Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1272, sondan 4965. ayet; 9. sure ve bu surenin 37. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 31, harf sayısı 133 ve toplam ebced değeri ise 5379 olarak hesaplanmıştır.
انما النسيء زيادة في الكفر يضل به الذين كفروا يحلونه عاما ويحرمونه عاما ليواطؤا عدة ما حرم الله فيحلوا ما حرم الله زين لهم سوء اعمالهم والله لا يهدي القوم الكافرين
انماالنسيءزيادةفيالكفريضلبهالذينكفروايحلونهعاماويحرمونهعاماليواطؤاعدةماحرماللهفيحلواماحرماللهزينلهمسوءاعمالهمواللهلايهديالقومالكافرين
İnnemâ-nnesî-u ziyâdetun fî-lkufr(i)(s) yudallu bihi-lleżîne keferû yuhillûnehu ‘âmen veyuharrimûnehu ‘âmen liyuvâti-û ‘iddete mâ harrama(A)llâhu feyuhillû mâ harrama(A)llâh(u)(c) zuyyine lehum sû-u a’mâlihim(k) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lkâfirîn(e)
Haram ayları ertelemek[257], ancak inkârda daha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kılmak için haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkârcı toplumu doğru yola iletmez.[258]
257. Kur’an’da “en-Nesî” diye ifade edilen bu uygulama kısaca; Cahiliye devrinde, kan dökülmesi yasak olan dört aydan arka arkaya gelen Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem aylarından birinin yerini yasak kapsamına girmeyen bir başka ay ile değiştirerek, yasak devre içinde savaşıp kan dökebilecekleri bir ara dönem oluşturmaları uygulamasıdır. Yasak aylar uygulaması İslâm’da kaldırılmıştır.258. Doğru yol Kur’an’da apaçık gösterilmiştir. Âyette, tercihlerini sapıklıktan, inkârdan yana kullananların, bu tercihlerine rağmen doğru yola iletilmeyeceği, bir kural olarak ifade edilmektedir. Benzer diğer âyetleri de böyle anlamak gerekir.
Hz. İbrâhim ve İsmâil’in şeriatındakine uygun olarak Câhiliye dönemi Arapları da yılın dört ayını kutsal sayarlar, bu inanışa saygının bir işareti olarak savaştan ve her türlü saldırıdan kaçınırlardı. Zilkade, zilhicce, muharrem ve recebden oluşan bu aylar haram aylar (eleşhürü’l-hurum) diye anılırdı. Bununla birlikte bazı kabileler bu dört aya bir dört daha ekleyerek sekiz ayı haram sayarken, diğer bazıları aylar arasında fark gözetmiyordu. Aynı şekilde, belirli kabileler arasında yaşayan hıristiyanlar da haram ayların saygınlığını kabul etmiyorlardı. Bu anlayışı benimseyenlerin haram aylarla ilgili bir taahhütleri olmadığından, diğer kabileler onlara karşı dikkatli davranmak zorundaydı. Her türlü çatışmanın haram sayıldığı bu aylarda meydana gelen savaşlara, dinî yasaklar çiğnendiği için “ficâr savaşları” denmiştir. Câhiliye dönemi Araplar’ının bir kısmı geçimlerini soygunculuk, çapulculuk, yağma ve talan ile sağladığı gibi, aralarında kan davaları ve iç savaşlar da eksik olmuyordu. Bu sebeple haram ayların kurallarına uymakta zorlanıyorlardı. Zira on bir, on iki ve birinci aylar olan zilkade, zilhicce, muharrem peş peşe geldiğinden üç ay süresince bu aylarla ilgili yasaklara uymak oldukça güç geliyordu. Ayrıca, kamerî takvimde aylar güneş takvimine göre bir önceki yıldakinden on bir gün önce geldiği için, zilhiccenin belirli günlerinde yapılan hac merasiminin değişik mevsimlere rastlaması çıkarlarına uygun düşmüyor; haccı havanın mutedil ve ticarî ortamın müsait olduğu gün veya aylarda yapmak istiyorlardı. Bunu sağlayabilmek için de her altı ayda bir hafta olmak üzere iki yılda bir ay kazanmaya çalışarak o yılı on üç aya çıkarıyorlar, haram aylardan üçünün peş peşe gelmesini önlemek amacıyla da söz konusu dört haftayı ikinci yılın sonuna ekleyip o yılı on üç ay olarak kabul ediyorlardı. Böylece muharrem ayı safer ayının yerine kaydırılmış, dolayısıyla bütün aylar bulunmaları gereken yerden bir ay geriye atılarak haram ayların yerleri değiştirilmiş oluyordu. Bazan da savaş günlerinde meselâ receb ayı girerse onu helâl sayıp haramlığı şâban ayına, savaş muharrem ayına denk gelirse haramlığı safer ayına tehir ediyorlar, böylece o yıl muharrem ve receb yerine şâban ve safer ayları haram aylardan sayılmış ve haram ayların sıralaması değişmiş oluyordu. Bu uygulamaya, erteleme anlamına gelmek üzere nesî’ deniyordu (Hüseyin Algül, “Haram Aylar”, DİA, XVI, 105). İşte bu âyetlerde, Allah’ın evrende var ettiği düzene göre ayların sayısının on iki olduğu belirtilmiş, bunlardan dördünün özel hükümlerinin olduğu hatırlatılıp bu düzenlemeye aykırı davrananların asıl kendilerine yazık etmiş olacaklarına dikkat çekilmiş ve aylarla ilgili bu nizam üzerinde nesî’ adıyla yapılan oyunlar şiddetle kınanmıştır. Bu sûrenin 5. âyetinde geçen “el-eşhürü’l-hurum” ifadesiyle de bu dört ayın kastedildiği görüşü bulunmakla beraber, bu görüş bazı noktalardan eleştiriye açık görünmektedir (5. âyetin tefsirine bk.). Kur’ân-ı Kerîm’in başka dört âyetinde de “haram ay” kavramı tekil olarak yer almıştır. Bunlardan Bakara sûresinin 194. âyetinde haram ayın haram aya karşılık olduğu, aynı sûrenin 217. âyetinde haram ayda savaşmanın büyük