Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5799, sondan 438. ayet; 80. sure ve bu surenin 41. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 2, harf sayısı 10 ve toplam ebced değeri ise 1416 olarak hesaplanmıştır.
Onları bir siyahlık bürür.
Kıyamet ve âhiretten bir kesitin son derece canlı bir tasvirini veren sûrenin bu son âyetleri, dünya hayatının geçici zevk ve tasalarını aşıp varlığının anlamı, değeri, amacı ve âkıbeti üzerine düşünebilme seviyesine ulaşmış her insanı sarsıcı gerçeklerle yüzyüze getirmektedir. Kıyamet gününde evrende meydana gelecek olan olaylar korkunç sesler çıkaracağı için ona 33. âyette “sâhha” adı verilmiştir. O gün geldiğinde aralarında akrabalık bağı bulunanların birbirinden kaçışının sebebi çeşitli şekillerde izah edilmiştir: a) Kıyamet olayları herkesi dehşete düşüreceği için o ortamda insanların birbirini düşünmeleri mümkün değildir; herkes kendi başının derdine düşer; b) Akrabalıktan doğan haklarını isteyecekleri endişesiyle insanlar birbirinden kaçarlar; c) Kişi, akrabaları onun içinde bulunduğu sıkıntılı durumu görmesin diye onlardan kaçar; d) İnsan, akrabasının içinde bulunduğu kötü durumu görmesine rağmen onlara yardım edemeyeceğini ve başlarına gelenlere engel olamayacağını bildiği için kaçar (Şevkânî, V, 446). Bir önceki sûrede (Nâziât
79:8-9) kıyamet ve mahşerin dehşetinden dolayı bütün kalplerin korkudan neredeyse yerinden oynayacağı, gözleri korku bürüyeceği bildirilmişti. Abese sûresinin bu son âyetlerinden anlıyoruz ki inkârcı ve isyankârların korku, kaygı ve perişanlıkları devam ederken, müminlerin, durumları aydınlanınca kalplerindeki korku ve kaygının yerini ferahlık ve sevinç alacak, bu sevinç yüzlerine yansıyacaktır.
(Onları âdeta) karanlık kaplamıştır.
40,41,42. Yine o gün, birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, haktan sapanlardır.[724]
[724] ‘Abese sûresinden çıkarılacak genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 367-368.
Onu bir karanlık kaplar.¹
Kendilerini bir karartı (kahredici bir karanlık) sarıp-kuşatmıştır.
Üstlerine bir karalıktır çöker.
Onu da bir karanlık kaplayacaktır.
O gün, onların üzerine kara bulutlar çökmüş, yüzleri simsiyah kesilmiştir.
Onları karanlık bürümüştür.
Bir karartı sarıp-kaplamıştır.
Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır.
Üstlerine katran bürünmüştür.
Her tarafı kararan yüzler dahi bulunur
Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır.
40,41. O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
40, 41, 42. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Onu (da) bir karanlık ve siyahlık kaplayacakdır.
40,41. Yine o gün birtakım yüzler (de) vardır ki, üzerleri tozludur, onları bir karanlık(nursuzluk) kaplar!
Her tarafını karanlık kaplayacak [¹¹].
[11] Simsiyah olacak, yerden kalkan tozla yere düşen toz içinde kalacak.
Karanlıklar bürümüştür onları.
Ve üzerlerine kapkara bir dehşet ve ümitsizlik karanlığı çökmüştür.
Onu bir karalık bürümüştür.
40,41,42. Ve o gün, bir kısım yüzler de vardır ki; onlar toz-toprak içerisinde ve kapkara kesilmişlerdir. İşte onlar günâhkâr kâfirlerin ta kendisidir.
her yanı kuşatan bir karanlıkla:
Karardıkça kararacak. 3/106, 10/27, 67/27
Onları bir karanlık kaplar.
Üstünü karanlık kaplamıştır.
Onları karanlık bürümüş (öylesine üzgün, öylesine dertli).
Tozu-toprağı da bir is bürümüştür.
üzerine aġar anuñ ķaralıķ.
Onları zülmət (yaxud his) bürüyəcəkdir.
Blackness will cover them: