"اضرب" Analizi

Arapça Metin (Harekesiz) ve benzeşen aramasında 12 sonuç bulundu.
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 60. Ayet (2:60:6) اضْرِبْ اضرب -drib vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.
2 Bakara 73. Ayet (2:73:2) اضْرِبُوهُ اضربوه dribûhu vurun ona (öldürülene) ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
3 Nisâ 34. Ayet (4:34:29) وَاضْرِبُوهُنَّۚ واضربوهن vadribûhun(ne) ve onları uzaklaştırın ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.[115] Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı[116] korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.[117] Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
4 A'raf 160. Ayet (7:160:0) اضْرِبْ اضرب -drib vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
5 Enfal 12. Ayet (8:12:0) فَاضْرِبُوا فاضربوا fadribû vurun ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu.
6 Enfal 12. Ayet (8:12:0) وَاضْرِبُوا واضربوا vadribû ve vurun ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu.
7 Kehf 32. Ayet (18:32:1) وَاضْرِبْ واضرب vadrib ve anlat ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.
8 Kehf 45. Ayet (18:45:1) وَاضْرِبْ واضرب vadrib ve anlat ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
9 Tâhâ 77. Ayet (20:77:8) فَاضْرِبْ فاضرب fadrib ve vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik.
10 Şu'arâ 63. Ayet (26:63:5) اضْرِبْ اضرب -drib vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
11 Yâsîn 13. Ayet (36:13:1) وَاضْرِبْ واضرب vadrib ve anlat ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
12 Sâd 44. Ayet (38:44:4) فَاضْرِبْ فاضرب fadrib ve vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Şöyle dedik: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.”[465] Gerçekten biz Eyyûb’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.