Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5762, sondan 475. ayet; 80. sure ve bu surenin 4. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 18 ve toplam ebced değeri ise 2583 olarak hesaplanmıştır.
Ev yeżżekkeru fetenfe’ahu-żżikrâ
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm’ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle birine yaptığı konuşmanın ortasında yanlarına gelen bir âmânın zamansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş ve ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü sitemli bir ifadeyle uyardı; onun, kimlere verilecek emeğin daha verimli olacağını kesin olarak bilemeyeceğini, topluluğun ileri gelenlerinden de sorumlu olmadığını bildirdi. Bundan etkilenen Hz. Peygamber’in, daha sonra zaman zaman Abdullah’ı gördüğünde, “Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!” diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu vb. bazı iltifatlarının yanında, iki defa gazâya çıktığında yerine Medine’de kalanlara namaz kıldırmak üzere Abdullah’ı görevlendirdiği de rivayet edilmiştir (Zemahşerî, IV, 217). Birkaç âyette Hz. Peygamber’in “zelle” denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe
9:43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah’ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir. “Kendini her şeye yeterli gören” diye çevirdiğimiz 5. âyet Mekke’nin ileri gelen zenginlerini ve kabile reislerini ifade eder. Bunlar mal ve adamlarının çokluğu sebebiyle büyüklük taslayarak inkârcılıkta devam ediyor, Allah ve peygamberinin kendilerine doğru yolu göstermelerine ihtiyaçlarının olmadığını söylüyorlardı. Allah korkusu ile huzuruna gelen âmâ ise Kur’an’ın nuruyla aydınlanarak cehaletten kurtulmak ve günahlardan arınmak istiyordu.
3,4. O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki!
Bu ayet grubunda Hz. Muhammed’e hitap burada başlamaktadır. Yüce Allah [mâ yüdrîke] ifadesiyle gündeme getirdiği meseleyi, Hz. Muhammed dahil kimsenin bilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Çünkü konu gaybla ilgilidir.
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10. Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
[719] ‘Abese sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 343.[720] Hz. Peygamber’in uyarılmasına neden olan olay hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 346-350.
Veya öğüt alır ve böylece öğüt ona yararlı olur.
Yahut öğüt alacaktı da, bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Yahut da öğüt alacaktır da ondan faydalanacaktır.
Yahutta kendisine hakikat hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.
Yahut öğüt alacak da, o öğüt ona fayda verecek.
Yahut öğüt alacak ve öğüt ona yarar sağlayacaktır?
Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
Yahud öğüd alacaktı da, o öğüt kendisine fayda verecekti.
Yahut mesajı idrak edecek de mesaj ona fayda verecekti.
Ya da öğüt alarak, ondan faydalanacak
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
1, 2, 3, 4. (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Yahut ta öğüt alacak ve ona mesajın yararı dokunacaktı.
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Veya öğüt belliyecek de o öğüt kendine fâide verecek
Yahud öğüd olacakdı da (senin) bu öğüd (ün) kendisine fâide verecekdi.
3,4. (Habîbim, yâ Muhammed!) Hâlbuki sana ne bildiriyor ki, belki o (günahlardan)temizlenecekti veya nasîhat alacak da bu nasîhat kendisine fayda verecekti!
Verdiğin öğüdü düşünecek ve öğüt ona fayda verecekti.
Yahut nasihat dinler de nasihat kendisine fayda verir.
Ya da hatırlayıp kendine gelecek ve böylece bu hatırlama kendisine yarar sağlayacak?
Ya da senin vereceğin öğüdü can kulağıyla dinleyecek de, bu öğüt ona fayda verecek?
Yahut öğüt alır da ona Öğütler yarar sağlar.
Yahut öğüt alacak da o öğüt kendisine fayda verecek.
yahut [hakikat] hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.
Yahut senden öğüt alacak ve bundan yararlanacak. 10/57, 50/45
veya alacağı dersin kendisine yarar sağlayacağını?[5568]
[5568] Veya: “Ve (ey rasul); sen nereden bileceksin; belki de o arınacak veya alacağı öğüt kendisine bir yarar sağlayacaktı?” İki âyetlik bu uzun cümlenin i’rabı, mâna farklılığına izin verecek bir yapıdadır. Klasik tefsir iki hatta üç mef’ul alan yudrîke geçişli fiilini ya biri zamir (ke/sen) diğeri mahzuf iki mef’ulle izah etmiş, ya da arkasından gelen le‘alle edatının kalp fiillerinden olduğunu, üstelik talep ve temenni bildiren bir istifham olduğunu söyleyen Ebu Ali Fârisi’ye dayanarak, bu durumda yudrî fiilinin iki-üç değil, tek tümleç isteyen fiile dönüştüğünü, sonrasının da müstakil bir cümle olduğunu savunmuşlardır (Nkl: İbn Âşûr). Tercihimiz, yudrî fiilinin iki mef’ulüyle birlikte (biri ke zamiri diğeri müteakip iki cümle) tek bir cümle gibi okunmasına dayanmaktadır. Bu âyet İslâm’a davette seçkinci yaklaşımı reddetmektedir.
Yahut öğüt dinleyecek de kendisine o öğüt fâide verecektir.
3, 4. Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?
Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.
Veya bilgi edinecek, o bilgi ona yarayacaktı?
[*] Bilgi diye çevrilen kelime "zikir"dir. Zikir, sürekli akılda tutulan kullanıma hazır bilgidir. (Müfredat s.237)
Veya öğüt alacak da öğüt ona fayda verecektir.
Yahut öğüt alacak, öğütten faydalanacaktı.
Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.
yā ögüt duta pes aśśı ide aña ögüt virmek.
yā ögütlene. Pes aña naṣīḥat aṣṣı ide.
Yaxud öyüd dinləyəcək və bu öyüd ona fayda verəcəkdir!
Or take heed and so the reminder might avail him?
Or that he might receive admonition, and the teaching might profit him?(5951)*
5951 It may be that the poor blind man might, on account of his will to learn, be more likely to grow in his own spiritual development or to profit by any lessons taught to him even in reproof than a self-sufficient leader. In fact it was so. For the blind man became a true and sincere Muslim and lived to become a governor of Madinah.