| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 450 | Tevbe 44. Ayet (9:44:0) | بِاَمْوَالِهِمْ | باموالهم | bi-emvâlihim | mallariyle | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. | |||||
| 451 | Tevbe 44. Ayet (9:44:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. | |||||
| 452 | Tevbe 47. Ayet (9:47:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 453 | Tevbe 47. Ayet (9:47:0) | بِالظَّالِم۪ينَ | بالظالمين | bi-zzâlimîn(e) | zalimleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 454 | Tevbe 60. Ayet (9:60:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 455 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | خَالِدًا | خالدا | ḣâliden | sürekli kalacağı | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 456 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 457 | Tevbe 68. Ayet (9:68:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. | |||||
| 458 | Tevbe 72. Ayet (9:72:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 459 | Tevbe 72. Ayet (9:72:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | işte | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 460 | Tevbe 75. Ayet (9:75:0) | الصَّالِح۪ينَ | الصالحين | ssâlihîn(e) | yararlı insanlar- | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır. | |||||
| 461 | Tevbe 80. Ayet (9:80:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | böyledir | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez. | |||||
| 462 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | بِاَمْوَالِهِمْ | باموالهم | bi-emvâlihim | mallarıyle | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 463 | Tevbe 82. Ayet (9:82:0) | قَل۪يلًا | قليلا | kalîlen | az | ق ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar. | |||||
| 464 | Tevbe 83. Ayet (9:83:0) | الْخَالِف۪ينَ | الخالفين | l-ḣâlifîn(e) | geri kalanlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.” | |||||
| 465 | Tevbe 87. Ayet (9:87:0) | الْخَوَالِفِ | الخوالف | l-ḣavâlifi | geride kalan kadınlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 466 | Tevbe 88. Ayet (9:88:0) | بِاَمْوَالِهِمْ | باموالهم | bi-emvâlihim | mallarıyla | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 467 | Tevbe 89. Ayet (9:89:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 468 | Tevbe 89. Ayet (9:89:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 469 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | الْخَوَالِفِۙ | الخوالف | l-ḣavâlifi | geri kalan kadınlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 470 | Tevbe 94. Ayet (9:94:0) | عَالِمِ | عالم | ‘âlimi | bilene | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resûlü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.” | |||||
| 471 | Tevbe 97. Ayet (9:97:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîler inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 472 | Tevbe 98. Ayet (9:98:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîm(un) | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîlerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belâlar gelmesini beklerler. Kötü belâlar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 473 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 474 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 475 | Tevbe 102. Ayet (9:102:0) | صَالِحًا | صالحا | sâlihan | iyi | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 476 | Tevbe 103. Ayet (9:103:0) | اَمْوَالِهِمْ | اموالهم | emvâlihim | onların mallarından | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 477 | Tevbe 103. Ayet (9:103:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîm(un) | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 478 | Tevbe 105. Ayet (9:105:0) | عَالِمِ | عالم | ‘âlimi | bilene | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” | |||||
| 479 | Tevbe 106. Ayet (9:106:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 480 | Tevbe 109. Ayet (9:109:0) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. | |||||
| 481 | Tevbe 110. Ayet (9:110:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 482 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | وَذٰلِكَ | وذلك | ve żâlike | ve işte | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 483 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | حَل۪يمٌ | حليم | halîm(un) | yumuşak huylu idi | ح ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 484 | Tevbe 115. Ayet (9:115:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîm(un) | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 485 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | böyledir | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 486 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | صَالِحٌۜ | صالح | sâlih(un) | salih | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 487 | Yunus 3. Ayet (10:3:0) | ذٰلِكُمُ | ذلكم | żâlikumu | işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a[267] kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz? | |||||
| 488 | Yunus 4. Ayet (10:4:0) | الصَّالِحَاتِ | الصالحات | ssâlihâti | salih | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 489 | Yunus 5. Ayet (10:5:0) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | bütün bunları | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır. | |||||
| 490 | Yunus 9. Ayet (10:9:0) | الصَّالِحَاتِ | الصالحات | ssâlihâti | salih | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar. | |||||
| 491 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | كَذٰلِكَ | كذلك | keżâlike | işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||
| 492 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | كَذٰلِكَ | كذلك | keżâlike | işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 493 | Yunus 24. Ayet (10:24:0) | كَذٰلِكَ | كذلك | keżâlike | işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 494 | Yunus 26. Ayet (10:26:0) | خَالِدُونَ | خالدون | ḣâlidûn(e) | sürekli kalıcıdırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 495 | Yunus 27. Ayet (10:27:0) | خَالِدُونَ | خالدون | ḣâlidûn(e) | sürekli kalıcıdırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 496 | Yunus 30. Ayet (10:30:0) | هُنَالِكَ | هنالك | hunâlike | işte orada | هُنَالِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve (ilâh diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir. | |||||
| 497 | Yunus 32. Ayet (10:32:0) | فَذٰلِكُمُ | فذلكم | fe-żâlikumu | işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz? | |||||
| 498 | Yunus 33. Ayet (10:33:0) | كَذٰلِكَ | كذلك | keżâlike | böylece | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “Onlar artık imana gelmezler” sözü, işte böylece gerçekleşmiştir. | |||||
| 499 | Yunus 36. Ayet (10:36:0) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | bilmektedir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir. | |||||