| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 5. Ayet (2:5:2) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzeredirler | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. | |||||
| 2 | Bakara 185. Ayet (2:185:22) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere olursa | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir. | |||||
| 3 | Bakara 213. Ayet (2:213:14) | لِيَحْكُمَ | ليحكم | li-yahkume | hükmetmek üzere | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 149. Ayet (3:149:10) | عَلٰٓى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisingeriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:9) | عَلَيْهِ | عليه | ‘aleyhi | (hal) üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 6 | Enfal 11. Ayet (8:11:0) | اَمَنَةً | امنة | emeneten | bir güven olmak üzere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu. | |||||
| 7 | Tevbe 108. Ayet (9:108:0) | عَلَى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. | |||||
| 8 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | لَهُمُ | لهم | lehumu | kendilerinin olmak üzere | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 9 | Yunus 4. Ayet (10:4:0) | لِيَجْزِيَ | ليجزي | li-yecziye | karşılıklarını vermek üzere | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 10 | Hûd 17. Ayet (11:17:3) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.[273] İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar. | |||||
| 11 | Hûd 28. Ayet (11:28:7) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?” | |||||
| 12 | Hûd 56. Ayet (11:56:16) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzeredir | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın.[275] Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” | |||||
| 13 | Hûd 63. Ayet (11:63:7) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Salih, dedi ki: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet (peygamberlik) vermişse, O’na karşı geldiğim takdirde beni Allah’tan kim koruyabilir? Demek ki, zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz.” | |||||
| 14 | Hûd 88. Ayet (11:88:7) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 15 | Yusuf 47. Ayet (12:47:5) | دَاَبًاۚ | دابا | de-eben | âdetiniz üzere | د أ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın.” | |||||
| 16 | Nahl 29. Ayet (16:29:4) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalmak üzere | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!” | |||||
| 17 | Nahl 76. Ayet (16:76:27) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere (giden) | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu? | |||||
| 18 | İsrâ 88. Ayet (17:88:6) | عَلٰٓى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” | |||||
| 19 | Kehf 66. Ayet (18:66:6) | عَلٰٓى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 20 | Hacc 37. Ayet (22:37:16) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele. | |||||
| 21 | Mü'minûn 66. Ayet (23:66:7) | عَلٰٓى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 66,67. Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. | |||||
| 22 | Zümer 72. Ayet (39:72:5) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalmak üzere | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara şöyle denir: “İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!” | |||||
| 23 | Zümer 73. Ayet (39:73:20) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîn(e) | ebedi kalmak üzere | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin.” | |||||
| 24 | Ahkaf 29. Ayet (46:29:7) | يَسْتَمِعُونَ | يستمعون | yestemi’ûne | dinlemek üzere | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. | |||||
| 25 | Kamer 14. Ayet (54:14:3) | جَزَٓاءً | جزاء | cezâen | bir mükafat olmak üzere | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 26 | Vâkı'a 46. Ayet (56:46:3) | عَلَى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. | |||||
| 27 | Mücadele 14. Ayet (58:14:16) | عَلَى | على | ‘alâ | üzere | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler. | |||||
| 28 | Kalem 28. Ayet (68:28:2) | اَوْسَطُهُمْ | اوسطهم | evsetuhum | orta yol üzere olanları | و س ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi. | |||||
| 29 | Nâzi'ât 3. Ayet (79:3:2) | سَبْحًاۙ | سبحا | sebhâ(n) | yüzerek | س ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere, | |||||
| 30 | İnşikâk 2. Ayet (84:2:3) | وَحُقَّتْۙ | وحقت | ve hukkat | kendisine yaraştığı üzere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-, | |||||
| 31 | İnşikâk 5. Ayet (84:5:3) | وَحُقَّتْۜ | وحقت | ve hukkat | kendisine yaraştığı üzere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbini dinlediği zaman -ki ona yaraşan da budur- (insan yaptıklarını karşısında bulur!) | |||||