Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6011, sondan 226. ayet; 89. sure ve bu surenin 18. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 23 ve toplam ebced değeri ise 1743 olarak hesaplanmıştır.
ولا تحاضون على طعام المسكين
Velâ tehâddûne ‘alâ ta’âmi-lmiskîn(i)
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Azgınlık ve taşkınlıkları yüzünden helâk edilen kavimlerin durumu haber verilerek gereken uyarı yapıldıktan sonra insanoğlunun azmasına ve kötü sonuçlara sürüklenmesine sebep olan, kendini beğenmişlik ve bencillik duygularından gelen başka zaaflarına dikkat çekilmektedir. Hz. Peygamber Mekke müşriklerine tuttukları yolun yanlış olduğunu, bu gidişleriyle bir gün mutlaka Allah tarafından cezalandırılacaklarını hatırlattıkça onlar da tam tersine, kendi yollarının doğru olduğunu, nitekim bu sayede Allah tarafından kendilerine bol nimetler ve servetler ikram edildiğini savunuyorlardı. Şu halde 15. âyetteki “insan” kelimesiyle bilhassa belirtilen karakterdeki Mekke müşrikleri ve aynı karakteri taşıyanlar kastedilmiştir. Yüce yaratıcı, hikmeti ve imtihan düzeni gereği, böyle birini çeşitli yeteneklerle donatıp bol nimete kavuşturduğunda o, bu nimetlerle bir sınamadan geçirildiğini, bunların bir hikmetle kendisine verildiğini düşünerek şükrünü yerine getirmesi gerekirken, bu sorumluluğu aklından bile geçirmeyip sırf lâyık olduğu için kendisine bu nimetlerin ikram edildiğini düşünüp mutlu olur; sahip olduğu nimetlerden başkalarını yararlandırarak onların da bu mutluluğa ortak olmaları yönünde bir gayret göstermez. Fakat aynı insan rızkında bir daralma olduğunda bunun da bir hikmet gereği meydana geldiğini, uhrevî bir mükâfata erişmesine veya akılsızca bir zevk ve safaya düşmekten korunmasına vesile olabileceğini yahut kendi kusurunun, çalışma ve gayretteki noksanlığının bir neticesi olabileceğini düşünerek sabretmesi ve kusurlarını gidermesi gerekirken o, kendisinin Allah tarafından göz ardı edildiği ve haksızlığa uğradığı iddiasında bulunma anlamına gelebilecek davranışlar içine girer, yakınıp sızlanmaya ve isyan etmeye başlar. Yaygın yoruma göre “Mirası hak hukuk demeden yiyorsunuz” meâlindeki 19. âyette, erkeklerin kadınların miras payına da el koymaları, kezâ yetimlere kalan mirası gasbetmeleri kınanmaktadır. Bu âyetler bir bütün olarak değerlendirildiğinde burada söz konusu edilen imtihanı (ibtilâ) kazanmanın iki temel ölçüsünün olduğu ortaya çıkmaktadır: 1. Nimetin asıl sahibinin Allah olduğunu, O’nun nimeti bize, liyakatimiz dolayısıyla vermeye mecbur olduğu için değil, bir lütuf olarak verdiğini bilmek ve O’na minnettar olup şükretmek; nimetini kıstığı zaman da hükmüne razı olup sabretmek; 2. Allah’ın verdiği nimetleri yoksul ve himayeye muhtaç olanlarla paylaşmak, buna başkalarını da teşvik ederek bu hususta toplumsal bir duyarlılığın gelişmesine, dayanışma ve yardımlaşmanın kurumsal bir hale gelmesine katkıda bulunmak. Mekkî sûrelerin ana konularından olan bu iki davranış ölçüsü, İslâmî kaynaklarda, “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklinde formülleştirilmiştir (meselâ bk. Râzî, XXXI, 170). Gerek bu âyetlerde gerekse Kur’ân-ı Kerîm’in bütününde oluşturulmak istenen temel dinî, ahlâkî, toplumsal zihniyetin özü budur. 15-20. âyetlerde müşrik Araplar’daki Allah’a karşı küstahlık derecesine kadar varan benlik iddiası, “öteki”ne karşı tam bir sorumsuzluk ve ilgisizliğe götüren egoizm ve çılgınca bir mal tutkusu son derece veciz ve etkileyici bir üslûpla eleştirilirken müslümanlar da Alah’ın iradesine uygun bireysel ve toplumsal hayatın dinî ve ahlâkî temeli konusunda aydınlatılmıştır.
