Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6079, sondan 158. ayet; 92. sure ve bu surenin 21. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 2, harf sayısı 9 ve toplam ebced değeri ise 1202 olarak hesaplanmıştır.
Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.
Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir’in bu yaptıklarını bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddiaya karşı cevap da olabilecek şu önemli husus dile getirilmektedir: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış hiçbir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir nimet elde etmek gerektiğini, karşılıksız iyilik yapılamayacağını düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah’ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de bir karşılık elde etmek için değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır. “Takvâ ehli” diye çevirdiğimiz etkå kelimesinin kök anlamı, “büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur’an’da ağırlıklı olarak, “kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak” anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar “alev alev yanan ateş”e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından, razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.
Kendisi de ileride memnun olacaktır.
O kesinlikle ileride memnun olacaktır.[769]
[769] Leyl sûresinden çıkarılacak genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 183.
Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.
Muhakkak o ileride (Allah’ın kendisine ihsan edeceği cennet nimetlerinden ötürü) razı olacaktır.
Ve o da, razı olacaktır ondan.
İşte böyleleri de zamanı geldiğinde, Allah'ın vereceği nimet ve ikramlara razı olacaklardır veya Rabbi de ondan razı olacaktır.
Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.
Yakında kendisi de muhakkak razı olacaktır.
Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır.
Muhakkak o, ileride (Allah'ın kendisine ihsan edeceği cennet nimetlerinden ötürü) razı olacaktır. (Bu ayeti-i kerimeler, Hz. Ebu Bekir efendimizin Hz. Bilâl'i satın alarak kölelikten kurtarması üzerine, kendileri hakkında nazil olmuşlardır).
İşte (bu amel ile) Rabbi ondan razı olacaktır. (Ve o da, Rabbinin mükâfatını görecek O’ndan razı olacaktır.)
19,20,21. Verdiği bir nimete, hiç kimseden karşılık da beklemez, ancak, yüce Tanrının, hoşnutluğunu ister, hoşnut da olacaktır
Ve o (Allah'ın kendisine vereceği nimetlere kavuşarak) yakında hoşnut olacaktır.
Elbette kendisi de hoşnut (razı) olacaktır.
19, 20, 21. Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.
Kendisi de yakında mutlu olacaktır.
Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.
Ve elbette o rızaya erecektir
Her halde kendisi de ileride hoşnuud olacakdır.
Elbette ileride de (bu amelinden) hoşnûd olacaktır.
O da (gördüğü karşılıktan) elbette razı olacak.
Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır.
Kendisi de yakında Rabb’inin bağışlayacağı sonsuz nîmetlerle hoşnut olacaktır!
Elbette hoşnut olacaktır.
Elbette o, yakında (Allah’ın vereceği nîmetle) hoşnut olacaktır.
işte böyleleri de, zamanı geldiğinde sevinci tadacaklar.
İşte bundan dolayı ileride kendisi de hoşnut olacaktır. 3/15, 58/22, 98/8
İşte böyle biri, kesinlikle, zamanı gelince (gördüğü karşılıktan) fazlasıyla memnun olacaktır.
Ve andolsun herhalde razı olacaktır.
Kendisi de ukbada elbet hoşnut olur.
Yakında kendisi de (Allah'ın verceği ni'metle) razı olacaktır.
İlerisinde aradığı iltifatı bulacaktır.
Elbette o da hoşnut olacaktır.
Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.
19-21. daħı yoķdur kimsenüñ anuñ ķatında hįç ni'met kim yanud virinilür illā istemek içün [316b] çalabı’sı rıżāsını yüce. daħı bayıķ tįz ħoşnūd ola.
And olsun ki, o (öz Rəbbindən Cənnətdə ona verəcəyi ne’mətlərə görə) razı olacaqdır!
He verily will be content.
And soon will they attain (complete) satisfaction.