| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 7400 | Nahl 116. Ayet (16:116:19) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah'a | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. | |||||
| 7401 | Nahl 116. Ayet (16:116:20) | الْكَذِبَ | الكذب | l-keżibe | yalan | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. | |||||
| 7402 | Nahl 117. Ayet (16:117:5) | اَل۪يمٌ | اليم | elîm(un) | acıklı | أ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Hâlbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır. | |||||
| 7403 | Nahl 118. Ayet (16:118:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | olanlara da | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 7404 | Nahl 119. Ayet (16:119:6) | السُّٓوءَ | السوء | ssû-e | kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.[308] | |||||
| 7405 | Nahl 119. Ayet (16:119:7) | بِجَهَالَةٍ | بجهالة | bi-cehâletin | cehaletle | ج ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.[308] | |||||
| 7406 | Nahl 120. Ayet (16:120:11) | الْمُشْرِك۪ينَۙ | المشركين | l-muşrikîn(e) | ortak koşanlar- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi. | |||||
| 7407 | Nahl 121. Ayet (16:121:5) | اِلٰى | الى | ilâ | إِلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O’nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. | |||||
| 7408 | Nahl 122. Ayet (16:122:3) | الدُّنْيَا | الدنيا | ddunyâ | dünyada | د ن و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir. | |||||
| 7409 | Nahl 122. Ayet (16:122:7) | الْاٰخِرَةِ | الاخرة | l-âḣirati | ahirette de | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir. | |||||
| 7410 | Nahl 122. Ayet (16:122:9) | الصَّالِح۪ينَۜ | الصالحين | ssâlihîn(e) | iyilerdendir | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir. | |||||
| 7411 | Nahl 123. Ayet (16:123:3) | اِلَيْكَ | اليك | ileyke | sana | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik. | |||||
| 7412 | Nahl 123. Ayet (16:123:12) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîn(e) | ortak koşanlar- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik. | |||||
| 7413 | Nahl 124. Ayet (16:124:3) | السَّبْتُ | السبت | ssebtu | cumartesi günü | س ب ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 7414 | Nahl 124. Ayet (16:124:5) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | kimseler | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 7415 | Nahl 124. Ayet (16:124:13) | الْقِيٰمَةِ | القيمة | l-kiyâmeti | kıyamet | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 7416 | Nahl 125. Ayet (16:125:2) | اِلٰى | الى | ilâ | إِلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 7417 | Nahl 125. Ayet (16:125:5) | بِالْحِكْمَةِ | بالحكمة | bil-hikmeti | hikmetle | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 7418 | Nahl 125. Ayet (16:125:6) | وَالْمَوْعِظَةِ | والموعظة | vel-mev’izati | ve öğütle | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 7419 | Nahl 125. Ayet (16:125:7) | الْحَسَنَةِ | الحسنة | l-hasene(ti) | güzel | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 7420 | Nahl 125. Ayet (16:125:9) | بِالَّت۪ي | بالتي | billetî | (biçimde) | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 7421 | Nahl 125. Ayet (16:125:22) | بِالْمُهْتَد۪ينَ | بالمهتدين | bil-muhtedîn(e) | hidayete erenleri | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 7422 | Nahl 127. Ayet (16:127:4) | اِلَّا | الا | illâ | başka | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. | |||||
| 7423 | Nahl 127. Ayet (16:127:5) | بِاللّٰهِ | بالله | bi(A)llâh(i) | Allah(ın yardımından) | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. | |||||
| 7424 | Nahl 128. Ayet (16:128:2) | اللّٰهَ | الله | (A)llâhe | Allah | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir. | |||||
| 7425 | Nahl 128. Ayet (16:128:4) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | kimselerle | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir. | |||||
| 7426 | Nahl 128. Ayet (16:128:6) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | ve kimselerle | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir. | |||||
| 7427 | İsrâ 1. Ayet (17:1:2) | الَّذ۪ٓي | الذي | lleżî | O (Allah) ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7428 | İsrâ 1. Ayet (17:1:7) | الْمَسْجِدِ | المسجد | l-mescidi | Mescid-i | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7429 | İsrâ 1. Ayet (17:1:8) | الْحَرَامِ | الحرام | l-harâmi | Haram'dan | ح ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7430 | İsrâ 1. Ayet (17:1:9) | اِلَى | الى | ilâ | إِلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7431 | İsrâ 1. Ayet (17:1:10) | الْمَسْجِدِ | المسجد | l-mescidi | Mescid-i | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7432 | İsrâ 1. Ayet (17:1:11) | الْاَقْصَا | الاقصا | l-aksâ | Aksa'ya | ق ص و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7433 | İsrâ 1. Ayet (17:1:12) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | öyle ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7434 | İsrâ 1. Ayet (17:1:20) | السَّم۪يعُ | السميع | ssemî’u | işitendir | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7435 | İsrâ 1. Ayet (17:1:21) | الْبَص۪يرُ | البصير | l-basîr(u) | görendir | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309] | |||||
| 7436 | İsrâ 2. Ayet (17:2:3) | الْكِتَابَ | الكتاب | l-kitâbe | Kitabı | ك ت ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ve onu, “Benden başkasını vekil edinmeyin” diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık. | |||||
| 7437 | İsrâ 2. Ayet (17:2:8) | اَلَّا | الا | ellâ | diye | أَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ve onu, “Benden başkasını vekil edinmeyin” diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık. | |||||
| 7438 | İsrâ 4. Ayet (17:4:2) | اِلٰى | الى | ilâ | إِلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik. | |||||
| 7439 | İsrâ 4. Ayet (17:4:6) | الْكِتَابِ | الكتاب | l-kitâbi | Kitapta | ك ت ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik. | |||||
| 7440 | İsrâ 4. Ayet (17:4:9) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | o ülkede | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik. | |||||
| 7441 | İsrâ 5. Ayet (17:5:13) | خِلَالَ | خلال | ḣilâle | aralarına girip | خ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. | |||||
| 7442 | İsrâ 5. Ayet (17:5:14) | الدِّيَارِۜ | الديار | ddiyâr(i) | evlerin | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. | |||||
| 7443 | İsrâ 6. Ayet (17:6:4) | الْكَرَّةَ | الكرة | l-kerrate | tekrar | ك ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık. | |||||
| 7444 | İsrâ 6. Ayet (17:6:7) | بِاَمْوَالٍ | باموال | bi-emvâlin | mallarla | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık. | |||||
| 7445 | İsrâ 7. Ayet (17:7:11) | الْاٰخِرَةِ | الاخرة | l-âḣirati | sonuncusunun | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.) | |||||
| 7446 | İsrâ 7. Ayet (17:7:15) | الْمَسْجِدَ | المسجد | l-mescide | Mescid'e (Kudüs'e) | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.) | |||||
| 7447 | İsrâ 9. Ayet (17:9:3) | الْقُرْاٰنَ | القران | l-kur-âne | Kur'an | ق ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 9,10. Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. | |||||
| 7448 | İsrâ 9. Ayet (17:9:9) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minlere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 9,10. Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. | |||||
| 7449 | İsrâ 9. Ayet (17:9:10) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | ٱلَّذِى | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 9,10. Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. | |||||