Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5767, sondan 470. ayet; 80. sure ve bu surenin 9. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 2, harf sayısı 7 ve toplam ebced değeri ise 937 olarak hesaplanmıştır.
8,9,10. Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm’ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle birine yaptığı konuşmanın ortasında yanlarına gelen bir âmânın zamansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş ve ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü sitemli bir ifadeyle uyardı; onun, kimlere verilecek emeğin daha verimli olacağını kesin olarak bilemeyeceğini, topluluğun ileri gelenlerinden de sorumlu olmadığını bildirdi. Bundan etkilenen Hz. Peygamber’in, daha sonra zaman zaman Abdullah’ı gördüğünde, “Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!” diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu vb. bazı iltifatlarının yanında, iki defa gazâya çıktığında yerine Medine’de kalanlara namaz kıldırmak üzere Abdullah’ı görevlendirdiği de rivayet edilmiştir (Zemahşerî, IV, 217). Birkaç âyette Hz. Peygamber’in “zelle” denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe
9:43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah’ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir. “Kendini her şeye yeterli gören” diye çevirdiğimiz 5. âyet Mekke’nin ileri gelen zenginlerini ve kabile reislerini ifade eder. Bunlar mal ve adamlarının çokluğu sebebiyle büyüklük taslayarak inkârcılıkta devam ediyor, Allah ve peygamberinin kendilerine doğru yolu göstermelerine ihtiyaçlarının olmadığını söylüyorlardı. Allah korkusu ile huzuruna gelen âmâ ise Kur’an’ın nuruyla aydınlanarak cehaletten kurtulmak ve günahlardan arınmak istiyordu.
8,9,10. Fakat (Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle ilgilenmiyorsun.
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10. Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
[719] ‘Abese sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 343.[720] Hz. Peygamber’in uyarılmasına neden olan olay hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 346-350.
Allah’tan korkmuş (ve O’nun rızası için Sana başvurmuş) iken,
ve Allah'tan korkan kimseyi ise,
Saygı duyup korkarak gelen kimseyle ilgilenmiyorsun.
Ki o, (Allah'tan) korkmaktadır,
Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;
İşte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken,
8,9,10. Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
8, 9, 10. Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.
Allah'tan korkarak gelmişken,
o, (Allahdan) korkar bir (adam) olduğu halde,
8,9,10. Fakat koşarak ve (Allah'dan) korkarak o sana gelen kimseye gelince, sen onu bırakıp (îmâna gelmeyecek başkasıyla) oyalanıyorsun.
Allah’dan korkarak gelene.
Allah/tan korkan kimseyi ise
(Allah'tan) Haşyet duyarak gelmişken.
Üstelik, kalbi Allah’a karşı saygıyla dopdolu olduğu hâlde gelmişken,
O çekiniyor / saygı duyuyor;
8,9. Fakat Allah’tan korkarak sana koşup gelen kimseye1 gelince,
1 Bu şahıs; Abdullah b. Ümmi Mektûm’dur.
ve [Allah] korkusu ile [yaklaşanı]
8-9-10. Allah’a derin bir saygı duyan ve sana koşarak gelen kişiyle ise hiç ilgilenmedin. 7/93, 32/31
-ki o Allah’a saygıda kusur etmez-
8, 9, 10. Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.
Saygılı olarak gelmişken,
Üstelik çekinerek gelmişken,
Odur içine ürperti düşen.
Və (Allahdan) qorxan kimsəyə gəldikdə isə,
And with fear (in his heart),(5954)*
5954 The fear in the blind man's heart may have been twofold. (1) He was humble and God-fearing, not arrogant and self-sufficient: (2) being poor and blind, he feared to intrude: yet his earnest desire to learn the Qur'an made him bold, and he came, perhaps unseasonably, but was yet worthy of encouragement, because of the purity of his heart.