| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 40. Ayet (2:40:11) | اُو۫فِ | اوف | ûfi | ben de tutayım | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey İsrailoğulları![13] Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. | |||||
| 2 | Bakara 178. Ayet (2:178:17) | عُفِيَ | عفي | ‘ufiye | affedilen | ع ف و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.[48] | |||||
| 3 | Bakara 178. Ayet (2:178:23) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | örfe | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.[48] | |||||
| 4 | Bakara 229. Ayet (2:229:4) | بِمَعْرُوفٍ | بمعروف | bi-ma’rûfin | iyilikle | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah’ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah’ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah’ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir. | |||||
| 5 | Bakara 231. Ayet (2:231:7) | بِمَعْرُوفٍ | بمعروف | bi-ma’rûfin | iyilikle | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 104. Ayet (3:104:8) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:7) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:6) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. | |||||
| 9 | Nisâ 25. Ayet (4:25:28) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | güzelce | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 10 | Nisâ 114. Ayet (4:114:12) | مَعْرُوفٍ | معروف | ma’rûfin | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 11 | A'raf 157. Ayet (7:157:0) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî[229] peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.[230] Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 12 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | الْمَعْرُوفِ | المعروف | l-ma’rûfi | iyilikten | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 13 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 14 | Tevbe 109. Ayet (9:109:0) | جُرُفٍ | جرف | curufin | bir uçurum | ج ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. | |||||
| 15 | Tevbe 112. Ayet (9:112:0) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar[262], rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. | |||||
| 16 | Yunus 61. Ayet (10:61:0) | تُف۪يضُونَ | تفيضون | tufîdûne | siz daldığınız | ف ي ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır. | |||||
| 17 | Yusuf 59. Ayet (12:59:13) | اُو۫فِي | اوفي | ûfî | tam yapıyorum | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim.” | |||||
| 18 | Nahl 47. Ayet (16:47:4) | تَخَوُّفٍۜ | تخوف | teḣavvufin | bir korku | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir. | |||||
| 19 | İsrâ 93. Ayet (17:93:6) | زُخْرُفٍ | زخرف | zuḣrufin | altından | ز خ ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 90,91,92,93. Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” | |||||
| 20 | Kehf 99. Ayet (18:99:7) | وَنُفِخَ | ونفخ | ve nufiḣa | ve üflenir | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz. | |||||
| 21 | Tâhâ 133. Ayet (20:133:12) | الصُّحُفِ | الصحف | ssuhufi | Kitap'larda | ص ح ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur’an) onlara gelmedi mi? | |||||
| 22 | Hacc 41. Ayet (22:41:11) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir. | |||||
| 23 | Mü'minûn 101. Ayet (23:101:2) | نُفِخَ | نفخ | nufiḣa | üflendiği | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır. | |||||
| 24 | Lokman 17. Ayet (31:17:6) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” | |||||
| 25 | Yâsîn 51. Ayet (36:51:1) | وَنُفِخَ | ونفخ | ve nufiḣa | ve üflendi | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûra üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler. | |||||
| 26 | Zümer 68. Ayet (39:68:1) | وَنُفِخَ | ونفخ | ve nufiḣa | ve üflenir | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üflenir ve Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar. | |||||
| 27 | Zümer 68. Ayet (39:68:16) | نُفِخَ | نفخ | nufiḣa | üflenir | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üflenir ve Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar. | |||||
| 28 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:16) | تُف۪يضُونَ | تفيضون | tufîdûne | taşkınlık yaptığınız | ف ي ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 29 | Kaf 20. Ayet (50:20:1) | وَنُفِخَ | ونفخ | ve nufiḣa | ve üflendi | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sûr’a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür. | |||||
| 30 | Zâriyât 9. Ayet (51:9:4) | اُفِكَۜ | افك | ufik(e) | çevrilen | أ ف ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ondan (Peygamber’den) çevrilen çevrilir. | |||||
| 31 | Necm 36. Ayet (53:36:6) | صُحُفِ | صحف | suhufi | sahifelerinde | ص ح ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37. Yoksa, Mûsâ’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi? | |||||
| 32 | Kamer 14. Ayet (54:14:6) | كُفِرَ | كفر | kufir(a) | nankörlük | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 33 | Mümtehine 12. Ayet (60:12:31) | مَعْرُوفٍ | معروف | ma’rûfin | iyi bir işte | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,[541] hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 34 | Talak 2. Ayet (65:2:5) | بِمَعْرُوفٍ | بمعروف | bima’rûfin | güzelce | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. | |||||
| 35 | Talak 2. Ayet (65:2:8) | بِمَعْرُوفٍ | بمعروف | bima’rûfin | güzellikle | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. | |||||
| 36 | Hâkka 13. Ayet (69:13:2) | نُفِخَ | نفخ | nufiḣa | üflendiği | ن ف خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 13,14,15. Sûr’a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur. | |||||
| 37 | Meâric 43. Ayet (70:43:9) | يُوفِضُونَۙ | يوفضون | yûfidûn(e) | koşuyorlar | و ف ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 43,44. Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir hâlde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür. | |||||
| 38 | Abese 13. Ayet (80:13:2) | صُحُفٍ | صحف | suhufin | sahifeler | ص ح ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 13,14,15,16. O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir. | |||||
| 39 | A'lâ 18. Ayet (87:18:4) | الصُّحُفِ | الصحف | ssuhufi | sahifelerde de | ص ح ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 18,19. Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır. | |||||
| 40 | A'lâ 19. Ayet (87:19:1) | صُحُفِ | صحف | suhufi | sayfalarında | ص ح ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 18,19. Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır. | |||||
| 41 | Gâşiye 18. Ayet (88:18:4) | رُفِعَتْ۠ | رفعت | rufi’at | yükseltilmiş | ر ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! | |||||