Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6112, sondan 125. ayet; 96. sure ve bu surenin 6. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 17 ve toplam ebced değeri ise 1354 olarak hesaplanmıştır.
Kellâ inne-l-insâne leyatġâ
6,7. Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.
Müfessirlerin çoğunluğu 6. âyette eleştirilen “insan” ile bilhassa İslâm’ın en azılı düşmanlarından olan Ebû Cehil’in kastedildiğini belirtirler. Rivayete göre Ebû Cehil, “Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun, Muhammed’i namaz kılarken görürsem mutlaka ensesine binip yüzünü toprağa sürteceğim!” diyerek onun namaz kılmasını engellemeye karar vermişti. Hz. Peygamber’i namaz kılarken gördüğünde yeminini yerine getirmek isteyince hemen geri döndüğü ve garip bir şekilde elleriyle kendini korumaya çalıştığı görülmüş; niçin böyle tuhaf hareketler yaptığı sorulunca, “Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir varlık ve bazı kanatlı şeyler meydana geldi” demiştir. Hz. Peygamber, “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu kapıp parça parça edeceklerdi!” buyurmuş, bu olay üzerine 6-19. âyetler inmiştir (bk. Müslim, “Münâfıkīn”, 38; İbn Kesîr, VIII, 461).
Bu âyetlerin nüzûlüne böyle bir olay sebep olsa da, burada ifade edilen evrensel gerçek, hangi devirde olursa olsun insanın hayat mücadelesinde Allah’ı unutup yalnız kendine güvenmesi, her durumda kendisini yeterli görüp Allah’ın yardım ve tevfikinden kendisini müstağni saymasıdır. Kur’an, Câhiliye putperestleri örneğinde, Allah’a karşı bu küstah tavrı çeşitli vesilelerle eleştirmektedir.
“Gerçek şu ki” diye çevirdiğimiz kellâ kelimesi olumsuzluk edatı olup devamında kendisinden sonra anlatılanların aslında olmaması gerektiğini ifade eder. Bu bağlamda, zenginliğine güvenerek şımaran ve kendini kendine yeterli görerek nankörlük eden, azgınlaşıp hakka sırt çeviren insanın böyle yapmaması gerektiğini vurgular. Zira gerçekte insan zayıf ve muhtaç bir varlıktır; sağlık, huzur, sükûn ve emniyet içerisinde hayatını devam ettirebilmesi için öncelikle Allah’a ve kendisinin de üyesi bulunduğu toplumun diğer fertlerine ihtiyacı vardır. İnsanların ellerinde bulunan bütün imkânların gerçek sahibi ise kendileri değil, onu yaratan ve istediği anda ellerinden alma gücüne sahip olan Allah Teâlâ’dır. Buna rağmen insanın sahip olduklarına aldanıp şımararak Allah’a itaatten uzaklaşması, kendini kendine yeterli ve başkalarından üstün görmesi, kaderinin kendi elinde olduğunu iddia etmesi vb. küstahça tutumları bilgi, iman ve basiret eksikliğinden kaynaklandığı için Allah tarafından kınanmıştır.
6,7. Hayır! Şüphesiz ki insan, kendini zengin (ihtiyaçsız) gördüğü için azar.
Burada kendini yeterli, ihtiyaçsız ve sorumsuz görenlerin elbette azgınlaşacağı uyarısına değinilmektedir.
Gerçek şu ki, insan azar.
Bu gerçeğe rağmen insan yine de tuğyan¹ eder.
1- Haddi aşma, zulüm, azgınlık, sapkınlık, isyan, küfür.
Hayır; gerçekten insan, (eline imkân ve fırsat geçince, maalesefrütbesine ve servetine güvenerek şımarıp) azgınlaşmakta ve haddini aşmaktadır.
İş öyle değil, şüphe yok ki insan, azar elbette.
Okumamaktan sakın. Gerçek şu ki insan muhakkak azıtıp sapıtır,
Ne kadar pervâsız davranıyor! İnsan isyanda ve haksızlıkta çok ileri gidiyor!
Hayır. İnsan gerçekten azar.
Hayır; gerçekten insan, azar.
Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder,
Fakat insan mutlaka azıyor.
6,7. Öyle değil, insan kendisini zengin görünce azar!
6-7. Gerçek şu ki, insan ne zaman kendisini yeterli görse (kimseye muhtaç olmadığına kanaat getirse) fütursuzca azar (kendini tanrılaştırır).
