Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6027, sondan 210. ayet; 90. sure ve bu surenin 4. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 20 ve toplam ebced değeri ise 1224 olarak hesaplanmıştır.
Lekad ḣalaknâ-l-insâne fî kebed(in)
1,2,3,4. Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
“Belde” veya “şehir”den maksat Mekke’dir. “Ana baba ve bunlardan meydana gelen çocuklar”ın kimler olduğu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunlar, “Âdem ve zürriyeti, Nûh ve soyu, İbrâhim ve soyu, Hz. Muhammed ve soyu, genel anlamıyla anne baba ve çocuklar” şeklinde özetlenebilir. Taberî, gerekçelerini açıklayarak bizim de katıldığımız son mânayı tercih etmiştir (bk. XXX, 125). Müfessirler 2. âyetteki hill kelimesinin farklı anlamlarından hareketle âyete şu mânaları da vermişlerdir: a) “Bu şehirde hayvan ve bitkilerin bile dokunulmazlığı olduğu halde müşrikler sana eziyet etmeyi helâl sayıyorlar.” Bu takdirde âyette müşriklerin kutsal kentin hürmetini çiğneyerek Hz. Peygamber’e eziyet etmeleri kınanmaktadır. b) “Bir gün gelecek Mekke’yi zalim putperestlerin elinden kurtarman gerekecek ve o zaman kentin dokunulmazlığı senin için geçici olarak kaldırılacaktır.” Bu takdirde ise Hz. Peygamber’in ileride bu kenti fethedeceği ve fetih sırasında şehirde çatışmaya girmesine geçici olarak izin verileceği bildirilmiş demektir. Nitekim öyle de olmuştur (Şevkânî, V, 517-518; Elmalılı, VIII, 5825). 4. âyette geçen kebed kelimesi “acı, sıkıntı, baskı, imtihan, dayanma gücü vb.” anlamlara gelmektedir. Bu da insanın, doğduğu günden öleceği güne kadar az veya çok sıkıntılar, ihtiyaçlar, acılarla karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu gösterir. “Hayat mücadelesi” ifadesinin genel kabul görerek kullanılması da insanın dünya hayatının “mücadele” şeklinde özetlenebileceğini göstermektedir. Bu durum aynı zamanda insana mücadele gücü ve iradesi de kazandırmaktadır. Âyetlerde ayrıca Hz. Peygamber’in karşılaşacağı güç şartlara, müşriklerin ona uygulayacağı baskılara da işaret edilmektedir.
Şüphesiz ki biz insanı zorluklar konusunda (dayanıklı) yarattık.
Biz, insanı zorluklar içinde yarattık.
Biz insanı gerçekten zorluk arasında yarattık.
Gerçekten Biz insanı sıkıntı ve zorluklar içinde (yetişen çok harika bir sanat eseri ve mükemmel bir fabrika biçiminde) yaratmışızdır. (Hâlâ çoğu akledip anlamıyorlar.)
Gerçekten de biz insanı sıkıntı içinde yarattık.
gerçekten biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan ile yüklü bir hayat içerisinde yarattık.
Ana rahminden ölünceye kadar, sıkıntı, eziyet, mükellefiyet ve binbir güçlüklerle karşı karşıya yarattık biz insanı.
Andolsun ki, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.
Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.
Doğrusu biz, insanı bir meşakkat içinde yarattık.
Biz, insanı sıkıntı ve zorluklarla yoğurarak yaratık.
Biz insanı güçlük içre yarattık
Biz insanı (hayatında karşılaşacağı) birtakım zorluklara, sıkıntılara dayanacak şekilde yarattık.
İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.
1, 2, 3, 4. Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
İnsanı zorluklar arasında (direnmesi için) yarattık.
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
Hakikaten biz insanı bir meşakkat içinde yarattık
ki biz insanı, andolsun, meşakkat içinde yaratdık.
(Ki) insanı, gerçekten bir meşakkat içinde (olmak üzere) yarattık.
Biz insanı güçlüklere dayanıklı olarak yarattık.
Elbette biz insanı meşekkat içinde yarattık.
Ki şüphesiz biz insanı bir zorluk içinde yarattık.
Biz insanı, birçok acılar, sıkıntılar ve zorluklar arasında mücâdele ederek çetin bir sınavdan geçmesi için yarattık.
Gerçekten İnsan’ı kebed / zorluk içinde yarattık.
Gerçekten Biz insanı, sıkıntılarla (mücadele etmesi için) yarattık.
Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan [ile yüklü bir hayat]a gönderdik. 3
Biz insanı meşakkatlere dayanıklı yarattık. 3/195, 13/22
Hakikaten Biz insanoğlunu farklı meşakkatlere dayanıklı yarattık.[5730]
[5730] Veya: “dengeli ve uyumlu”. Sadece burada geçen kebedîn hem “meşakkat” hem de “güç ve kudret” mânalarına dayanarak. Ayrıca bu mâna, bir sonraki âyetle uyum içindedir.
Muhakkak ki, Biz insanı elbette bir meşakkat içinde (bulunacağı bir mahiyette) yarattık.
Biz insanı, imtihan ve çile yüklü bir hayata gönderdik. [82, 6-7; 95, 4-5]
Biz insanı zorluk arasında yarattık.
İnsanın, insan haline gelişi, pek büyük zamanları almıştır. Ve insanın meydana gelmesi için bütün dünyâ, bütün kâinât seferber olmuştur. Bu kadar özenle yaratılmış olan insan da başı boş bırakılacak değildir. Onun çevresini pek çok güçlük sarmıştır. İnsan, bu güçlüklere katlanmak, bunları yenmek zorundadır. İnsan, güçlüklerle uğraştığı ve onları yendiği ölçüde değer kazanır.
İnsanı, zorlukları aşacak güçte yaratmışızdır.
“İnsanı dosdoğru/dayanıklı olarak yaratmışızdır.
Biz insanı zorluklar için yarattık.
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
bayıķ yarat(t)uķ “ādemį ķatılıķ maşaķķat içinde.
Taḥḳīḳ biz yaratduḳ Ādem oġlını zaḥmet içinde.
Biz insanı məşəqqətdə yaratdıq! (İnsan doğulduğu gündən qəbir evinə gedənə qədər əzab-əziyyət içində çalışıb çabalayır, həyat boyu müxtəlif çətinliklərlə üzləşər. Bu, ilahı bir hikmətdir, həyatın qanunudur!)
We verily have created man in an atmosphere:
Verily We have created man into toil and struggle.(6133)*
6133 Cf. "Man is born unto troubles as the sparks fly upward" (Job,
5:7); "For all his days are sorrows, and his travail grief (Ecclesiastes,
2:23). Man's life is full of sorrow and vexation; but our text has a different shade of meaning: man is born to strive and struggle; and if he suffers from hardships, he must exercise patience, for Allah will make his way smooth for him (6
5:7;
94:5-6). On the other hand no man should boast of worldly goods or worldly prosperity (see verses 5-7 below).