Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6037, sondan 200. ayet; 90. sure ve bu surenin 14. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 6, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 2091 olarak hesaplanmıştır.
Ev it’âmun fî yevmin żî mesġabe(tin)
14,15,16. Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
İnsana lutfedilen duyu organlarından söz edildikten sonra ona, “iki yol”un da gösterildiği belirtilmektedir. Duyu organları dış dünyadan bilgi edinme araçlarıdır; “iki yol” ise genellikle “iyilik ve kötülük yolları” olarak açıklanmış olup bu ifade insanın, olgular ve eylemler üzerine “doğru-yanlış, iyi-kötü” şeklinde hüküm verme ve tercihte bulunma yetenekleriyle donatıldığı anlamına gelir. Böylece bu iki kısa âyette veciz bir üslûpla Allah Teâlâ’nın insana bilgi edinme, düşünüp yargıda bulunma ve seçim yapma yetenekleri lutfederek bu yetenekleriyle onu yeryüzünün en seçkin varlığı halinde yarattığı anlatılmaktadır. Bu yetenekler aynı zamanda insanın bir ödev ve sorumluluk varlığı olmasını da gerektirmiştir. İşte 11. âyette bu sorumluluğu yerine getirmeyenler kınanmakta; ardından da o dönem toplumunun en ağır sorunlarıyla ilgili başlıca ödevler sıralanmaktadır. Bunlar, köleleri özgürlüklerine kavuşturmak, yetimi ve yoksulu doyurmak, birbirine sabırlı ve merhametli olmayı tavsiye etmektir. İslâm’ın sosyal ahlâkının kapsamlı bir özeti olan bu ifadeler, eski deyimiyle tahdîdî değil tâdâdîdir; yani sınırlayıcı değil, örnek göstericidir. Kuşkusuz iyilikler imanla birlikte değer kazanacağı için 17. âyette inananlardan olma şartı da getirilmiştir. Buradaki “inanma”, “yapılan iyiliğin faydasına ve gerekliliğine inanma” olarak da yorumlanmıştır (bk. Şevkânî, V, 521). Rivayete göre Hakîm b. Hizâm adlı bir sahâbî, Hz. Peygamber’e, “Yâ Resûlellah! Vaktiyle ben Câhiliye döneminde sadaka verir, köleleri özgürlüklerine kavuşturur, akrabalarımla yakından ilgilenir, buna benzer iyilikler yapardım. Bunlardan sevap kazandım mı, ne dersiniz?” diye sorunca Hz. Peygamber, “Müslüman oldun ve artık bütün o iyiliklerinin sevabını alacaksın” buyurmuşlardır (Müsned, III, 402). 18. âyet iyilik ve doğruluğun, iyi müslüman olmanın sözde değil, yukarıdaki âyetlerde çerçevesi çizilen bir inanç, zihniyet ve yaşayışta olduğunu göstermektedir. Allah’ın âyetlerinin gösterdiği yol budur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler ise bu yoldan da sapmış olacakları için 19. âyette onlar, “bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlar” diye anılmıştır; son âyette de bunların nihaî âkıbeti hatırlatılmıştır.
14,15,16. Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
11,12,13,14,15,16. Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Veya darlık ve yoklukta doyurmaktır;
Ya da (sarp yokuş;) şiddetli açlık gününde (ve kıtlık döneminde fakir ve sahipsiz kimseleri) doyurmaktır, (ihtiyaçlarını karşılamaktır.)
Yahut açlık, kıtlık gününde doyurmak.
Veya açlık, kıtlık zamanlarında açları doyurmaktır,
Kıtlığın yaygın olduğu bir günde, bir dönemde kendisi açken başkasını doyurmaktır.
Yahut açlığın olduğu bir günde doyurmaktır:
Ya da açlık gününde doyurmaktır,
Yahud şiddetli bir açlık gününde yemek yedirmektir.
14,15. Açlık gününde, yakın olan bir öksüzü, ya da, bir kül yoksulu doyurmaktır!
Yahut kıtlık ve yokluk zamanında aç kişiyi doyurmaktır.
Bolluk zamanında doyurmayan yokluk zamanında nasıl doyuracak? Günümüz insanı israf etmeyi, lüks ve gösterişli hayatı bir medeniyet olarak biliyor, bencil yaşamayı benimsiyor ve bunu bir hayat tarzı olarak görüyor, infak etmeyi, paylaşmayı büyük bir kayıp olarak değerlendiriyor, insanları sosyal statülere ayırarak üst, orta ve alt sınıf olarak gruplara ayırıyor ve kendisini her zaman üst sınıfta görmek istiyor ve bunun için her yolun kendisine mubah olduğunu düşünüyor.
14,15,16. Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.
11, 12, 13, 14, 15, 16. Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır.
Kıtlık anında doyurmaktır:
Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
Veya salgın bir açlık gününde yemek yedirmek
yahud (salgın) bir açlık gününde yemek yedirmekdir,
14,15,16. Veya bir açlık gününde akrabâlığı olan bir yetîmi veya toz toprak içinde kalmış bir yoksulu doyurmaktır.
Yahut aç olan birisini, aç olduğu günde,
Ya da açlık gününde doyurmaktır.
(Yüce Allah sarp yokuşu ve onun yapısını açıklamaya İslam davasının sunulduğu özel çevrenin (toplumun) en çok ihtiyaç duyduğu bir nesne ile başlıyor. Çile çeken boyunları esirlik zincirinden kurtarmak ve yoksullara yemek yedirmek. Azgın ve inkârcı bir toplumun kendilerine çok katı davrandığı zavallıların karınlarını doyurmaya çok ihtiyaç vardır. Sonra yüce Allah bir olguya değiniyor. Bu olgu herhangi bir topluma, zamana özel değildir. İnsanlar sarp yokuşu kurtuluşa doğru aşarlarken o olgu ile mutlaka yüz yüze gelirler)
Ya da, dar günde doyurmaktır;
Yahut kıtlık olan günde yemek yedirmektir,
14,15,16. Veya bir kıtlık gününde yakınında olan bir yetimi veya açlıktan kıvranan1 yoksulu doyurmak,
1 Metrabe: Toprak mânâsına gelen “türab”tan mimli mastar olup, “topraklanmak” demektir. Ancak bu kelime kinâye olarak, “açlığın şiddetinden toprak yalayan fakir” anlamında kullanılmaktadır. (Kurtubî)
yahut [kendi] aç iken (başkasını) doyurmaktır,
Veya kıtlık zamanında bir fakiri doyurmaktır. 76/7...24
veya açlık gününde (yoksulu) doyurmaktır;
Yahut bir kıtlık gününde yemek yedirmektir.
Kıtlık zamanında yemek yedirmektir.
Yahut açlık gününde doyurmaktır:
Veya kıtlık gününde yemek yedirmektir,
Veya açlık gününde doyurmaktır.
Yahut kıtlık gününde yemek yedirmektir:
Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,
yā yidürmekdür bir günde açlıķ issi
Yā yimek yidürmekdür bir günde ki ḳatı ḳızlıḳdur,
Yaxud aclıq günü (zamanı) yemək verməkdir -
And to feed in the day of hunger
Or the giving of food in a day of privation(6141)*
6141 Feed those who need it, both literally and figuratively; but do so especially when there is privation or famine, literal or figurative, i.e., when or where the sources of sustenance, physical, moral, or spiritual,