Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6063, sondan 174. ayet; 92. sure ve bu surenin 5. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 15 ve toplam ebced değeri ise 819 olarak hesaplanmıştır.
5,6,7. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
Bu ve benzeri sûrelerin indiği Mekke’de insanlar arasında büyük bir gelir farkı bulunuyor; tüccar ve zengin bazı putperest Araplar yoksullar karşısında son derece bencil, duyarsız, umursamaz davranıyor; hatta dönemin canlı şahidi olan Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiğine göre bunlar, “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz!” diyecek kadar küstahlaşıyor (bk. Yâsîn
36:47), birbirlerine cimriliği öğütleyecek kadar acımasız davranıyorlardı (bk. Nisâ
4:37; Hadîd
57:24). Bu sebeple Mekke döneminde inen âyetlerin Allah’ın birliği inancının yerleştirilmesinin yanında en büyük hedefi yoksulluk sorununa el atmak, bunun âcil yollarından biri olarak insanların kalplerini yoksul ve himayesizlere karşı bencillik, sevgisizlik ve cimrilikten arındırmak; dertlerin de nimetlerin de paylaşılabildiği bir toplumsal ruh ve zihniyet geliştirmek olmuştur. Konumuz olan sûre bu zihniyeti hazırlayan anlamlı tesbitler, öğütler, uyarılar ve müjdeler içermektedir. Sonuç olarak sûrede iki farklı karakter tipi ortaya konmakta; açıkça belirtilmemekle birlikte ifadenin genelinden kolayca anlaşıldığı üzere bunlardan ilki olan cömert ve özverili tip müslüman insanı, cimri ve bencil tip de inkârcıyı temsil etmektedir.
“Güzel karşılık” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki hüsnâ kelimesini müfessirler “iman, kelime-i tevhid, en güzel din olan İslâm, namaz, oruç ve zekât, ibadetlerin güzel karşılığı” gibi anlamlarla açıklamışlardır (bk. Şevkânî, V, 530; Elmalılı, VIII, 5876). Bize göre hüsnâ kelimesi bu bağlamda inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk ilkeleriyle İslâm inanç ve uygulamaları bütününü ifade eder. 7. âyette geçen ve Allah’ın cömert kulu için kolaylaştıracağı bildirilen rahatlık ve mutluluk yolunu ifade etmek üzere “en kolay” anlamına gelen yüsrâ kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime “daha fazla iyilik yapma özelliği, erdemi” olarak da açıklanmıştır. Buna göre insan iyilik yapmaya çalıştıkça Allah da onda iyilik iradesini güçlendirir, iyilik yollarını kolaylaştırır ve sonunda cömertlik denilen güzel haslet onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği, karakteri haline gelir.
Kim (malını) verirse, [takvâ]lı (duyarlı) davranırsa,
5,6,7. Ancak verenin, saygı duyanın ve en güzeli tasdik edenin işlerini kolaylaştırırız.
Fakat kim verir ve takva sahibi olursa,
Amma, her kim (elindeki nimetlerden başkalarına da ve Allah yolunda) verip (hayırda harcarsa) ve (her türlü küfür ve kötülükten) korkup sakınırsa,
Ve kim verdi ve çekindiyse.
Sizden her kim başkaları için harcar ve yolunu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışırsa
Kim Allah'ın hakkını verir, mâlî mükellefiyetleri yerine getirir, Allah'a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp azaptan korunur, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranır, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olur, takva esaslarını benimserse, ona ihsan edeceğiz.
Artık kim (Allah için) verir ve (Allah'tan) sakınırsa,
Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,
Amma kim (Allah yolunda harcar) verir ve Allah'dan korkarsa,
Artık mal veren ve kendi özünü koruyan,
Malını çok verene, sakınçlı bulunana
Her kim (Allah için) verir ve O'na karşı muhtaç olduğunun bilinciyle yaşarsa
5,6,7. Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.
5, 6, 7. Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).
Kim verir ve erdemli davranır,
Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,
Bundan böyle amma her kim vergi verir korunur
(Bundan sonra) kim verir ve sakınırsa,
5,6,7. Fakat kim (Allah yolunda) verir ve (günahlardan) sakınırsa, ve o en güzel olanı(1) tasdîk ederse, artık (biz) onu, en kolay olana (Cennete) muvaffak kılarız!
(1)Burada geçen “en güzel”den maksad, kelime-i tevhîd ********* olup, “Allah’dan başka ilâh yoktur” demektir. (Celâleyn Şerhi, c. 8, 338)
Şimdi, (fakire ve muhtaç olana) veren, (Allah’ın yasakladıklarından uzak durarak) kendisini koruyan,
5, 6. Veren ve sakınan, sözün en güzeli olan kelime-i şehadeti tasdik eden yok mu?
Ama kim verir ve takva sahibi olursa.
Öyleyse, her kim kötülükten, günahtan korunarak Allah’ın kendisine bahşettiği nîmetlerden bir kısmını O’nun rızası için yoksullara verir,
Ne olursa olsun, kim verdiyse, sakınıp korunduysa;
(İşte bunlardan) kim, malını verir ve (Allah’a) karşı hata etmekten sakınırsa,
Her kim [başkaları için] harcar ve Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşırsa,
Kim karşılıksız verir ve Allah’a muhtaç olduğunun bilinciyle yaşar. 2/271, 76/6...24
Sözgelimi;[5762] kim sorumlu davranır ve (Allah yolunda) verirse;[5763]
[5762] “Ayrıntı ve açıklama” vurgusu taşıyan feemmânın bu bağlamdaki en uygun karşılığı.
[5763] Buradaki ittika, 8. âyetteki istiğnânın mukabilidir. Çevirimizin gerekçesi budur.
Artık kim infak etti ve ittikada bulundu ise.
Malını Allah yolunda harcayıp O'na saygı duyarak haramdan sakınan,
Kim (hayır için) verir, korunursa,
Kim cömert olur ve Allah’tan çekinir,
Kim (malından) verir ve korunursa..
Kim bağışta bulunur ve kötülükten sakınırsa,
5-7. pes ammā ol kim virdi ya'nį ebu bekir daħı ķorķdı daħı girçek duttı görklüyi ya'nį uçmaġı geñez eyleyevüz aña geñezi.
Ammā ol kişi ki ṣadaḳa virdi ve Allāhdan ḳorḳdı.
Kim (malını Allah yolunda) versə, (Allahdan) qorxsa,
As for him who giveth and is dutiful (toward Allah)
So he who gives (in charity) and fears ((Allah)),