Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6051, sondan 186. ayet; 91. sure ve bu surenin 8. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 3, harf sayısı 20 ve toplam ebced değeri ise 985 olarak hesaplanmıştır.
Fe-elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ
7,8,9. Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Bu tür doğal varlıklar ve olaylar üzerine yemin edilmesi hem evrenin genel düzenine, bunun insanlar için taşıdığı faydalara ve bu düzeni yaratıp yaşatan ilâhî kudretin büyüklüğüne hem de sonraki âyetlerde ele alınan konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlar. “Kuşluğu” diye çevirdiğimiz duhâhâ tamlamasına “güneşin ışığı, aydınlığı, sabah vakti, gündüz” gibi mânalar da verilmiştir (Şevkânî, V, 524). Ayın yani ışığının güneşin ardından gelmesi, ışığını ondan almasını veya güneş batınca ardından ayın doğmasını yahut ayın ilk göründüğü hilâl durumunu ifade eder. 7. âyette insan (nefs) üzerine yemin edilmesi onun fıtrî üstünlüğüne işaret eder. “Nefsin (insanın özü olarak) şekillendirilip düzenlenmesi”nden maksat ona maddî ve mânevî güçlerin yerleştirilmesi, her gücün yapacağı görevin tayin edilmesi ve nefse bu güçleri kullanacak organların verilmesidir. 8. âyetteki fücûr her türlü kötülüğü, günah ve sapmayı; âyette fücûrun karşıtı olarak kullanılan takvâ ise burada doğruluk, iyilik ve hak yolda kararlılığı ifade eder. Aynı âyetteki elheme fiilinin masdarı olan ilham, bu bağlamda fücûr ve takvâ kelimeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, “Allah Teâlâ’nın insanın fıtratına doğru ve yanlışı, iyilik ve kötülüğü, günah ve sevabı bilme, tanıma, ayırt etme, birini veya diğerini seçip yapma gücü ve özgürlüğü vermesi”; dolayısıyla “insanın her türlü deney ve öğrenimden önce, apriorik olarak bu yeteneklerle donanmış bulunması” şeklinde açıklanabilir. Böylece Kur’an’ın insan anlayışının bir özeti sayılabilecek olan 7-8. âyetler, insanın ahlâkî bakımdan çift kutuplu bir varlık olduğunu, iyilik veya kötülük yollarından dilediğini seçebilecek bir tabiatta yaratıldığını ve onun kurtuluş veya mahvoluşunun bu seçime bağlı bulunduğunu göstermektedir.
Sonra da ona ([nefs]e), kötülük ve [takvâ] (duyarlılık) kabiliyetini verene ki
Bu ayet A‘râf
7:172, Rûm
30:30 ve Hucurât
49:7. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
1,2,3,4,5,6,7,8. Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki, [762][763]
[762] Şems sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 147.[763] Yemin edilen 11 varlık hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 149-156.
Sonra ona fücurunu¹ ve takvasını² ilham³ etti.
1. Kötü, bozguncu, samimiyetsiz, yalancı, hak-hukuk tanımaz, düzenbaz, zalim; kısacası din diyanet tanımamak, dinin sınırlarını çiğneyerek onun dışına çıkmak demektir. İmanın dışa yansıması nasıl ki birr, takva, sâlihâtı yapmak ise, küfrün dışa yansıması da “fucur”dur. 2 . Fucurdan/ Kötülükten korunma. 3- İlham, sözcük olarak “yutmak” demektir. Allah'ın kullarının kalbine attığı, ona ulaştırdığı şeyler için kullanılmaktadır. Bu ulaştırma içe yerleştirme anlamında “yutturma” gibidir.
Sonra da (her nefse) fücurunu (kötülüklerini) ve takvasını (küfür ve kötülükten sakınma çarelerini) ilham edip (öğreten yüce Rabbe yemin olsun ki).
Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.
sonra da o insana kötü ile iyiyi, doğruluk ile sapıklığı birbirinden ayıracak özellik ve ölçüyü öğretene veya insanlara hayrı ve şerri, itaat ve isyanı ilham ile öğreten Allah'a.
Andolsun nefsi, insanı, günah işleme, mantıklı düşünme ve dinin dışına çıkma zaaflarıyla, vicdan azabıyla; takva esaslarını-Kur'an esaslarını benimseme ve hayata geçirme, Allah'a sığınma, emirlerine yapışma, günahlardan arınma, azaptan korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla özgürce şahsiyetini geliştirme, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma kabiliyetiyle donatana!
Sonra ona kötülüğe eğilimini ve takvasını ilham edene.
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
Sonra da o nefse, isyanını ve itaatını öğretene ki,
O nefse bozulma ve korunmayı yanlış ve doğruyu ilham edene (yapısına) andolsun ki
Ona kötülüğü, ona iyiliği öğretene ant içerim ki
Sonra da ona kötülük ve iyilik kabiliyeti/eğilimi ilham edene andolsun ki,
Yani “insana doğru ile yanlışı ayırt etme yeteneği veren Allah, onu günah işlemek, zararlı düşünmek, mantıksız davranmak, vefasızlık etmek, haddi aşmak gibi kötü zaaflarla donatırken aynı zamanda merhamet etmek, sevmek, saygı duymak, yardımlaşmak, dürüstlük, doğru sözlülük, sadakat, kötülüğe karşı çıkmak, mazlumun yanında yer almak gibi güzel hasletleri de ona ilham etmiştir. Bununla birlikte hakikatin bütün güzelliklerini ortaya koyan kitaplar göndermiştir. Bu kitaplardaki öğretileri benimseme ve hayata geçirme, günahlardan arınarak sorumluluk şuuruyla şahsiyetini geliştirme, sosyal bir varlık olarak doğaya, insanlara ve diğer canlılara karşı bilinçli davranma kabiliyeti vermiştir.”
Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki:
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10. Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
Sonra da ona kötülüğünü ve erdemliliğini bildirene andolsun ki;
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
Sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham eyliyene ki
sonra da ona hem kötülüğü, hem (ondan) sakınmayı ilham edene ki,
Sonra da ona (o kişiye) günâhını ve takvâsını (neyin isyan, neyin itâat olduğunu bildirerek) ilhâm edene (yemîn olsun)!
Nefse günah işlemeyi ve korunmayı (nefsin kendisi) ilham etmiştir.
Sakınma yollarını akılla ilham eden hakkı için [²],
[2] Veya yapması, düzeltmesi, ilham etmesi hakkı için.
Sonra ona kötülüğü ve ondan sakınmayı ilham edene.
Sonra da ona doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme yeteneği bahşeden; bununla birlikte hakîkati apaçık ortaya koyan ayetler göndererek, ona kendisi için neyin iyi, neyin kötü olduğunu öğreten yüce Rabb’e!
Derken, fücurunu / kötülüğünü ve takvâsını / sakınıp korunmasını ona ilham edene!
Sonra da onun gönlüne, kötülük ve iyilik yapma kabiliyetini verene yemin olsun ki,1
1 İlham: Bir şeyi bir defada yutturmak, bir manayı gönüle yerleştirmek demektir. Fücur; hak yoldan çıkmak, edepsizlik etmek, Takva ise, nefsi edepsizlikten kurtarmak ve korunmak demektir. Peygamberler dışındaki bazı kimselere Allah’ın zaman zaman gönderdiği ve din adına bir hüküm ifâde etmeyen, bir tür vahiydir. “Arıya vahiy” ise Allah’ın onu gizli bir şekilde terbiye ederek ona, o his ve sanatı mükemmel bir şekilde öğretmesi, demektir. Bütün varlıklardaki, bugün içgüdü denilen şey de aslında, Allah’ın arıya vahyi gibi, o varlığa bir vahyidir. (Nahl: 68) “Bir nefse fücurunu ve takvasını ilham etmek”; fücurun, nefse zarar vermek, takvanın nefsi korumak olduğunu duyurmak ve fücur olan işlerden sakınıp takva olan işleri yaparak korunmak lâzım geldiğini ilham etmek demektir. Bu ilham, fıtrî olarak her nefis için geçerlidir ve insan aklıyla bunları bilemez. (Elmalılı) Allah’ın, Peygamberlerle bunları bize kolayca öğretmesi, bizim için büyük bir lütuftur. Her ne kadar mutasavvıflarca bu ayet, “nefs-i mülhimeye” delil olarak gösterilirse de böyle bir nefis tasnifi tamamen keyfidir.