günah olduğu, Mâide sûresinin 2. âyetinde bu aya karşı saygısızlık edilmemesi gerektiği ve Mâide sûresinin 97. âyetinde hürmete lâyık bir mâbed olan Kâbe ile birlikte haram ayın da insanların iyiliğine vesile kılındığı belirtilmiştir. Tefsir ve tarih kaynaklarında, haram aylarla ilgili hükümlerin hac ibadetiyle birlikte Hz. İbrâhim zamanında konmuş olduğu, insanların bu aylarda sağlanan güven ortamı içinde (zilkade, zilhicce ve muharrem aylarında) hac ibadetini ve yedinci ay olan receb ayında muhtemelen umre ziyaretini rahatça yaptıkları, Mekke ve çevresinde oturanların da bu vesileyle geçimlerini sağladıkları, fakat zamanla bu hükümlerin temel amacından uzaklaştırıldığı kaydedilmektedir. İslâmiyet’in gelmesiyle bu konudaki düzenlemeler yeniden aslî hüviyetine kavuşturulmuştur. Şu var ki, bu konuda farklı yorumlanmaya elverişli âyet ve hadislerin bulunması sebebiyle İslâm âlimleri arasında haram aylarla ilgili yasakların devam edip etmediği hususunda görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Bu görüş ayrılıkları bir yana, Kur’an’da yer alan bu yasak hükmünün İslâmiyet’in milletlerarası ilişkilere bakışını ortaya koyan diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi halinde şöyle bir sonuca varılması mümkündür: Milletlerarası ilişkilerde barışı esas alıp yeryüzünde her türlü haksızlık, bozgunculuk ve tahakkümü yasaklayan (Bakara
2:205; Kasas
28:83) İslâmiyet, savaşın bir insanlık realitesi olduğunu göz ardı etmemiş, savaşın tahribatını en aza indirecek önlemler almaya çalışmıştır. Bu çerçevede, İslâmî düşünce sistemi içinde, yılın üçte birini meydana getiren bir sürenin savaş karşıtı duygu ve düşüncelerle geçirilmesine yer verilmiş olması, ihmal edilen birtakım insanî değerlerin hatırlanıp yaşatılmasına ve bu konuda kamuoyu oluşturulması için belli günlerin veya haftaların ayrılmasına önem verilen zamanımızda daha bir dikkat çekmekte ve anlam kazanmaktadır (bilgi için bk. Hüseyin Algül, “Haram Aylar”, DİA, XVI, 105-106). Tefsirlerde bu âyetlerin iniş sebebi ile ilgili özel bir rivayet yer almamakla beraber Derveze, Tebük Seferi’nin nesî’ uygulaması neticesinde isim olarak receb ayına denk gelmiş olması karşısında ortaya konan itirazları red ve bunun gerçek receb ayı olmadığına dikkat çekme sadedinde inmiş olabileceğini belirtir (XII, 134-136). “Doğru olan hesap” şeklinde tercüme ettiğimiz “ed-dînü’l-kayyim” tamlamasına “en doğru hüküm” ve “en doğru din” anlamı da verilmiş, sonuncu anlam İbrâhim ve İsmâil peygamberlerin dini veya uydukları kural şeklinde açıklanmıştır (İbn Atıyye, III, 31; Zemahşerî, II, 151). “O aylarda kendinize zulmetmeyin” ifadesinde haram ayların kastedilmiş olduğu kanaati hâkim olmakla beraber, bunları senenin bütün ayları şeklinde anlayanlar da olmuştur (İbn Atıyye, III, 31). “Müşrikler sizinle topyekün savaştıkları gibi siz de onlarla topyekün savaşın” ifadesini içermesi dolayısıyla 36. âyet de genellikle müfessirler tarafından 5. âyette olduğu gibi seyf (kılıç) âyeti olarak nitelenmiş ve müşriklerle ilişkilerde tolerans ve kolaylık gösterme veya kendi hallerine bırakma buyruğunu içeren bütün âyetleri yürürlükten kaldırmış olduğuna hükmedilmiştir. Derveze’nin bu konunun Kur’an’ın genel ilkeleri ışığında değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşünü ve bu izah tarzı ile ilgili kanaatimizi 5. âyetin tefsiri sırasında açıklamıştık. Derveze bu âyeti yorumlarken aynı görüşü tekrar etmekte, ayrıca buradaki ifade ile 31. âyette Allah’a ortak koşan Ehl-i kitap mensuplarının da “müşrik” nitelemesine dahil edilmiş olduğuna dikkat çekmektedir (XII, 136). “Ertelemek” şeklinde tercüme ettiğimiz 37. âyetin ilk cümlesindeki nesî’ kelimesine “ilâve yapmak” anlamı da verilebilir (Taberî, X, 129; Zemahşerî, II, 151).
(Haram ayları) ertelemek (sayısını artırmak), sadece küfürde bir artış (sebebi)dir. Onunla, kâfir olanlar saptırılır. O (haram ayı)nı bir yıl helal sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki Allah’ın haram kıldığının sayısını denk getirsinler ve (böylece) Allah’ın haram kıldığını helal kılsınlar. (Bu şekilde) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
Araplar, hesaplarını ‘kamerî aya’ göre düzenlemeleri halinde, hac zamanının bazen kışa, bazen de yaza geleceğini biliyorlardı. Bu zamanlarda hac yolculuğuna çıkmak kendilerine zor geliyordu. Araplar, bu durumu, ‘kameri yıla’ göre ayarlamanın dünyevi menfaat ve çıkarlarını haleldar ettiğini anlamışlardı. Güneş yılı, belirli bir miktar ay yılından daha fazla olunca da onlar Şubat ayına bir gün ilave etme ihtiyacını duydular. Bu ilaveden dolayı bazı yılları 13 ay kabul etmeye başlamışlardı. Böylece hac mevsimi, hac aylarından çıkıp, diğer aylara aktarılmış oldu. Muharrem ayının haramlığını Safer ayına erteliyor, bu sebeple Safer ayını haram, Muharrem ayını da helâl sayıyorlardı (Râzî, [Mefâtîhu’l-Ğayb], XVI, 56).
