| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 600 | Neml 80. Ayet (27:80:9) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. | |||||
| 601 | Neml 82. Ayet (27:82:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 602 | Neml 84. Ayet (27:84:2) | اِذَا | اذا | iżâ | إِذَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 603 | Neml 84. Ayet (27:84:11) | اَمَّاذَا | اماذا | emmâżâ | yoksa nedir? | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 604 | Kasas 7. Ayet (28:7:7) | فَاِذَا | فاذا | fe iżâ | ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye ilham ettik. | |||||
| 605 | Kasas 18. Ayet (28:18:6) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | bir de baktı ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. | |||||
| 606 | Kasas 38. Ayet (28:38:29) | الْكَاذِب۪ينَ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | yalancılar- | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilâhına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi. | |||||
| 607 | Kasas 44. Ayet (28:44:5) | اِذْ | اذ | iż | vakit | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Mûsâ’ya o emri verdiğimiz zaman sen (vadinin) batı tarafında değildin. (O olayı) görenlerden de değildin.[415] | |||||
| 608 | Kasas 46. Ayet (28:46:5) | اِذْ | اذ | iż | zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine biz (Mûsâ’ya) seslendiğimiz zaman Tûr’un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz. | |||||
| 609 | Kasas 53. Ayet (28:53:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an kendilerine okunduğu zaman, “Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Şüphesiz biz ondan önce de müslümandık” derler. | |||||
| 610 | Kasas 55. Ayet (28:55:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selâm olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler. | |||||
| 611 | Kasas 65. Ayet (28:65:4) | مَاذَٓا | ماذا | mâżâ | ne? | مَاذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın onlara seslenerek, “Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyeceği günü hatırla.” | |||||
| 612 | Kasas 76. Ayet (28:76:19) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.” | |||||
| 613 | Kasas 87. Ayet (28:87:7) | اِذْ | اذ | iż | إِذ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri sana indirildikten sonra, sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma! | |||||
| 614 | Ankebut 3. Ayet (29:3:11) | الْكَاذِب۪ينَ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | yalancıları | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. | |||||
| 615 | Ankebut 10. Ayet (29:10:7) | فَاِذَٓا | فاذا | fe-iżâ | fakat | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? | |||||
| 616 | Ankebut 12. Ayet (29:12:18) | لَكَاذِبُونَ | لكاذبون | le-kâżibûn(e) | tamamen yalancıdırlar | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. | |||||
| 617 | Ankebut 16. Ayet (29:16:2) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’i de peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” | |||||
| 618 | Ankebut 28. Ayet (29:28:2) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayâsızlığı işliyorsunuz.” | |||||
| 619 | Ankebut 48. Ayet (29:48:11) | اِذًا | اذا | iżen | öyle olsaydı | إِذًا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi. | |||||
| 620 | Ankebut 65. Ayet (29:65:1) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 621 | Ankebut 65. Ayet (29:65:14) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 622 | Rum 20. Ayet (30:20:8) | اِذَٓا | اذا | iżâ | bir de bakarsın ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz. | |||||
| 623 | Rum 25. Ayet (30:25:9) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Emriyle göğün ve yerin (kendi düzenlerinde) durması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yerden (kalkmaya) bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki (dirilmiş olarak) çıkıyorsunuz. | |||||
| 624 | Rum 25. Ayet (30:25:14) | اِذَٓا | اذا | iżâ | bir de bakarsınız ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Emriyle göğün ve yerin (kendi düzenlerinde) durması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yerden (kalkmaya) bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki (dirilmiş olarak) çıkıyorsunuz. | |||||
| 625 | Rum 33. Ayet (30:33:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 626 | Rum 33. Ayet (30:33:10) | اِذَٓا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 627 | Rum 33. Ayet (30:33:11) | اَذَاقَهُمْ | اذاقهم | eżâkahum | onlara taddırdığı | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 628 | Rum 33. Ayet (30:33:14) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 629 | Rum 36. Ayet (30:36:1) | وَاِذَٓا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 630 | Rum 36. Ayet (30:36:2) | اَذَقْنَا | اذقنا | eżeknâ | biz taddırdığımız | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 631 | Rum 36. Ayet (30:36:13) | اِذَا | اذا | iżâ | derhal | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 632 | Rum 48. Ayet (30:48:19) | فَاِذَٓا | فاذا | fe-iżâ | derken | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler. | |||||
| 633 | Rum 48. Ayet (30:48:26) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler. | |||||
| 634 | Rum 52. Ayet (30:52:9) | اِذَا | اذا | iżâ | إِذَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin. | |||||
| 635 | Lokman 7. Ayet (31:7:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona âyetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.[429] | |||||
| 636 | Lokman 7. Ayet (31:7:12) | اُذُنَيْهِ | اذنيه | użuneyhi | kulaklarında | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona âyetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.[429] | |||||
| 637 | Lokman 11. Ayet (31:11:5) | مَاذَا | ماذا | mâżâ | ne? | مَاذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte Allah’ın yarattıkları! Haydi, Allah’ı bırakıp da taptıklarınızın yarattığını bana gösterin! Hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 638 | Lokman 13. Ayet (31:13:1) | وَاِذْ | واذ | ve iż | ve hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” | |||||
| 639 | Lokman 21. Ayet (31:21:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ne zaman ki | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman, “Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı? | |||||
| 640 | Lokman 32. Ayet (31:32:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder. | |||||
| 641 | Lokman 34. Ayet (31:34:15) | مَاذَا | ماذا | mâżâ | ne | مَاذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. | |||||
| 642 | Secde 10. Ayet (32:10:2) | ءَاِذَا | ءاذا | e-iżâ | sonra mı? | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kâfirler dediler ki:) “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız? Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. | |||||
| 643 | Secde 12. Ayet (32:12:3) | اِذِ | اذ | iżi | (demekte) iken | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! | |||||
| 644 | Secde 15. Ayet (32:15:5) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar. | |||||
| 645 | Ahzab 7. Ayet (33:7:1) | وَاِذْ | واذ | ve iż | ve hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz, onlardan sapa sağlam bir söz almıştık. | |||||
| 646 | Ahzab 9. Ayet (33:9:5) | اذْكُرُوا | اذكروا | -żkurû | hatırlayın | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.[437] | |||||
| 647 | Ahzab 9. Ayet (33:9:9) | اِذْ | اذ | iż | hani bir zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.[437] | |||||
| 648 | Ahzab 10. Ayet (33:10:1) | اِذْ | اذ | iż | hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. | |||||
| 649 | Ahzab 10. Ayet (33:10:8) | وَاِذْ | واذ | ve iż | ve hani | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. | |||||