Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5763, sondan 474. ayet; 80. sure ve bu surenin 5. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 3, harf sayısı 11 ve toplam ebced değeri ise 1653 olarak hesaplanmıştır.
Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm’ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle birine yaptığı konuşmanın ortasında yanlarına gelen bir âmânın zamansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş ve ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü sitemli bir ifadeyle uyardı; onun, kimlere verilecek emeğin daha verimli olacağını kesin olarak bilemeyeceğini, topluluğun ileri gelenlerinden de sorumlu olmadığını bildirdi. Bundan etkilenen Hz. Peygamber’in, daha sonra zaman zaman Abdullah’ı gördüğünde, “Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!” diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu vb. bazı iltifatlarının yanında, iki defa gazâya çıktığında yerine Medine’de kalanlara namaz kıldırmak üzere Abdullah’ı görevlendirdiği de rivayet edilmiştir (Zemahşerî, IV, 217). Birkaç âyette Hz. Peygamber’in “zelle” denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe
9:43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah’ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir. “Kendini her şeye yeterli gören” diye çevirdiğimiz 5. âyet Mekke’nin ileri gelen zenginlerini ve kabile reislerini ifade eder. Bunlar mal ve adamlarının çokluğu sebebiyle büyüklük taslayarak inkârcılıkta devam ediyor, Allah ve peygamberinin kendilerine doğru yolu göstermelerine ihtiyaçlarının olmadığını söylüyorlardı. Allah korkusu ile huzuruna gelen âmâ ise Kur’an’ın nuruyla aydınlanarak cehaletten kurtulmak ve günahlardan arınmak istiyordu.
5,6. Kendini zengin (ihtiyaçsız) gören bu kişiye gelince, sen ona yöneliyorsun.
Burada Hz. Muhammed’in söz konusu Mekkeli azgın kişiye yönelmeye devam etmesi eleştirilmektedir.
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10. Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
[719] ‘Abese sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 343.[720] Hz. Peygamber’in uyarılmasına neden olan olay hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 346-350.
Fakat öğüt almayı gereksiz gören o kimseye gelince de;
Amma (şu malına mülküne güvenip Allah’a) ihtiyaç göstermeyene gelince;
Fakat ihtiyacı olmayana gelince.
Konuşmakta olduğun Kureyş'in ileri gelenlerinden, kendilerini herşeye yeterli görenlere gelince;
Ama sen, güçleri, imkânları ve kabiliyetleriyle yeterli donanıma sahip olduklarını, vahyin, Kur'ân'ın rehberliğine ihtiyaçlarının olmadığını ileri sürenlerin üstüne düşüyorsun.
Fakat kendini ihtiyaçtan uzak görene gelince,
Fakat kendini müstağni gören (hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
Amma (malı ile Allah'a) ihtiyaç göstermiyene gelince;
İhtiyaç hissetmeyene ise;
Fakat (senin öğüdüne) tenezzül etmeyen kimseye gelince;
5,6. Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
5, 6, 7. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
Kendisini zengin görüp önemsemeyene gelince;
Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
Amma istiğnâ edene gelince
Amma (zengin olduğu için) kendisini müstağnî gören adam (yok mu)?
5,6. (Servetinin gurûruyla) kendisini (îmâna) muhtaç görmeyen kimseye gelince, işte sen (îmâna gelir de İslâma kuvvet verir mi diye) ona yöneliyorsun!
Kendini yeterli görene gelince,
Senden müstağni olan Kureyş/in zenginlerine gelince,
Ama kendini müstağni gören kimse olunca.
Fakat kendisini her konuda yeterli gören ve Allah’ın yol göstericiliğine muhtaç olmadığını iddia eden o kibirli kâfire gelince;
Her neyse kendisini müstağni / ihtiyaçsız gören kimseye gelince;
Fakat (senin öğüdüne) tenezzül etmeyen kimseye gelince,
Ama kendini her şeye yeterli görene 2 gelince,
5-6. Fakat sen tuttun, verdiğin öğüte ihtiyaç duymayan kişiye iltifat ettin. 6/106, 53/29
Fakat, kendi kendine yettiğini sanan[5569] kimseye gelince:
[5569] İstiğnadaki sin ve te’nin mânaya kattığı yananlam.
Amma istiğnada bulunan kimseye gelince.
5, 6. Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun.
Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;
Sana ihtiyaç duymayan adama gelince,
Ama, kendisini ihtiyaçsız görene..
Öğüte ihtiyaç duymayan kimseye gelince:
O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,
5-6. ammā ol kim ḥācetsüz oldı sen aña ilerü gelürsin.
Ammā ol kimse ki müstaġnī oldı.
(Var dövlətinə güvənib sənin öyüd-nəsihətinə qulaq asmağa) ehtiyac hiss etməyənə (dövlətliyə) gəldikdə,
As for him who thinketh himself independent,
As to one who regards Himself as selfsufficient,( 5952)*
5952 Such a one would be a Pagan Quraysh leader, whom the Prophet was anxious to get into his fold, in order that the work of preaching Allah's Message might be facilitated. But such a Message works first amongst the simple and lowly, the poor and despised folk, and the mighty ones of the earth only come in when the stream rushes in with irresistible force.