Haram ayını başka bir aya ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler onunla saptırılır. O haram ayını bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısını denk getirip, Allah'ın haram kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü, kendilerine süslü gösterildi. Allah kâfirler toplumuna yol göstermez.
Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek, küfürde ileri gitmektir ki gerçeği yalanlayan nankörler onunla saptırılır. Onlar, Allah'ın haram kıldığı aylara denk getirmek için bu ertelemeyi bir yıl helal sayarlarken bir yıl sonra haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal saymış oluyorlar. Böylece yaptıkları kötü şeyler, onlara güzel gösterildi. Gerçeği yalanlayarak nankörlük eden halkı Allah doğru yola iletmez.
(Cahiliye döneminde haram ayları) Ertelemek (Ay’ın görünmesini unutmuş gibi geçiştirmek; Allah ve Resulünün bildirdiği dışında bazı ayları ve günleri kutsal ilan etmek) ancak inkârda bir artıştır (ve küfre batıştır) ; bununla kâfirler şaşırtılıp-saptırılır. Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helâl, bir yıl haram kılıyorlardı. Böylelikle Allah'ın haram kıldığını helâl kılmış oluyorlardı. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine 'çekici ve süslü' gösterilmişti. Allah, inkârda (inat eden) bir topluluğa hidayet vermeyecektir.
Haram ayı geciktirme, ancak kafirliği artırmadadır ki kafir olanlar, bu suretle doğru yoldan çıkarılmadadır; onlar, Allah'ın haram ettiği ayların sayısını denk getirsinler de Allah'ın haram ettiğini helal etsinler diye haram ayı bir yıl helal sayarlar, bir yıl haram sayarlar. Onların kötü işleri, kendilerine hoş görünmededir ve Allah, kafir olan topluluğu doğru yola sevketmez.
Hz. Muhammed (s.a.a)'den önce bu dört saygı ayında savaş icab ederse Araplar, saygı ayını başka bir ay sayarlar, savaşa girişirlerdi. Bu âdet hicretin sekizinci yılına kadar sürdü ve bu âyetle kaldırıldı.
Kendisinde savaşmak yasaklanan haram ayları, değiştirmek veya başka bir aya ertelemek, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmekte daha da ileri gitmektir. Öyle yapmakla kâfirler büsbütün şaşırtılıp, saptırılırlar. Allah'ın kutsal kıldığı ayların sayısına uydurmak için onu bir yıl kutsal sayıp, bir yıl da kutsal saymazlar ve böylece Allah'ın kutsal kıldığını saygısızlık kabul ediverirler. Kötü işleri kendilerine süslenip, güzel gösterilmiştir. Zaten Allah, kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden insanları doğru yola yöneltmez.
Saldırmazlığın gelenek haline geldiği, Allah'ın savaşı haram kıldığı ayları erteleyerek, yerlerini değiştirerek, on iki aya ay ilâve ederek, hileli takvim düzenlemek, kesinlikle Allah'ın sene ve aylarla ilgili koyduğu hükmü inkârda ileri gitmektir. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin, bu yüzden başlarına buyruk bırakılarak, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân tanınır. Erteleyerek, değiştirerek ilâve ettikleri aydaki savaşları, bir yıl helâl ve meşrû, bir yıl haram sayarlar. Allah'ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da, Allah'ın haram kıldığını helâl ve meşrû kılsınlar, isterler. Onların bilinçli kötü amelleri kendilerine süslenip güzel gösterilmiştir. Allah kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip, küfürde, nankörlükte ısrar eden bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak, başarı nasip etmeyecektir.
Haram ayları başka aylara ertelemek küfürde ileri gitmektir. Bu uygulamayla inkar edenler saptırılırlar. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için bir ayı bir yıl helal ve bir yıl haram sayıyorlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Onlara kötü işleri güzel gösterildi. Allah kâfirler topluluğunu doğru yola erdirmez.
37.İbnu Cerir`in Ebu Mâlik`ten rivayet ettiğine göre cahiliye Arapları bazen seneyi on üç aya çıkarıyor böylece Muharrem ayını Safer ayına denk getiriyorlardı ve böylece haram aylarda işlenmesi yasak olan fiilleri bu ayda işliyorlardı. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.
(Haram ayları) Ertelemek ancak inkârda bir artıştır. Bununla kâfirler şaşırtılıp-saptırılır. Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah'ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine 'çekici ve süslü' gösterilmiştir. Allah, inkârcı bir topluluğa hidayet vermez.
Haram olan bir ayı geciktirmek (Muharremi geciktirip Safere bırakmak), ancak küfürde bir fazlalıktır ki, onunla kâfirler dalâlete düşürülürler. Allah'ın haram ettiği belirli ayların sayıları tamamen olsun diye onun yerini bir sene helâl, bir senede haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram ettiği şeyi, onlar halâl yaparlar. Onlara, kötü âmelleri yaldızlanıp güzel gösterildi. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
(Haram aylardaki sırayı değiştirmek) ve ertelemek, ancak küfürde ileri gitmektir. O kâfirler onunla saptırılırlar. Onlar belli bir ayı bir sene helal sayarlar, başka bir sene aynı ayı haram sayarlar. Ki Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına eşit gelsin. Böylece Allah’ın haram kıldığını helal sayarlar. Çirkin işleri onlara güzel gösterildi. İşte Allah, (bile bile) kâfir olan bir toplumu doğru yola iletmez.
