| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 66. Ayet (2:66:8) | وَمَوْعِظَةً | وموعظة | ve mev’izaten | ve bir öğüt | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.[23] | |||||
| 2 | Bakara 231. Ayet (2:231:36) | يَعِظُكُمْ | يعظكم | ya’iżukum | size öğüt vermek için | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 3 | Bakara 232. Ayet (2:232:16) | يُوعَظُ | يوعظ | yû’azu | verilen bir öğüttür | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 4 | Bakara 275. Ayet (2:275:28) | مَوْعِظَةٌ | موعظة | mev’izatun | bir öğüt | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:43) | يَذَّكَّرُ | يذكر | yeżżekkeru | düşünüp öğüt almaz | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 138. Ayet (3:138:5) | وَمَوْعِظَةٌ | وموعظة | ve mev’izatun | ve öğüttür | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür. | |||||
| 7 | Nisâ 34. Ayet (4:34:25) | فَعِظُوهُنَّ | فعظوهن | fe-’izûhunne | öğüt verin | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.[115] Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı[116] korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.[117] Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür. | |||||
| 8 | Nisâ 58. Ayet (4:58:19) | يَعِظُكُمْ | يعظكم | ye’izukum | size öğüt veriyor | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 9 | Nisâ 63. Ayet (4:63:10) | وَعِظْهُمْ | وعظهم | ve’izhum | ve onlara öğüt ver | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle. | |||||
| 10 | Nisâ 66. Ayet (4:66:21) | يُوعَظُونَ | يوعظون | yû’azûne | öğütlenen | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu. | |||||
| 11 | Mâide 13. Ayet (5:13:15) | ذُكِّرُوا | ذكروا | żukkirû | öğütlenen | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever. | |||||
| 12 | Mâide 14. Ayet (5:14:11) | ذُكِّرُوا | ذكروا | żukkirû | öğütlenen | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek! | |||||
| 13 | Mâide 46. Ayet (5:46:25) | وَمَوْعِظَةً | وموعظة | ve mev’izaten | ve öğüt | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik. | |||||
| 14 | En'am 70. Ayet (6:70:10) | وَذَكِّرْ | وذكر | ve żekkir | ve öğüt ver | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 15 | En'am 80. Ayet (6:80:25) | تَتَذَكَّرُونَ | تتذكرون | teteżekkerûn(e) | hala öğüt almıyor musunuz? | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?” | |||||
| 16 | En'am 90. Ayet (6:90:15) | ذِكْرٰى | ذكرى | żikrâ | bir öğüttür | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.” | |||||
| 17 | En'am 126. Ayet (6:126:9) | يَذَّكَّرُونَ | يذكرون | yeżżekkerûn(e) | öğüt alan | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. | |||||
| 18 | En'am 152. Ayet (6:152:35) | تَذَكَّرُونَۙ | تذكرون | teżekkerûn(e) | öğüt alırsınız | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.[205] Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.[206] (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. | |||||
| 19 | A'raf 2. Ayet (7:2:12) | وَذِكْرٰى | وذكرى | ve żikrâ | ve öğüt (vermen) | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.[211] | |||||
| 20 | A'raf 3. Ayet (7:3:14) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | öğüt alıyorsunuz | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! | |||||
| 21 | A'raf 21. Ayet (7:21:5) | النَّاصِح۪ينَۙ | الناصحين | nnâsihîn(e) | öğüt verenlerdenim | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. | |||||
| 22 | A'raf 26. Ayet (7:26:20) | يَذَّكَّرُونَ | يذكرون | yeżżekkerûn(e) | düşünüp öğüt alırlar | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik). | |||||
| 23 | A'raf 62. Ayet (7:62:4) | وَاَنْصَحُ | وانصح | ve ensahu | ve öğüt veriyorum | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.” | |||||
| 24 | A'raf 68. Ayet (7:68:6) | نَاصِحٌ | ناصح | nâsihun | bir öğütçüyüm | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.” | |||||
| 25 | A'raf 79. Ayet (7:79:10) | وَنَصَحْتُ | ونصحت | ve nasahtu | ve öğüt verdim | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi. | |||||
