| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 550 | Nûr 62. Ayet (24:62:7) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak Allah’a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O hâlde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 551 | Nûr 62. Ayet (24:62:25) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak Allah’a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O hâlde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 552 | Nûr 63. Ayet (24:63:15) | لِوَاذًاۚ | لواذا | livâżâ(en) | birbirinin arkasına gizlenerek | ل و ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar. | |||||
| 553 | Furkan 12. Ayet (25:12:1) | اِذَا | اذا | iżâ | ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler. | |||||
| 554 | Furkan 13. Ayet (25:13:1) | وَاِذَٓا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler | |||||
| 555 | Furkan 15. Ayet (25:15:2) | اَذٰلِكَ | اذلك | eżâlike | bu mu? | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dedilen ebedîlik cenneti mi?” Orası onlar için bir mükâfat ve varılacak bir yerdir. | |||||
| 556 | Furkan 29. Ayet (25:29:6) | اِذْ | اذ | iż | إِذ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.” | |||||
| 557 | Furkan 36. Ayet (25:36:2) | اذْهَبَٓا | اذهبا | -żhebâ | gidin | ذ ه ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin” dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik. | |||||
| 558 | Furkan 41. Ayet (25:41:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 41,42. Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler. | |||||
| 559 | Furkan 60. Ayet (25:60:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Rahmân’a secdeye kapanın denildiğinde “Rahmân da nedir? Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?” derler ve bu onların nefretini artırır. | |||||
| 560 | Furkan 63. Ayet (25:63:8) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler. | |||||
| 561 | Furkan 67. Ayet (25:67:2) | اِذَٓا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır. | |||||
| 562 | Furkan 72. Ayet (25:72:5) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. | |||||
| 563 | Furkan 73. Ayet (25:73:2) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. | |||||
| 564 | Şu'arâ 10. Ayet (26:10:1) | وَاِذْ | واذ | ve iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 10,11. Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti. | |||||
| 565 | Şu'arâ 15. Ayet (26:15:3) | فَاذْهَبَا | فاذهبا | feżhebâ | ikiniz de gidin | ذ ه ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.” | |||||
| 566 | Şu'arâ 20. Ayet (26:20:3) | اِذًا | اذا | iżen | zaman | إِذًا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken (istemeyerek) yaptım.” | |||||
| 567 | Şu'arâ 32. Ayet (26:32:3) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | bir de (baktılar ki) | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. | |||||
| 568 | Şu'arâ 33. Ayet (26:33:3) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | işte | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.[399] | |||||
| 569 | Şu'arâ 35. Ayet (26:35:7) | فَمَاذَا | فماذا | femâżâ | o halde ne? | مَاذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?” | |||||
| 570 | Şu'arâ 42. Ayet (26:42:4) | اِذًا | اذا | iżen | o takdirde | إِذًا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi. | |||||
| 571 | Şu'arâ 45. Ayet (26:45:4) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | birden | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. | |||||
| 572 | Şu'arâ 49. Ayet (26:49:6) | اٰذَنَ | اذن | âżene | ben izin vermeden | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. | |||||
| 573 | Şu'arâ 56. Ayet (26:56:3) | حَاذِرُونَۜ | حاذرون | hâżirûn(e) | ihtiyatlı | ح ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.” | |||||
| 574 | Şu'arâ 70. Ayet (26:70:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti. | |||||
| 575 | Şu'arâ 72. Ayet (26:72:4) | اِذْ | اذ | iż | zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?” | |||||
| 576 | Şu'arâ 80. Ayet (26:80:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hastalandığımda da O bana şifa verir.” | |||||
| 577 | Şu'arâ 98. Ayet (26:98:1) | اِذْ | اذ | iż | çünkü | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” | |||||
| 578 | Şu'arâ 106. Ayet (26:106:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 579 | Şu'arâ 124. Ayet (26:124:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 580 | Şu'arâ 130. Ayet (26:130:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.” | |||||
| 581 | Şu'arâ 142. Ayet (26:142:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 582 | Şu'arâ 161. Ayet (26:161:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 583 | Şu'arâ 177. Ayet (26:177:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 584 | Şu'arâ 186. Ayet (26:186:9) | الْكَاذِب۪ينَۚ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | mutlaka yalancılar- | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.” | |||||
| 585 | Şu'arâ 223. Ayet (26:223:4) | كَاذِبُونَۜ | كاذبون | kâżibûn(e) | yalan söylerler | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır. | |||||
| 586 | Neml 7. Ayet (27:7:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti.[405] | |||||
| 587 | Neml 18. Ayet (27:18:2) | اِذَٓا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi. | |||||
| 588 | Neml 21. Ayet (27:21:5) | لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ | لااذبحنه | le-eżbehannehu | onu keseceğim | ذ ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim.” | |||||
| 589 | Neml 27. Ayet (27:27:7) | الْكَاذِب۪ينَ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | yalancılar- | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.” | |||||
| 590 | Neml 28. Ayet (27:28:1) | اِذْهَبْ | اذهب | iżheb | götür | ذ ه ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.” | |||||
| 591 | Neml 28. Ayet (27:28:10) | مَاذَا | ماذا | mâżâ | neye | مَاذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.” | |||||
| 592 | Neml 33. Ayet (27:33:11) | مَاذَا | ماذا | mâżâ | ne | مَاذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.” | |||||
| 593 | Neml 34. Ayet (27:34:4) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” | |||||
| 594 | Neml 34. Ayet (27:34:11) | اَذِلَّةًۚ | اذلة | eżille(ten) | zillet içinde | ذ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” | |||||
| 595 | Neml 37. Ayet (27:37:11) | اَذِلَّةً | اذلة | eżilleten | zilletle | ذ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.” | |||||
| 596 | Neml 45. Ayet (27:45:10) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | o zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye (uyarması için) Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar. | |||||
| 597 | Neml 54. Ayet (27:54:2) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o, kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre, o çirkin işi mi yapıyorsunuz?” | |||||
| 598 | Neml 62. Ayet (27:62:4) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz! | |||||
| 599 | Neml 67. Ayet (27:67:4) | ءَاِذَا | ءاذا | e-iżâ | zaman mı? | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?” | |||||