Bir ayın haramlığın başka bir aya atmak, küfürde artıklıktır, kâfirler bununla sapkınlık ediyorlar, Allahın haram kıldığı şeye, uygun olsun diye, bir yılın haram ayını helâl, bir yılın da helâl ayını haram kılmaktadırlar, böylelikle Allahın haram kıldığı şeyi helâl sayarlar, hoş gelir onlara kötü işleri, Allah kâfir bir ulusa doğru yolu göstermez
(Savaşmak için) haram ayların yerini değiştirip sonraya bırakmak, küfrün ileri noktasıdır ki, onunla inkârcılar (daha derin bir) sapıklığa düşüyorlar. Allah'ın kutsal saydığı ayların sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helal kılmak için (haram ayını) bir yıl helal, bir yıl da haram sayarlar. (Böylelikle) Allah'ın haram kıldığını helal kılmış olurlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. Allah, küfre batan bir topluluğu (kötü niyet ve eyleminden dolayı) doğru yola iletmez.
İslâm dünyasında yaygın olan Haram Aylar; Recep, Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Yani Kameri takvimin 7, 11, 12 ve 1. aylarıdır. Arap toplumu, bu ayları haram kabul eder ve bu aylarda savaş yapmazlardı. Ay takvimi ile güneş takvimi arasındaki yıllık 11 günlük fark nedeniyle hac mevsimi her sene 11 gün geri geliyordu. Ancak Araplar bu durumdan rahatsızdı. Çünkü onlar kendilerinin avantajlı olduğu ılıman bir mevsimde haccı sabitlemek istiyorlardı. Ayrıca haram aylardan üç tanesi art arda geldiğinden bu kadar uzun süre savaşmadan ve yağmalamadan duramıyorlardı. Hem haccı işlerine gelen bir mevsimde yapabilmek hem de ayların arasını açabilmek için haram ayların süresini kısaltır ve sırasını değiştirirlerdi. Bu yüzden haram ayların arasına fazladan bir ay katmak, bir senenin haram ayını bir başka seneye ertelemek gibi düzenlemelerle, kendi akıllarınca işi kitabına uydururlardı. Bu uygulama H. 8. yılında bu âyet indirilinceye kadar devam etmişti. Hz. Peygamberin veda haccı, gerçek hac mevsimine denk gelmiş ve o yıldan beri hac gerçek tarihinde yapılmaktadır.
Sapıtmak için hürmetli ayların yerlerini değiştirip geciktirmek, küfürde gerçekten ileri gitmekdir. İnkar edenler Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyor, böylece Allah'ın haram kıldığını helalkılıyorlar. Kötü işleri kendilerine güzel göründü. Allah inkar eden toplumu doğru yola eriştirmez.
(Haram ayları) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah'ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
Resûlullah (s.a.), hicretin dokuzuncu yılında Bizans İmparatorluğu’nun müslümanları imha etmek için 40.000 kişilik bir ordu hazırlayıp savaşmak üzere sefere çıkardığını haber aldı ve Bizans İmparatorluğu’na karşı savaş ilân etti. Fakat münafıklar Resûlullah’ın aleyhinde propaganda yaptılar, Bizans’a karşı savaş ilân etmenin bir intihar olduğunu halk arasında yaydılar. Yeni müslüman olmuş bazı kimseler bu propagandaya inandı ve savaşa katılmak istemediler. Fakat Resûlullah ve ashâbın gayretleriyle 30.000 kişilik müslüman ordusu hazırlandı ve Tebük’e kadar gidildi. Düşman ordusu müslümanların geldiğini duyunca kaçıp gitti. İşte bundan sonraki âyetler, bu seferdeki müslümanların ve münafıkların tutum ve davranışları hakkında nâzil olmuştur.
Kutsal Ayların yerini değiştirmek inkarın ileri noktasıdır. İnkarcılar onunla saptırılırlar. ALLAH'ın kutsal saydığı ayların sayısına denk düşürmek amacıyla onu bir yıl helal, bir yıl da kutsal sayarlar. Böylece, ALLAH'ın kutsal kıldığı ayların kutsallığını çiğnerler. İşledikleri kötülükler, gözlerinde güzel görünüyor. ALLAH inkarcı topluluğu doğruya ulaştırmaz.
Günümüz İslam dünyasında yaygın olan Kutsal Aylar Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem (Ay senesinin 7, 11, 12 ve 1. ayları) dır. Halbuki
2:197, 217;
9:2, 5, 36 ayetleri ve ayların isimleri incelendiğinde, kutsal ayların, birbirlerini izleyen Zul-hicce, Muharrem, Safer ve Rabi-ül evvel (12, 1, 2 ve 3. aylar) olduğu görülecektir. Zul-hicce (Hacca Sahip) ayının ismi onu ilk ay oluşuna önemli işerettir. Ayrıca Rabi-ül evvel (Birinci Dördüncü/dörtlü) ismi de bunun Kutsal ayların dördüncüsü olduğunu bildirir. Bu aydan sonraki Rabi-ül ahir (Son Dördüncü/dörtlü) ise Yılbaşı olan Muharrem ayından itibaren diğer dördüncü ayı ifade eder. (Rabi' kelimesi Arapça'da dört mevsim için de kullanılır). Kuran, bize müşriklerin çağlar boyunca değişmeyen davranışlarını aktararak onlara karşı uyarır.
O "Nesi'" (denilen bir haram ayı geciktirmek âdeti), olsa olsa küfürde fazlalıktır ki, kâfirler onunla şaşırtılır, onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allah'ın haram kıldığını helâl kılsınlar. İşte böylece kendilerine kötü işleri güzel gösterildi. Allah da kâfir olan bir kavmi doğru yola iletmez.