İnsan, elindeki emanet varlıklar çoğaldıkça onların gerçek sahibinin kendisi olduğunu, onları kendi kudretiyle elde ettiğini ve Hümeze
104:3. ayetinde buyrulduğu gibi “malının kendisini ebedi kılacağını” sanır. Böylece bu varlıkları imtihan için kendisine emanet eden Allah’ı unutur. İşinde çalıştırdığı insanların rızkını kendisinin verdiğini sanır ve onları birer kul olarak görmeye başlar. Kendisinin, rızıkların taksiminde sadece bir aracı olduğunu ve fakat görev dağılımında farklı yerde istihdam edildiğini ve elindeki fani varlıkların her an bir başkasına devredilebileceğini düşünmez. Bu şımarıklıkla kendini firavunlar gibi tanrılaştırır.
6,7. Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.
6, 7, 8. Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.
Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
Sakın okumamak etme, çünkü insan muhakkak tuğyan eder
(Okumamakdan) sakın! Çünkü insan muhakkak azar,
6,7. Hayır! Şübhesiz insan, kendisini ihtiyaçtan kurtulmuş görmesinden dolayı gerçekten (isyân ederek) haddini aşar!(4)
(4)“Hastalık, hayât-ı ictimâiye-i insâniyede (insanların cem‘iyet hayâtında) en mühim ve gāyet güzel olan hürmet ve merhameti telkīn eder. Çünki insanı vahşete ve merhametsizliğe sevk eden istiğnâdan (kendini hiçbir şeye muhtaç görmeme hâlinden) kurtarır. Çünki اِنَّ الْأِنْساَ لَيَطْغٰي۞اَنْ رَاهُ اسْتَغْنٰي [Şübhesiz insan, kendisini ihtiyaçtan kurtulmuş görmesinden dolayı gerçekten haddini aşar!] âyetinin sırrıyla, sıhhat ve âfiyetten gelen istiğnâda bulunan bir nefs-i emmâre (kötülüğü emredici nefis), şâyân-ı hürmet çok uhuvvetlere (hürmete lâyık çok kardeşliklere) karşı hürmeti hissetmez. Ve şâyân-ı merhamet ve şefkat olan musîbetzedelere ve hastalıklılara merhameti duymaz. Ne vakit hasta olsa, o hastalıkta aczini ve fakrını anlar, lâyık-ı hürmet olan kardeşlerine karşı hürmeti hisseder.” (Lem‘alar, 25. Lem‘a, 221)
Hayır, İnsan gerçekten azmıştır.
6, 7. Evet evet [⁷], insan kendini zengin gördüğü için azar,
[7] Veya haberiniz olsun ki.
Hayır! Gerçekten insan azıtır!
Hayır; doğrusu, Allah’ın adı ile okumayan insan, sahip olduğu bilgi, güç ve servetle şımararak azgınlık eder!
Hayır! İnsan, elbette azgınlaşır;
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.
Gerçek şu ki insan fütursuzca azar,
Bütün bunlara rağmen insan yine de azar. 25/43, 80/1...23
EVET, evet;[5806] insan mutlaka azar,
[5806] Kellâ: Muhtemelen edatın ilk geçtiği yer. Dilciler farklı mânalara geldiğini söylemişlerdir. Basralılara göre “Yoo, hayır, asla” veya paragraf başı; Kisai’ye göre “gerçekten de, hakikat şu ki”, Sa’leb’e göre “değil mi ki”, Ferrâ’ya göre “evet, kesinlikle” mânasına gelir. Bizce edat bağlamına göre bu işlev ve anlamlardan bir veya birkaçını kazanır. Tercüme boyunca tercihimiz de budur. Bir ara cümle gibi öncesini de sonrasını da görür.
Sakın. Şüphe yok ki, insan elbette azar.
6, 7. Hayır! Rabbinin bunca nimetlerine rağmen kâfir insan kendisini ihtiyaçsız zannetti diye azar.
Hayır, (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen yine) insan azar;
Yok, yok… İnsan kesinlikle azar;
-Hayır!Şüphesiz insan azgınlık ediyor.
6,7. Heyhat! İnsan kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşıverir.
İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar:
6-7. ḥaķķaa yā degül eyle. bayıķ ādemį ya'nį ebū cehl ḥaddan geçer kim gördi gendüzini ḥācetsüz oldı.
Anuñ gibi degül, ādem oġlanı azar her nesnede,
Xeyr, insan azğınlıq edər,
Nay, but verily man is rebellious
Day, but man doth transgress all bounds,(6208)*
6208 All our knowledge and capacities come as gifts from Allah. But man, in his inordinate vanity and insolence, mistakes Allah's gifts for his own achievements. The gifts may be strength or beauty, wealth, position, or power, or the more subtle gifts of knowledge or talents in individuals-or Science, or Art, or Government, or Organisation for mankind in general.