Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6076, sondan 161. ayet; 92. sure ve bu surenin 18. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 17 ve toplam ebced değeri ise 1690 olarak hesaplanmıştır.
Elleżî yu/tî mâlehu yetezekkâ
17,18. Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir’in bu yaptıklarını bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddiaya karşı cevap da olabilecek şu önemli husus dile getirilmektedir: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış hiçbir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir nimet elde etmek gerektiğini, karşılıksız iyilik yapılamayacağını düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah’ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de bir karşılık elde etmek için değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır. “Takvâ ehli” diye çevirdiğimiz etkå kelimesinin kök anlamı, “büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur’an’da ağırlıklı olarak, “kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak” anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar “alev alev yanan ateş”e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından, razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.
O ki (malını) vererek arınır.
17,18. Arınmak uğruna malını hayra harcayan takvâ sahipleri, o ateşten uzak tutulacaktır.
O ki malını vererek arınır.
Ki o, malını (Allah yolunda) vererek temizlenip-arınmıştır.
Öylesine ki malını verir de özünü tertemiz bir hale kor.
Onlar ki, mallarını ve öz benliklerini arındırmak için başkalarına harcarlar.
Allah yolunda servetlerini verenler, temizlenip vicdanlarını arındıranlar da, ateşten uzaklaştırılacaktır.
Ki o malını vererek arınır.
Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.
Malını (hayra) veren, (gösteriş yapmıyarak) temizlenen...
O ki arınmak için malını verir.
17,18. Özleri temiz olup, malını da esirgemez olanla, sakınç bir kimse, ondan uzak kalacak!
O ki, malını Allah rızası için vererek (haktan) arındırır.
17,18. Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur.
17, 18. Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan (ateşten) uzak tutulur.
O ki malını vererek temizlenir;
O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.
O, ki malını verir, tezekkî eder
17,18. Halbuki çok sakınan, malını (Allah nezdinde sırf) temizlenmek için veren ondan uzaklaşdırılacakdır.
17,18. Malını (Allah katında) temizlenmek için veren, (günahlardan) en çok sakınan(mü'minler) ise, ondan uzaklaştırılacaktır.
Malından ihtiyaç sahiplerine vererek temizleneler de o korunanlardır.
17, 18. Sakınan, özü Allah yanında pâk olur diye malını veren, o ateşten uzak düşecek.
O malını vererek temizlenip arınan kimse.
Arınmak amacıyla malını harcayan o fedâkâr müminler.
Arınmak üzere malını veren!
17,18. Ve Allah yolunda malını verip (günâhlarından) temizlenerek, hakkıyla korunan ise, ondan uzaklaştırılacaktır.
arınmak için servetini [başkalarına] harcayanlar,
Çünkü o, malını karşılıksız verdi ve böylece arındı. 2/271, 9/103
o ki, malını gönülden verir ve arınıp gelişir;[5772]
[5772] Yani Allah katında arınmak ve manen gelişmek için verir, riya ve gösteriş için değil. el-İtâ’, el-i‘tâdan farklı olarak “kolaylıkla vermeyi” ifade eder. “Gönülden” karşılığının gerekçesi budur.
Öyle muttakî ki, malını verir temizlenir.
17, 18. Ama Allah'a karşı gelmekten çok sakınan ve gönlünü arındırmak için Allah yolunda mal harcayan ise ondan uzak tutulur.
O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.
O da malını verip kendini geliştiren kimsedir.
O, malını bağışlayıp da arınan kimsedir.
O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.
17-18. daħı tįz ıraķ olına andan śaķınıcıraķ ol kim virür malını arıtmaķ ister Tañrı ķatında.
Virür mālını Allāh yolına zekāt‐ıçun.
O kimsə ki, malını (Allah yolunda) verib (günahlardan) təmizlənər,
Who giveth his wealth that he may grow (in goodness),
Those who spend their wealth(6171) for increase in self-purification,(6172)*
6171 The spending may be for charity, or for good works, such as advancing the cause of knowledge or science, or supporting ideals, etc. "Wealth" must be understood not only for money or material goods, but also for any advantage or opportunity which a man happens to enjoy, and which he can place at the service of others. 6172 The Arabic root word zaka implies both increase and purification, and both meanings may be understood to be implied here. Wealth (understood both literally and metaphorically) is not for selfish enjoyment or idle show. It is held on trust. It may be a trial in itself, from which a man who emerges successfully is a man all the purer in his life; and even if he was a good man before, his proper use of his wealth increases his position and dignity in the moral and spiritual world.