O Nesi' (denilen sıvış adeti) ancak küfürde bir fazlalıktır ki onunla kâfirler şaşırtılır, onu bir yıl halâl bir yıl da haram ı'tibar ederler ki Allahın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allahın haram buyurduğunu halâl kılsınlar, bu suretle kötü amelleri kendilerine süslenib güzel gösterildi, Allah da kâfirlerden ıbaret bir kavmi hakka hidayet etmez
(Haram ayları) gecikdirmek ancak küfürde bir artış (sebebi)dir. Onunla kâfirler şaşırtılır, onlar bunu bir yıl halâl, bir yıl haram sayarlar ki Allahın haram kıldığına sayıca uysunlar da (varsın) Allahın haram etdiğini halâl kılmış olsunlar! Bu suretle de onların amellerinin kötülüğü kendilerine süslenib güzel gösterildi. Allah o kâfirler güruhunu hidâyete erdirmez.
(Haram ayını hîle için başka bir aya) ertelemek (öyle i'tibâr etmek), ancak küfürde bir artmadır; inkâr edenler onunla dalâlete düşürülür; onu bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da onu haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allah'ın haram kıldığını (güyâ) helâl kılsınlar! Amellerinin kötülüğü kendilerine süslü gösterildi. Hâlbuki Allah, kâfirler topluluğunu (isyanlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez.(1)
(1)Câhiliye devrinde Arablar birbirleriyle sık sık savaşırlardı. Eğer onlar savaş hâlinde iken haram aya girilirse, savaşı bırakmak istemezler ve o haram ay’ı helâl aylardanmış gibi sayıp, ayların tertîbi ile oynayarak güyâ haram ayları ertelerler ve yerine başka bir ay’ı haram kabûl ederlerdi. (Nesefî, c. 2, 182)
(Haram ayları işlerine geldiği gibi) Uzatmak veya öne almak, inkârcılıkta daha da aşırı gitmektir. Bu uygulama ile doğruları inkâr edenler, Allah’ın haram ettiklerinin sayısını geçersiz hale getirmek için, bir yıl haram aylardaki yasakları helal, diğer yılda helal saydıklarını haram ederek, insanları saptırıp kafalarını karıştırıyorlar. Sonra inkârda önde olanlar, tabilerine Allah’ın haram ettiklerini onlara süslü göstererek, yaptıkları kötülükleri helal gösteriyorlar. Allah inkârcı toplulukları doğru yola eriştirmez.
Tehir [¹] etmek küfürü arttırmaktan ibarettir [²]. Kâfir olanlar bununla sapık kalıyorlar, onu bir sene helâl, diğer sene haram sayarlar, şunun için ki Allah/ın haram kıldığı ayların sayısına uygun kılsınlar da Allah/ın haram kıldığım helâl saysınlar. Onlara kötü işleri hoş görünmüştür. Allah kâfirlere hidayet etmez.
[1] Muhterem olan ayların hürmetini, dünya menfaatleri için diğer bir aya tehir etmek meselâ Receb'i Şaban'a veya Zilkade ve Zilhicce ve Muharremi Safer'den sonraya tehir etmek gibi.[2] Küfürde artması hakkın haram ettiğini helâl, helâl ettiğini haram kılmalarından dolayıdır.
(Haram ayları) Ertelemek ancak küfürde bir artıştır. Bununla (Beni Kenane'den kimileri tarafından sadece) küfre sapanlar şaşırtılıp saptırılır. Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah'ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine süslendirilmiştir. Allah, küfre sapan bir topluluğa hidayet etmez.
(Kinaneoğulları’ndan bir adam her yıl hacc mevsiminde eşeğinin sırtında Mekke’ye gelir ve şöyle derdi, “Ey ahali, ben ne kınanırım, ne hayal kırıklığına düşürülürüm ve ne de sözüm reddedilir. Biz bu yıl Muharrem ayının yasak sayılmasını ve Sefer ayının onun arkasından gelmesini kararlaştırdık!” Aynı adam ertesi yıl da gelir ve aynı girişi yaptıktan sonra şöyle derdi: “Biz bu yıl Sefer ayının yasak ay olmasını ve Muharrem ayının geriye atılarak bu aya aktarılmasını kararlaştırdık.” İşte yüce Allah bu uygulamaya işaret ediyor. Yani Allah’ın yasağını çiğneyerek herhangi bir haram ayı, bir sonraki aya aktarırlardı.)
