüt alır.
Artık dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın.'
Artık dileyen ondan öğüd alır.
İsteyen onları idrak eder.
İsteyip, dileyen onu tutar
Dileyen ondan öğüt alır.
Bu âyetler öğüt almak için Hz. Peygambere gelen ve kendisiyle gerektiği kadar ilgilenilmeyen bir âmâ için nazil olmuştur. Rivayet olunur ki; Hz. Peygamber Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden birisiyle konuşurken bu sırada sahabelerden âmâ olan İbni Ümmi Mektûm Hz. Peygamberin yanına gelerek bir şey öğrenmek istedi. Hz. Peygamber Kureyş kabilesinden gelen ve maddi durumu da iyi olan kişiyle konuşurken âmâ sahabeye ilgi göstermedi. Sık sık sözü kesilen Hz. Peygamber de hoşnutsuzluğunu yüz ifadeleriyle açığa vurdu. Bu durumdan âmâ sahabe rahatsızlık duymuş olacak ki Allah bu âyetleri gönderdi ve böylece nasıl davranılması gerektiği konusunda hem Hz. Peygambere hem de onun şahsında bütün inananlara davranış dersi verdi.
Dileyen onu öğüt kabul eder.
11, 12, 13, 14, 15, 16. Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Dileyen bundan öğüt alır.
Artık dileyen onu düşünür.
İmdi onu dileyen tezekkür etsin
Binâen'aleyh dileyen onu beller.
Artık dileyen ondan nasîhat alır.
Kim dilerse onu hatırında tutar.
Artık dileyen, onu hatırlayıp kendine gelir.
Öyleyse, dünya ve âhirette kurtuluş ve esenliğe ulaşmak isteyen, ondan öğüt alsın. Kendisini ebedî azâba mahkûm etmek isteyen de, bırak ondan yüz çevirsin!
Dileyen kimse onu düşünüp öğüt aldı.
Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.
kim istekliyse O'nu hatırlayıp öğüt alabilir
Dileyen bundan öğüt alır. 11/114, 13/19
isteyen herkes ondan öğüt alabilir,
Artık dileyen onu düşünür (hatırlar).
Artık isteyen ders alır.
Bu ayetler, insanları hakka dâvet edenlerle ilgili önemli irşadlar ihtiva etmektedir. Maksat, kim olursa olsun faydalanmasını sağlamaktır. İştiyakla gelene değer verip anlatmalı. Fakat usulüne uygun hikmet ve güzel öğütle yapılan dâvetlere rağmen kaskatı durup hidâyetten ısrarla uzak duranların peşinde koşmaya gerek yoktur.
Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Kim ne yapmışsa[1] onu hatırlayacaktır[2].
[1] Burada şâe (شاء) fiiline (كوَّن) kevvene = oluşturdu" anlamı verilmiştir. Çünkü şâe (شاء) şey (شَيْء)'den türemiştir. Şey (شَيْء) hem mastar hem isimdir. Mastar anlamı "oluşturma" isim anlamı ise kendisi veya ölçüsü oluşmuş varlıktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ "Bir şeyi irade ettiğinde yaptığı, sadece ona "ol" demektir; sonra o şey oluşur." (Yasin
36:82) Ayetteki شَيْئاً (= şey'en) mastar, ondaki tenvîn ise muzafun ileyhten ıvazdır. Yani ifade, شيْئَ شَيئٍْ iken muzafun ileyh olan şey شيئ kaldırılmış yerine tenvîn konmuştur. Kaldırılan isimdir ve mastar olan شيئ'in mef'ûlüdür. Ayetteki كُنْ tam fiildir ve faili şey (شيئ)'dir. Şey (شيئ)'in kendisi henüz oluşmamış olsa da ölçüsü oluştuğu için emre muhatap kılınmıştır. Ayetteki فَيَكُونُ(feyekûn) da tam fiildir. Bu sebeple (إِذَا أَرَادَ شَيْئاً)'e; إحداث شيء و تكوينه إِذَا أَرَادَ = bir şeyi var etmek ve oluşturmak istediği zaman'. anlamı verilir. Çünkü tam olan كُنْ = kün'ün anlamı, kevvin كوِّنْ= oluşmaya başla!" veya "uhdus أحدث = varlık sahnesine çık" şeklindedir. Buradan hareketle mastar olan شيئ 'in, ihdas (إحداث) ve tekvîn (تكوين) anlamında olduğu ortaya çıkar. İhdas, yokken var etmek, tekvîn ise oluşturmaktır. Bize göre tekvîn anlamı daha uygundur Şey (شَيْء) mastarından (شاء) fiili türetilmiştir. Aslı (شَيَأَ)'dir. Yâ (ي)'dan önce fetha olduğu için yâ elife dönüşmüş ve (شاء) olmuştur. Mastar ile fiil arasında anlam farkı olmaz; tek fark fiilin bir zaman dilimi içinde olmasıdır. Şey mastarının anlamı (تكوين) tekvîn olduğu için şâe (شاء)'nin anlamı da "(كوَّن) kevvene =oluşturdu" olur. Daha geniş izah için "Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır" adlı kitabın ikinci baskısındaki ilgili bölüme bkz. [2] Ayet şu şekilde takdir edilerek anlam verilmiştir: من كون شيئا ذكره (bir şey yapan onu hatırlar) Suçlar bağışlansa bile ahirette kişiye gösterilecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Kim zerre kadar iyilik yapmış olsa onu görür. Kim zerre kadar kötülük yapmış olsa onu da görür." (Zilzâl
99:7-8)
Dileyen kimse onu korur/aklında tutar.
Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
pes her kim diler-ise aña Tañrı.
Pes kim dilese anı ẕikr eylesün.
Kim istəsə, ondan öyüd alar.
So let whosoever will pay heed to it,
Therefore let whoso will, keep it in remembrance.