ve nasıl ahlakî zaaflarla olduğu kadar Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını! 6
Bu çerçevede ona hem iyiyi hem de kötüyü ilham edecek olan iç donanıma. 30/30, 41/52-53
ve nihayet insan benliğine iyiyi ve kötüyü tanıyıp sorumsuz ve sorumlu davranma yeteneğini[5752] yerleştiren (şahit olsun) ki:[5753]
[5752] Takvânın muhtemelen iniş sürecinde ilk kullanıldığı yer burasıdır. Kök mânası, “biri diğerine zarar veren iki şey arasına engel koyarak zarar göreni zarar verenden korumak” demektir. İttekâ bi-teresihi “kalkanıyla kendini korudu/sakındı” denilir. Bir sahabi, savaşın en şiddetli anında Allah Rasûlü’nün ardına sığınarak korunduklarını ittekaynâ bi-rasûlillah cümlesiyle dile getirir. Allah Rasûlü takvâyı şöyle açıklar: “Birbirinize haset etmeyiniz! Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı methedip fiyatını arttırmayınız! Birbirinize buğzetmeyiniz! Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyiniz! Sizden bazılarınız diğer bazılarınız üzerine alışverişe girişmesin! Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz! Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümana zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takvâ işte budur/buradadır.” Rasulullah “takvâ işte buradadır” sözünü üç defa tekrarladı ve her seferinde eliyle göğsünü gösterdi.” (Müslim, Birr 32). Bu hadis ekonomik, sosyal, ahlâkî, dinî ve siyasal her alanda tavsiyeler içermektedir. Nebi bunların tümünü takvâ başlığı altında ele alabilmektedir. Bu da bizi “insanı sorumlu hareket etmeye götüren sorumluluk bilinci” tarifine ulaştırır.
[5753] İlhâm, “bir şeyi yutmak” anlamındaki el-lihâmdan türetilmiştir. İmtihan sırrı gereği sanki iyi ve kötü, bir Tuba ve Zakkum tohumu gibi insana yutturulmuştur. İnsan bunlardan hangisini iradesiyle seçer ve sularsa o gelişecektir.
Sonra da ona günahını ve takvâsını ilham etmiş olana (andolsun ki),
8, 9. Ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki: Nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran, felaha erer. [90, 10; 76, 3]
Ona bozukluğunu ve korunmasını (isyanını ve ita'atini) ilham edene andolsun ki:
Sonra yaptığının kötü veya iyi olduğunu ilham edene yemin olsun ki
[*] İlham, Allah'ın, kulunun kalbine bir şey doğurmasıdır
Sonra da ona kötülüğü ve korunmayı ilham edene..
Kötülüğünü de, iyiliğini de ona ilham edene:
Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,
[316a] göñline bıraķdı anuñ ya'nį bildürdi buyruķdan çıķmaġını daħı śaķınıcılıġını
İlhām eyledi aña yamanlıġı ve yaḫşılıġı.
Sonra da ona günahlarını və pis əməllərdən çəkinməsini (xeyir və şəri) öyrədənə ki,
And inspired it (with conscience of) what is wrong for it and (what is) right for it.
And its enlightenment as to its wrong and its right;-