Kutsal ve haram olan ayları öne almak veya ertelemek, şeklinde zamanı değiştirmeye çalışmak inkârcılığın en çirkinidir! Zaten doğru yolu şaşırmış olan kâfirler, bu yüzden daha derin bir sapıklığa düşüyorlar.Şöyle ki; Allah’ın kutsal kıldığı ayların sayısına görünüşte uymuş olmak için, savaşmanın yasaklandığı aylardan herhangi birini, işlerine geldiği şekilde bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyor, böylelikle de Allah’ın haram kıldığını birtakım hileli yollarla güya helâl yapıyorlar. Müşriklerin bu kötü davranışları, kendilerine şeytan tarafından güzelve çekici gösterilmiştir. Doğrusu Allah, hakîkati bile bile inkâr eden bir toplumu, asla doğru yola iletmez.Hicretin dokuzuncu yılında, Bizans İmparatorunun Müslümanlara karşı büyük bir saldırı plânladığını haber alan Allah’ın Elçisi, genel bir seferberlik ilan ederek derhâl hazırlıklara başlanmasını emretti. Hedef, dönemin en büyük askerî güçlerinden biri olan Bizans ordusuydu. Bu yüzden, eli silah tutan herkesin orduya katılması gerekiyordu. Bütün olumsuz şartlara rağmen, ordu toplanıp yola çıktı. İslâm ordusu, Medîne ile Sûriye arasında bulunan Tebük’e kadar gelmişti ki, Bizanslıların savaştan vazgeçtiği haberini aldılar. Yine de yirmi gün boyunca orada beklediler. Bu zaman zarfında, bölgedeki kabîlelerle antlaşmalar yapıldı ve bölge, büyük ölçüde İslâm devletinin egemenliği altına alındı. Böylece Müslümanlar, Arabistan’da en büyük egemen güç olduklarını herkese kabul ettirmişlerdi.Sûrenin bundan sonraki kısmı, bütünüyle Tebük seferi ile ilgili konuları ele alacaktır. Şimdi, sefer öncesine yeniden dönelim ve Medîne’de olup bitenlere bir göz atalım:Allah’ın elçisi genel seferberlik emrini vermiş, Müslümanlar bu çetin yolculuk öncesinde yoğun bir hazırlığa girişmişlerdi. Fakat gidilecek yol bir hayli uzak, mevsim ise gölgelerin arandığı, meyvelerin yetiştiği yaz mevsimiydi. Hasadı bekleyen ürünler bırakılacak ve düşmanla karşılaşmak üzere, çöllerin kavurucu sıcağında uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkılacaktı. Oysa son yıllarda yaşanan kuraklık yüzünden, halk zaten sıkıntılı günler geçirmekteydi. Bu yüzden münâfıklar sefere çıkmamak için köşe bucak saklanıyor, hattâ bazı Müslümanlar da işi ağırdan alıyorlardı. Bunun üzerine, gerek o günkü, gerekse kıyâmete kadar gelecek bütün Müslümanları şiddetli bir şekilde uyaran ve her türlü tereddüdü, yılgınlığı yüreklerden söküp atan şu ayetler nazil oldu:
Nesîe / “Haram ayların yerini değiştirmek”, İnkâr’da aşırılıktır.
İnkâr edenler onunla saptırılıyor.
Allah’ın haram kıldığının sayısına uydurmaları için onu bir yıl halâl sayıyor, bir yıl haram sayıyorlar.
Böylece Allah’ın haram kıldığı şeyleri halâl kılıyorlar.
Amellerinin kötüsü onlar için süslenip güzel gösterildi.
Kâfir Kavm’i Allah hidayete eriştirmez.
O, haram ayları ertelemek (demek olan nesî’,)1 kâfirlerin kendisiyle saptırıldığı, küfürde bir aşırılıktan başka bir şey değildir. Onlar, Allah’ın haram kıldığına, sayı bakımından uygun göstermek için onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını (akıllarınca) helal kılmış oluyorlar. İşte (böylece) onların kötü işleri, kendilerine (kendi nefisleri tarafından) güzel gösterilmiştir. Allah kâfir bir toplumu asla dosdoğru yola ulaştırmaz.
1 Nesî’: Lügatte; tehir etmek, geri bırakmak demektir. Terim anlamı ise; kameri aylardan “haram ayları” ertelemektir. Kameri aylar; Muharrem, Safer, Rabî’ul-evvel, Rabî’ul-âhir, Cumâd’el-ûlâ, Cumâd’el-uhrâ, Recep, Şa’ban, Ramazan, Şevvâl, Zilka’de, Zilhicce’dir. Kameri yıl, yaklaşık olarak 355 gündür. Bundan dolayı kameri aylar, mîlâdî takvime göre her yıl on gün önce başlar. İslâm’da ve önceki dinlerde ibâdetlerde kameri yıl ve aylar esas alınmıştır. Arap toplumu, bu on iki aydan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarını haram kabul eder, bu aylarda savaş yapmazlardı. Ancak Araplar, haccı işlerine gelen bir mevsimde yapmak ve haram ayların süresini kısaltmak için bu ayların sırasını değiştirirlerdi. Ay’ı geri bırakma yoluyla iki yılda bir meydana gelen artık bir ay, yirmi beşinci yılda artık bir yıl halini alırdı. Böylece yirmi beşinci, gerçekte ise yirmi altıncı yıl başa dönülmüş, her ay kendi yerine uymuş olurdu. Bu uygulama H. 8. yılda bu âyet indirilinceye kadar da devam etmişti. Hz. Peygamber (a.s) Veda Haccında bu âyet uyarınca “nesî”yi geçersiz ilân edip; “Zaman Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki haline tekrar döndü” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Ahmed) Sonuç olarak nesî’ ile ilgili ayet ve hadisler dikkatlice incelendiğinde, Allah’ın haram kıldığı bir şeyi helal kılmak amacıyla ibadet vakitleri üzerinde oynamak, vakit tehiri yapmak caiz değildir. Böyle bir işi yapanlar kâfir olur.
[Aylara] ilave yapmak, [onların] hakkı tanımaktan kaçınma tavırları içinde olsa olsa fazladan bir örnek, hakkı inkara yeltenenleri (daha da) saptıran bir vesiledir. 56 (Sözkonusu) bu [çoğaltmayı], ayların sayısını Allah'ın yasak kıldığı takvime uyarlamak amacıyla bir yıl olumlayıp bir yıl yasak sayıyor 57 ve böylece Allah'ın yasak kıldığı şeyi (kendilerince) meşrulaştırmaya kalkışıyorlar. 58 Kendi yaptıkları (bu) kötülük güzel görünüyor onlara. Zaten Allah hakkı tanımaktan kaçınan insanları doğru yola yöneltmez.