| 26 | A'raf 79. Ayet (7:79:15) | النَّاصِح۪ينَ | الناصحين | nnâsihîn(e) | öğüt verenleri | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi. | |||||
| 27 | A'raf 93. Ayet (7:93:10) | وَنَصَحْتُ | ونصحت | ve nesahtu | ve öğüt verdim | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?” | |||||
| 28 | A'raf 130. Ayet (7:130:10) | يَذَّكَّرُونَ | يذكرون | yeżżekkerûn(e) | öğüt alırlar | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık. | |||||
| 29 | A'raf 145. Ayet (7:145:8) | مَوْعِظَةً | موعظة | mev’izaten | öğüte dair | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” | |||||
| 30 | A'raf 164. Ayet (7:164:0) | تَعِظُونَ | تعظون | te’izûne | öğüt veriyorsunuz | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlardan bir topluluk demişti ki: “Siz, Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” demişlerdi. | |||||
| 31 | Tevbe 91. Ayet (9:91:0) | نَصَحُوا | نصحوا | nesahû | öğüt verdikleri | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 32 | Tevbe 126. Ayet (9:126:0) | يَذَّكَّرُونَ | يذكرون | yeżżekkerûn(e) | öğüt almıyorlar | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar. | |||||
| 33 | Yunus 3. Ayet (10:3:0) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | Düşünüp öğüt almaz mısınız? | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a[267] kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz? | |||||
| 34 | Yunus 57. Ayet (10:57:0) | مَوْعِظَةٌ | موعظة | mev’izatun | bir öğüt | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. | |||||
| 35 | Hûd 34. Ayet (11:34:7) | اَنْصَحَ | انصح | ensaha | öğüt vermek | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz. | |||||
| 36 | Hûd 114. Ayet (11:114:13) | ذِكْرٰى | ذكرى | żikrâ | bir öğüttür | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.[279] | |||||
| 37 | Hûd 120. Ayet (11:120:15) | وَمَوْعِظَةٌ | وموعظة | ve mev’izatun | ve bir öğüt | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir. | |||||
| 38 | Yusuf 11. Ayet (12:11:12) | لَنَاصِحُونَ | لناصحون | le-nâsihûn(e) | öğüt verenleriz | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.” | |||||
| 39 | Yusuf 104. Ayet (12:104:9) | ذِكْرٌ | ذكر | żikrun | bir öğüttür | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür. | |||||
| 40 | Ra'd 19. Ayet (13:19:13) | يَتَذَكَّرُ | يتذكر | yeteżekkeru | öğüt alır | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar. | |||||
| 41 | İbrahim 25. Ayet (14:25:12) | يَتَذَكَّرُونَ | يتذكرون | yeteżekkerûn(e) | öğüt alırlar (diye) | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. | |||||
| 42 | İbrahim 52. Ayet (14:52:11) | وَلِيَذَّكَّرَ | وليذكر | ve li-yeżżekkera | ve öğüt alsınlar diye | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. | |||||
| 43 | Nahl 13. Ayet (16:13:13) | يَذَّكَّرُونَ | يذكرون | yeżżekkerûn(e) | öğüt alan | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır. | |||||
| 44 | Nahl 44. Ayet (16:44:12) | يَتَفَكَّرُونَ | يتفكرون | yetefekkerûn(e) | düşünüp öğüt alsınlar | ف ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. | |||||
| 45 | Nahl 90. Ayet (16:90:14) | يَعِظُكُمْ | يعظكم | ya’izukum | size böyle öğüt verir | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. | |||||
| 46 | Nahl 90. Ayet (16:90:16) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | öğüt alırsınız (diye) | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. | |||||
| 47 | Nahl 125. Ayet (16:125:6) | وَالْمَوْعِظَةِ | والموعظة | vel-mev’izati | ve öğütle | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 48 | Tâhâ 3. Ayet (20:3:2) | تَذْكِرَةً | تذكرة | teżkiraten | bir öğüt | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.[353] | |||||
| 49 | Tâhâ 44. Ayet (20:44:6) | يَتَذَكَّرُ | يتذكر | yeteżekkeru | öğüt alır | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” | |||||
| 50 | Enbiyâ 24. Ayet (21:24:10) | ذِكْرُ | ذكر | żikru | öğütü | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”[362] | |||||