Yoksulu yedirmeye de birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
17,18,19,20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz; haram helâl demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı derecede seviyorsunuz.
Yoksulu yedirmede birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz (diye sıkıntı ve sarsıntılar size uğramaktadır).
Ve ne birbirinizi, yoksulu doyurmaya teşvik ediyorsunuz.
Muhtaçları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Birbirinizi, çevresi, çaresi olmayan yoksulların karnını doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.
Yoksula yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz.
Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Miskini de yedirmeğe birbirinizi teşvik etmezsiniz.
Miskini yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.
Yoksulu yedirmek konusunda (gayret göstermiyor ve) birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.
17, 18, 19, 20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.
Cahiliye devrinde Araplar, mirastan kadınlara, çocuklara ve yetimlere pay vermezlerdi.
Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.
Ve bir birinizi miskîni ıt'ame teşvık eylemiyorsunuz
Yoksula yedirmek için birbirinizi kandırmazsınız.
Ve yoksulu yedirmeye, birbirinizi teşvîk etmiyorsunuz!
Fakirleri doyurmak için birbirinizi teşvik etmiyordunuz.
Yoksula yiyecek vermeye birbirinizi ayartmıyorsunuz,
Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Kimsesiz, çaresiz ve yoksul insanları doyurmak ve onların maddî mânevî ihtiyaçlarını gidererek dertlerine derman olmak için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz!
Miskîn’in / Düşkün Yoksul’un doyurulmasını teşvik etmezsiniz.
18,19. Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz. Fakat mirası, nereden geldiğine bakmadan yiyorsunuz.1
1 Türas: Miras demektir. Yani, ne yetime ikramdan, ne de fakire yedirmekten hoşlanmadığınız halde başkasından miras kalan malı yiyorsunuz. Lemm, iyisine kötüsüne bakmayıp toplamak, bir de bir yere inip konmak manalarına gelir. Burada “yeme”nin sıfatı olması nedeniyle haramına helalına bakmayıp toptan yemek yahut hazıra konarak nereden geldiğini düşünmeksizin acımadan yemek manalarını ifade eder ki, ikisi de hak ve hukuku gözetmeyerek şiddetli hırs ve iştah ile oburca yemek demek olur. Buradaki maksat, yetimlerin ve diğer varislerin haklarını gözetmeyerek hırs ile mirasın hepsine konmak istemek yahut alnı terlemeden eline geçen mirası, bir hayra yaramasını sağlamayıp birçok mirasyedinin yaptığı gibi israf ve eğlenceyle zevk ve sefa yolunda yiyip bitirmek huylarının yerilmesidir. (Elmalılı)
muhtaçları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, 11
Yoksulları doyurmaya ön ayak olmuyor ihtiyaçları ile ilgilenmiyorsunuz. 4/36, 76/7…22
yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,
Ve yoksullara yiyecek vermek için birbirinizi teşvikte bulunmazsınız.
Muhtaçları doyurmaya teşvik etmezsiniz.
Yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz.
Çaresiz birini doyurmak için birbirinizi teşvik bile etmiyorsunuz,
Düşkünü doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.
Yoksul doyurmayı teşvik etmiyorsunuz.
Yoksulun doyurulmasını teşvik etmiyorsunuz.
daħı ķındurmazsız biribirüñüzi, miskin ŧa'amı üzere.
Daḫı buyurmazlar özge kişilere miskinlere yimek yidürmegi. Özleridaḫı yidürmez.
Bir-birinizi yoxsulu yedirtməyə rəğbətləndirmirsiniz.
And urge not on the feeding of the poor,
Nor do ye encourage one another(6122) to feed the poor!-*
6122 Kindness and generosity set up standards which even worldly men feel bound to follow out of social considerations even if they are not moved by higher motives. But the wicked find plausible excuses for their own hardheartedness, and by their evil example choke up the springs of charity and kindness in others (Cf.
69:34 and n. 6282).