Ayların ve yılların yerleriyle oynamak tam anlamıyla küfürde bir zirvedir. Öyle ki kâfirler Allah’ın haram kıldığı ayların sayısını denk getirmek için onu bir yıl haram bir yıl helal sayıyorlar. Böylece Allah’ın dokunulmaz saydığını ayaklar altına alıyorlar, bu kötü işleri kendilerine güzel görünüyor. Zira Allah kâfirler toplumunu umduklarına ulaştırmaz. 9/36, 2/194- 217, 5/87, 16/116, 10/59, 35/8, 40/37, 47/14
Ayları geciktirme adeti, olsa olsa küfre yapılmış bir ilavedir:[1443] İnkârda direnenlerin çarpıtma yöntemidir bu; Allah’ın haram kıldığı ay sayısına denk getirmek amacıyla bu uygulamayı bir yıl serbest bir yıl yasak sayıyorlar ve işte bu şekilde Allah’ın yasakladığını meşru görüyorlar. Kötü fiilleri onlara pek cazip göründü; kaldı ki Allah inkâra gömülmüş bir toplumu doğru yola yöneltmez.
[1443] Nesî, “ertelemek, geriye bırakmak” anlamına. Güneş yılının aksine, 33 yılda bir çevrimini tamamlayarak
yılın tüm günlerine isabet eden ay takvimini savaş, ekonomi vb. gibi kaygılarla en uygun mevsimde dondurmak isteyen Mekke toplumunun bu iş için bulduğu bir ‘kılıfına uydurma’ yöntemidir. Ay yılını güneş yılına bu yöntemle uyarlıyorlardı. Âyetin ilk cümlesinde, anlamı “ertelemek, geriye bırakmak” olan nesî sözcüğüyle, ona kinayeli bir atıf olan ve “ilave” anlamına gelen ziyade sözcüğü arasındaki harika korelasyon hayli dikkat çekicidir. Müşrik aklın zamana sentetik müdâhalesi tek değildi. Aynı şeyi zıhar adı verilen eşini anne yerine koyma ve tebennî uygulamasıyla bir kişinin gerçek anne-babasının yerini alma konusunda da yapıyordu. Vahiy bütün bu sentetik uygulamaları reddetti (Krş:
33:4 ve
58:2).
Şüphe yok ki nesî, te'hir, (bir ayın hürmetini diğer aya bırakmak) küfrde bir ziyâdeliktir. Onunla kâfir olanlar şaşırtılır. Onu (o tehir edilen) bir yıl helâl, bir yıl da haram sayarlar ki, Allah Teâlâ'nın haram kıldığının sayısına uygun göstersinler de Cenâb-ı Hakk'ın haram kıldığını helâl kılsınlar. Onlar için kötü amelleri bezetilmiştir. Allah Teâlâ ise kâfirler olan bir kavme hidâyet etmez.
Hürmetli ayların yerlerini değiştirip ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Öyle yapmakla, kâfirler büsbütün şaşırtılırlar. Allah'ın hürmetli kıldığı sayıya denk getirmek üzere onu bir yıl helâl, bir yıl hürmetli sayarlar ve böylece Allah'ın haram kıldığını helâl kabul ederler. Kötü işleri kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah kâfirler güruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez.
Nesî uygulamasının gayesi, peş peşe gelen hürmetli aylar arasına boşluk koymak ve hac mevsimini devamlı sûrette aynı zamana denk getirmekti. Zira bu aylardaki savaş ve yağma yasağı ve ibadet uygulaması kendilerine ağır geliyordu. Ay yılı ile Güneş yılını denk getirmek için, yıla bir ay daha ekliyorlardı. Böylece hac 33 yıl boyunca gerçek tarihinin dışında yapılıyor, ancak 34. yılda gerçek Zilhıcce’de ifa edilebiliyordu. Hz. Peygamber (a.s.)’ın veda haccı, gerçek hac mevsimine denk gelmişti. Hicri 9. yıldaki veda haccından beri hac günleri gerçek tarihinde yapılmaktadır. Oysa nesî uygulaması, ibadetleri farklı mevsimlerde uygulatmayı dileyen, ilahî hikmete aykırı idi. Kâfir, iradesini hep küfür yolunda ısrar etmeye sarf ederse, Allah zorla onu hidâyete erdirmez. Bundan, şu mâna da kasdedilebilir: “Allah o kâfirleri, emellerine nail etmez, onlara muvaffakıyet yollarını göstermez.”
(Haram ayını) Ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkar edenler, onunla saptırılır. O(haram ayı)nı bir yıl helal sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısını denk getirip, Allah'ın haram kıldığını helal yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü, kendilerine süslü gösterildi. Allah, kafirler toplumuna yol göstermez.
Ka'be ziyâreti, bütün Arabistan'ın ortak ibâdeti haline gelince Araplar, hac mevsimini, herkesin kolayca gelip gidebileceği ılımlı bir mevsime getirmeye gerek duymuşlardır. Arapların kullandıkları Ay takvîminde Ay yılı, Güneş yılından kısa olduğundan, hac mevsimi, yılı dolaşmakta, çok sıcak yaz günlerine veya çok sıcak kış günlerine de rastlamakta idi. Bu çok sıcak veya soğuk mevsimler, gelen hacıların sayısının düşmesine, dolayısıyle ticâretin durgunlaşmasına, ekonominin gerilemesine neden oluyordu. İşte hac ibâdetini her zaman ılımlı bir mevsime rastlatmak için nesî'e denilen şu uygulamaya başvurdular: Güneş yılındaki fazlalık bir aya vardığı zaman, o artık yılı on üç ay kabul ediyorlardı. Güneş yılından 11 gün eksik olan Ay yılı , üç yılda 33 gün fazlalık verir. İşte her üç yılda bir yıl, 13 ay hesabedilince ayların yerleri de değişir. Muharrem Ayı Safere, Safer Rebî'u'l-Evvel'e, Rebî'u'l-evvel Rebî'u's-sânîye, Rebî'u's-sânî Cumâdâ'l-ûlâ'ya, Cumâdâ'l-ûlâ Cumâdâ's-sâniye'ye, Cumâdâ's-sâniye, Receb'e, Receb de Şa'bân'a rastlar. Hac mevsimi değişmiş olur.
