"المؤمن" Analizi

Arapça Metin (Harekesiz) ve benzeşen aramasında 134 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 223. Ayet (2:223:16) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) İnananları أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele.
2 Bakara 285. Ayet (2:285:8) وَالْمُؤْمِنُونَۜ والمؤمنون vel-mu/minûn(e) ve mü'minler (de) أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”
3 Âl-i İmran 28. Ayet (3:28:3) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne Mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başkadır. Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah’adır.
4 Âl-i İmran 28. Ayet (3:28:8) الْمُؤْمِن۪ينَۚ المؤمنين l-mu/minîn(e) inananları أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başkadır. Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah’adır.
5 Âl-i İmran 68. Ayet (3:68:13) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minlerin أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.
6 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:21) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne inananlar da var أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
7 Âl-i İmran 121. Ayet (3:121:6) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
8 Âl-i İmran 122. Ayet (3:122:12) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûn(e) inananlar أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[99]
9 Âl-i İmran 152. Ayet (3:152:40) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minlere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
10 Âl-i İmran 160. Ayet (3:160:18) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûn(e) Mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.
11 Âl-i İmran 164. Ayet (3:164:5) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minlere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
12 Âl-i İmran 166. Ayet (3:166:9) الْمُؤْمِن۪ينَۙ المؤمنين l-mu/minîn(e) inananları أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
13 Âl-i İmran 171. Ayet (3:171:11) الْمُؤْمِن۪ينَۚۛ۟ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minlerin أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
14 Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:5) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır.
15 Nisâ 25. Ayet (4:25:9) الْمُؤْمِنَاتِ المؤمنات l-mu/minâti inanmış أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
16 Nisâ 25. Ayet (4:25:16) الْمُؤْمِنَاتِۜ المؤمنات l-mu/minât(i) inanmış أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
17 Nisâ 84. Ayet (4:84:10) الْمُؤْمِن۪ينَۚ المؤمنين l-mu/minîn(e) inananları أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
18 Nisâ 95. Ayet (4:95:5) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne inananlardan أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
19 Nisâ 103. Ayet (4:103:18) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
20 Nisâ 115. Ayet (4:115:13) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minlerin أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
21 Nisâ 139. Ayet (4:139:7) الْمُؤْمِن۪ينَۜ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
22 Nisâ 141. Ayet (4:141:24) الْمُؤْمِن۪ينَۜ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minlerden أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
23 Nisâ 141. Ayet (4:141:35) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minlere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
24 Nisâ 144. Ayet (4:144:11) الْمُؤْمِن۪ينَۜ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
25 Nisâ 146. Ayet (4:146:12) الْمُؤْمِن۪ينَۜ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minlerle أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.
26 Nisâ 146. Ayet (4:146:16) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minlere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.
27 Nisâ 162. Ayet (4:162:6) وَالْمُؤْمِنُونَ والمؤمنون vel-mu/minûne ve mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
28 Nisâ 162. Ayet (4:162:19) وَالْمُؤْمِنُونَ والمؤمنون vel-mu/minûne inananlar var ya أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
29 Mâide 5. Ayet (5:5:16) الْمُؤْمِنَاتِ المؤمنات l-mu/minâti inanan kadınlar- أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir.[145] Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.
30 Mâide 11. Ayet (5:11:24) الْمُؤْمِنُونَ۟ المؤمنون l-mu/minûn(e) Mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) kalkışmıştı da, Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
31 Mâide 43. Ayet (5:43:15) بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ بالمؤمنين bil-mu/minîn(e) inanıyor أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.
32 Mâide 54. Ayet (5:54:18) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne Mü'minlere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
33 En'am 27. Ayet (6:27:17) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) inananlar- أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!
34 A'raf 143. Ayet (7:143:41) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) inananların أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
35 Enfal 2. Ayet (8:2:0) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne Mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.[241]
36 Enfal 4. Ayet (8:4:0) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar gerçekten mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
37 Enfal 5. Ayet (8:5:0) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minler- أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
38 Enfal 17. Ayet (8:17:0) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne Mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.[244] Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
39 Enfal 19. Ayet (8:19:0) الْمُؤْمِن۪ينَ۟ المؤمنين l-mu/minîn(e) inananlarla أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey inkârcılar!) Eğer fetih[245] istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.
40 Enfal 62. Ayet (8:62:0) وَبِالْمُؤْمِن۪ينَۙ وبالمؤمنين ve bilmu/minîn(e) ve mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) 62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
41 Enfal 64. Ayet (8:64:0) الْمُؤْمِن۪ينَ۟ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minler- أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter.
42 Enfal 65. Ayet (8:65:0) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minleri أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.
43 Enfal 74. Ayet (8:74:0) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
44 Tevbe 16. Ayet (9:16:0) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minler(den) أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
45 Tevbe 26. Ayet (9:26:0) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne mü'minlerin أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.
46 Tevbe 51. Ayet (9:51:0) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûn(e) inananlar أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
47 Tevbe 71. Ayet (9:71:0) وَالْمُؤْمِنُونَ والمؤمنون vel-mu/minûne inanan erkekler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
48 Tevbe 71. Ayet (9:71:0) وَالْمُؤْمِنَاتُ والمؤمنات vel-mu/minâtu ve inanan kadınlar أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
49 Tevbe 72. Ayet (9:72:0) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîne inanan erkeklere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.
50 Tevbe 72. Ayet (9:72:0) وَالْمُؤْمِنَاتِ والمؤمنات vel-mu/minâti ve inanan kadınlara أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.