| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 30. Ayet (2:30:9) | خَل۪يفَةًۜ | خليفة | ḣalîfe(ten) | bir halife | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. | |||||
| 2 | Bakara 66. Ayet (2:66:7) | خَلْفَهَا | خلفها | ḣalfehâ | ardından gelen | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.[23] | |||||
| 3 | Bakara 80. Ayet (2:80:14) | يُخْلِفَ | يخلف | yuḣlifa | dönmez | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” | |||||
| 4 | Bakara 113. Ayet (2:113:31) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûn(e) | ihtilaf halinde | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı[31] okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir. | |||||
| 5 | Bakara 164. Ayet (2:164:6) | وَاخْتِلَافِ | واختلاف | vaḣtilâfi | ve değişmesinde | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. | |||||
| 6 | Bakara 176. Ayet (2:176:9) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | ḣtelefû | ayrılığa düşen | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkâr etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler. | |||||
| 7 | Bakara 213. Ayet (2:213:18) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | anlaşmazlığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 8 | Bakara 213. Ayet (2:213:21) | اخْتَلَفَ | اختلف | -ḣtelefe | anlaşmazlığa düştü(ler) | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 9 | Bakara 213. Ayet (2:213:38) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 10 | Bakara 253. Ayet (2:253:36) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | ḣtelefû | anlaşmazlığa düştüler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 11 | Bakara 255. Ayet (2:255:32) | خَلْفَهُمْۚ | خلفهم | ḣalfehum | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72] | |||||
| 12 | Âl-i İmran 9. Ayet (3:9:12) | يُخْلِفُ | يخلف | yuḣlifu | dönmez | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va’dinden dönmez.” | |||||
| 13 | Âl-i İmran 19. Ayet (3:19:7) | اخْتَلَفَ | اختلف | ḣtelefe | ayrılığa düşmediler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. | |||||
| 14 | Âl-i İmran 55. Ayet (3:55:31) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düştüğünüz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” | |||||
| 15 | Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:5) | وَاخْتَلَفُوا | واختلفوا | vaḣtelefû | ve ihtilaf edenler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 16 | Âl-i İmran 170. Ayet (3:170:13) | خَلْفِهِمْۙ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 169,170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. | |||||
| 17 | Âl-i İmran 190. Ayet (3:190:6) | وَاخْتِلَافِ | واختلاف | vaḣtilâfi | ve gidip gelişinde | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. | |||||
| 18 | Âl-i İmran 194. Ayet (3:194:13) | تُخْلِفُ | تخلف | tuḣlifu | caymazsın | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.” | |||||
| 19 | Nisâ 9. Ayet (4:9:6) | خَلْفِهِمْ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler. | |||||
| 20 | Nisâ 82. Ayet (4:82:12) | اخْتِلَافًا | اختلافا | -ḣtilâfen | birbirini tutmaz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. | |||||
| 21 | Nisâ 157. Ayet (4:157:19) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | ḣtelefû | ayrılığa düşenler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. | |||||
| 22 | Mâide 33. Ayet (5:33:20) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çapraz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149] | |||||
| 23 | Mâide 48. Ayet (5:48:51) | تَخْتَلِفُونَۙ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşmüş | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. | |||||
| 24 | En'am 133. Ayet (6:133:8) | وَيَسْتَخْلِفْ | ويستخلف | ve yestaḣlif | ve yerinize getirir | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse sizi giderir (yok eder) ve sizden sonra da yerinize dilediğini getirir. | |||||
| 25 | En'am 141. Ayet (6:141:10) | مُخْتَلِفًا | مختلفا | muḣtelifen | çeşit çeşit | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır.[196] Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü)[197] verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. | |||||
| 26 | En'am 164. Ayet (6:164:29) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşüyor | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez.[209] Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir. | |||||
| 27 | En'am 165. Ayet (6:165:4) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 28 | A'raf 17. Ayet (7:17:7) | خَلْفِهِمْ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” | |||||
| 29 | A'raf 69. Ayet (7:69:14) | خُلَفَٓاءَ | خلفاء | ḣulefâe | hakimler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” | |||||
| 30 | A'raf 74. Ayet (7:74:4) | خُلَفَٓاءَ | خلفاء | ḣulefâe | hükümdarlar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” | |||||
| 31 | A'raf 124. Ayet (7:124:5) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çaprazlama | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.” | |||||
| 32 | A'raf 129. Ayet (7:129:17) | وَيَسْتَخْلِفَكُمْ | ويستخلفكم | ve yestaḣlifekum | ve sizi hakim kılar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da.” Mûsâ, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde (Mısır’da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi. | |||||
| 33 | A'raf 142. Ayet (7:142:16) | اخْلُفْن۪ي | اخلفني | ḣlufnî | benim yerime geç | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.[227] | |||||
| 34 | A'raf 150. Ayet (7:150:0) | خَلَفْتُمُون۪ي | خلفتموني | ḣaleftumûnî | arkamdan | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.” | |||||
| 35 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | فَخَلَفَ | فخلف | fe-ḣalefe | ardından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 36 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | خَلْفٌ | خلف | ḣalfun | yerlerine geçip | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 37 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | لَاخْتَلَفْتُمْ | لاختلفتم | laḣteleftum | buluşamazdınız | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 38 | Enfal 57. Ayet (8:57:0) | خَلْفَهُمْ | خلفهم | ḣalfehum | arkalarında ki | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar. | |||||
| 39 | Tevbe 77. Ayet (9:77:0) | اَخْلَفُوا | اخلفوا | aḣlefû | döndüklerinden | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu. | |||||
| 40 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | الْمُخَلَّفُونَ | المخلفون | l-muḣallefûne | muhalefet ederek | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 41 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | خِلَافَ | خلاف | ḣilâfe | geride kalanlar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 42 | Tevbe 83. Ayet (9:83:0) | الْخَالِف۪ينَ | الخالفين | l-ḣâlifîn(e) | geri kalanlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.” | |||||
| 43 | Tevbe 87. Ayet (9:87:0) | الْخَوَالِفِ | الخوالف | l-ḣavâlifi | geride kalan kadınlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 44 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | الْخَوَالِفِۙ | الخوالف | l-ḣavâlifi | geri kalan kadınlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 45 | Tevbe 118. Ayet (9:118:0) | خُلِّفُواۜ | خلفوا | ḣullifû | geri bırakılan | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. | |||||
| 46 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | يَتَخَلَّفُوا | يتخلفوا | yeteḣallefû | geri kalmaları | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 47 | Yunus 6. Ayet (10:6:0) | اخْتِلَافِ | اختلاف | -ḣtilâfi | ardarda gelmesinde | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır. | |||||
| 48 | Yunus 14. Ayet (10:14:0) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik. | |||||
| 49 | Yunus 19. Ayet (10:19:0) | فَاخْتَلَفُواۜ | فاختلفوا | faḣtelefû | sonradan ayrılığa düştüler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di. | |||||
| 50 | Yunus 19. Ayet (10:19:0) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûn(e) | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di. | |||||