Nesî işi, kâfirlik döneminde yapılan eklemeden başka bir şey değildir. Kâfir olanlar, onunla şaşırtılmıştır. Onu (Hac ayı olan Zilhicce’yi) bir yıl helal, bir yıl haram kılarlar ki hem Allah’ın haram kıldığının sayısına uygun getirsinler hem de Allah'ın haram kıldığını helâl kılsınlar. Kötü işleri onlara güzel gösterilmiştir. Allah, o kâfirler topluluğunu yola getirmez.
[*] Kameri takvim ile güneş takvimi arasındaki yıllık 11 günlük fark nedeniyle Hac dönemi her güneş yılı geri kaymaktadır. Bu durum Hac döneminin Mekke'lilerin avantajlı olduğu bir mevsimde sabit kalmasını engellemektedir. Mekkeliler bu durumu değiştirmek için kameri ayları bir yıl Allah'ın düzenine göre, bir yıl kendi menfaatlerine göre düzenlemeye kalkmışlardır. Bu manipülasyonun adı "Nesî" dir.
Saptırmak için haram ayların yerlerini değiştirip, geciktirmek küfürde ileri gitmektir. Kafir olanlar, Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için onu bir yıl haram bir yıl helal sayıyorlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Kötü hareketleri kendilerine güzel görünüyor. Allah kafir toplumu doğru yola çıkarmaz.
Haram ayların yerini değiştirmek, kâfirlikte ileri gitmekten başka birşey değildir. İnkâr edenler bununla sapıklığa düşüyor ve Allah'ın haram kıldığı süreyi denkleştirmek için onu bir yıl helâl, bir başka yıl da haram kabul ediyorlar; böylece Allah'ın haram kıldığı şeyi helâl sayıyorlar. Kötülükleri onlara işte böyle hoş görünüyor. Kâfirler güruhuna Allah elbette yol göstermez.(12)
(12) Haram aylardan üç tanesi ard arda geldiğinden, bu kadar uzun süre savaşmadan ve yağmalamadan durmak müşriklere güç geliyor, bu yüzden haram ayların arasına fazladan bir ay katmak, bir senenin haramlığını başka seneye ertelemek gibi düzenlere başvurarak, işi, kendi akıllarınca kitabına uydurmuş oluyorlardı.
Haram ayları ertelemek, küfürde bir artırmadır ki, onunla inkâr edenler saptırılır. Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl haramlaştırırlar ki, Allah'ın yasakladığının sayısını denkleştirip Allah'ın haram kıldığını helalleştirsinler. Amellerinin kötülüğü kendilerine süslü gösterilmiştir. Allah, küfre batan bir topluluğu iyiye ve güzele kılavuzlamaz.
bayıķ girü bıraķmaķ artuķdıķdur kāfirliķ içinde. azar anuñ-ile anlar kim kāfir oldılar. ḥelāl eylerler anı bir yıl daħı ḥarām eylerler anı bir yıl tā muvafıķ olalar śaġıśına anuñ kim ḥarām eyledi Tañrı daħı ḥelāl eylerler anı kim ḥarām eyledi Tañrı. bezenildi anlaruñ içün 'amellerinüñ yavuzlıġı. daħı Tañrı ŧoġru yol göstermez ķavma kim kāfirlerdür.
Te’ḫīr eylemek muḥarrem aylaruñ ḥürmetini özgeye artuḳluḳdur küfrde.Azar anuñ bile kāfirler; ḥalāl iderler anı bir yıl, daḫı ḥarām iderler anı biryıl muvāfıḳ olmaġ‐ıçun ṣaġışına Tañrı Ta‘ālā ḥarām eyledügi aylaruñ, ḥattā kiḥalāl eyleyeler Tañrı Ta‘ālā ḥarām eylegeni. Bezendi anlara yaman ‘amelle‐ri. Daḫı Tañrı Ta‘ālā hidāyet virmez kāfir ḳavme.
Həqiqətən, (haram ayları) gecikdirmək (məsələn, rəcəbi şə’bana və ya zülqə’də, zülhiccə və məhərrəmi gecikdirib səfərə, yaxud başqa bir aya saxlamaq) ancaq küfrü artırmaqdır ki, bununla kafir olanlar (doğru yoldan) azdırılarlar. Onlar Allahın haram etdiyi ayların sayını düzəltmək, Allahın haram buyurduğunu halal etmək məqsədilə onu (gecikdirilən ayı) bir il halal, bir il haram sayarlar. (Ayları gecikdirmək, yerlərini dəyişdirmək və qəməri ilə daha bir ay əlavə etməklə haram olan bir ayı bə’zən halal, halal olan bir ayı da bə’zən haram hesab edərlər). Pis əməlləri onlara gözəl görünmüşdür. Allah kafir qövmü doğru yola yönəltməz!
Postponement (of a sacred month) is only an excess of disbelief whereby those who disbelieve are misled, they allow it one year and forbid it (another) year, that they may make up the number of the months which Allah hath hallowed, so that they allow that which Allah hath forbidden. The evil of their deeds is made fair-seeming unto them. Allah guideth not the disbelieving folk.
Verily the transposing(1297) (of a prohibited month) is an addition to Unbelief: the Unbelievers are led to wrong thereby: for they make it lawful one year, and forbidden another year, in order to adjust the number of months forbidden by Allah and make such forbidden ones lawful. The evil of their course seems pleasing(1298) to them. But Allah guideth not those who reject Faith.*
1297 To meddle with an old-fashioned custom of close time for warfare during Prohibited or Sacred Months was not only a demonstration of the Unbelievers against the Muslims on account of their Faith, but was wrong and unjust in itself, as it abolished a wholesome check on unregulated warfare, and prejudiced the law-abiding side by arbitrary decisions. 1298 Cf.
6:122. The lawless man thinks he is doing a great thing in getting the better of those who are careful to observe a law they believe in. But the lawless man loses the guidance of Faith, which is a symbol of his being guided by Allah; he will therefore lose in the end.