Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6078, sondan 159. ayet; 92. sure ve bu surenin 20. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 21 ve toplam ebced değeri ise 1800 olarak hesaplanmıştır.
الا ابتغاء وجه ربه الاعلى
İllâ-btiġâe vechi rabbihi-l-a’lâ
19,20. O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).[584]
Rivayete göre, Hz. Ebubekir, Bilâl-i Habeşî’yi efendisinden satın alıp hürriyetine kavuşturunca müşrikler, “Ebubekir, Bilâl’den gördüğü bir iyilik karşılığında onu âzâd etti” demişlerdi. Bu âyetler işte bu olay üzerine inmiştir.
Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir’in bu yaptıklarını bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddiaya karşı cevap da olabilecek şu önemli husus dile getirilmektedir: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış hiçbir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir nimet elde etmek gerektiğini, karşılıksız iyilik yapılamayacağını düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah’ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de bir karşılık elde etmek için değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır. “Takvâ ehli” diye çevirdiğimiz etkå kelimesinin kök anlamı, “büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur’an’da ağırlıklı olarak, “kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak” anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar “alev alev yanan ateş”e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından, razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.
19,20. Yüce Rabbinin rızasını kazanmaktan başka, kimseden beklediği bir karşılık da yoktur.
19,20. Yüce Rabbinin rızasını elde etmekten başka, hiç kimseden beklediği herhangi bir karşılık da yoktur.
İsteği yalnızca Yüce Rabb'inin rızasını kazanmaktır.
O, ancak Yüce Rabbinin rızasını kazanmak için (helâl kazancını hayır yolunda) harcamaktadır. (İmkânlarını Allah yolunda kullanır.)
Yaptığını, ancak yücelerden yüce Rabbinin rızası için yapar.
Verdiğini sadece yüce Rabbinin rızasına ermek için verir.
Yalnızca yüce Rablerinin rızasını talep etmek için mal(lar)ından gönüllü verir(ler), âlicenaplık eder(ler).
Sırf yüce Rabbinin rızasını kazanmak için (verir).
Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir).
O, ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için verir.
O, ancak yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için verir.
19,20,21. Verdiği bir nimete, hiç kimseden karşılık da beklemez, ancak, yüce Tanrının, hoşnutluğunu ister, hoşnut da olacaktır
(Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için (yapar).
19,20. O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnudluğunu (rızasını) gözeterek yapmıştır.
19, 20, 21. Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.
Sadece En Yüce olan Rabbinin rızasını gözetir.
O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.
Ancak rabbi a'lâsının rızasını aramak için verir
O, (bunu) sırf O çok yüce Rabbinin rızaasını aramak (için yapmışdır).
(O,) ancak, pek yüce Rabbisinin rızâsını kazanmak için (vermekte)dir.
Yalnızca O’nun rızasını isteyen nimetlendirilip mükâfatlandıracaktır.
Ancak yüce olan Rabbinin hoşnutluğunu ele geçirmek için böyle yapar.
Ancak yüce Rabbinin yüzünü (rızasını) aramak için (verir).
Sadece Yüce Rabb’inin hoşnutluğunu kazanmak için malını, servetini harcamıştır. Ona müjdeler olsun:
Ancak onun Yüce rabbinin vechini / rızasını isteyip aramak başka!
Onu sadece yüce Rabbinin rızasını kazanmak için yapar.
ama yalnızca yüce Rabbinin rızasını kazanmak için:
Sadece yüce Rabbinin hoşnutluğunu kazanmak için yaptı. 2/204...206, 76/6...24
sadece Yüce Rabbinin rızasını kazanma iştiyakı iledir.[5773]
[5773] Aynı edebi telkin eden âyetler için bkz:
76:8-9.
Ancak pek yüce olan Rabbinin rızasını aramak için (infakta bulunur).
Sadece ve sadece yüce Rabbini razı etmek ister.
Yalnız yüce Rabbinin rızası için verir.
Aradığı sadece yüce Rabbinin iltifatıdır.
Sadece yüce Rabbi'nin hoşnutluğunu kazanmak için..
O ancak yüce Rabbinin rızası için verir.
Yüceler yücesi Rabbinin yüzünü özleyip istemek için veren hariç.
19-21. daħı yoķdur kimsenüñ anuñ ķatında hįç ni'met kim yanud virinilür illā istemek içün [316b] çalabı’sı rıżāsını yüce. daħı bayıķ tįz ħoşnūd ola.
illā yüce Tañrısı rāżīlıġı‐çun.
O ancaq ən uca olan Rəbbinin rizasını qazanmaq üçün belə edər.
Except as seeking (to fulfil) the purpose of his Lord Most High.
But only the desire to seek for the Countenance of their Lord Most High;(6174)*
6174 The definition of Righteousness, Charity, or Self-sacrifice, becomes thus highly spiritualised. The Atqa are so completely identified with Allah's Will that everything else is blotted out to tern. What would seem to be sacrifice from other points of view, becomes their own highest pleasure and satisfaction. Every virtuous man will have his own bliss, for there are degrees in virtue and bliss. This supreme bliss is the portion-not the prize-of supreme virtue. (R).