| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 9450 | Şu'arâ 71. Ayet (26:71:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi. | |||||
| 9451 | Şu'arâ 72. Ayet (26:72:1) | قَالَ | قال | kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?” | |||||
| 9452 | Şu'arâ 74. Ayet (26:74:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler. | |||||
| 9453 | Şu'arâ 75. Ayet (26:75:1) | قَالَ | قال | kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 75,76. İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?” | |||||
| 9454 | Şu'arâ 76. Ayet (26:76:3) | الْاَقْدَمُونَ | الاقدمون | l-akdemûn(e) | eski | ق د م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 75,76. İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?” | |||||
| 9455 | Şu'arâ 77. Ayet (26:77:4) | اِلَّا | الا | illâ | yalnız hariç | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.” | |||||
| 9456 | Şu'arâ 77. Ayet (26:77:6) | الْعَالَم۪ينَۙ | العالمين | l-’âlemîn(e) | alemlerin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.” | |||||
| 9457 | Şu'arâ 78. Ayet (26:78:1) | اَلَّذ۪ي | الذي | elleżî | ٱلَّذِى | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.” | |||||
| 9458 | Şu'arâ 79. Ayet (26:79:1) | وَالَّذ۪ي | والذي | velleżî | ve | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, bana yediren ve içirendir.” | |||||
| 9459 | Şu'arâ 81. Ayet (26:81:1) | وَالَّذ۪ي | والذي | velleżî | O'dur | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.” | |||||
| 9460 | Şu'arâ 82. Ayet (26:82:1) | وَالَّذ۪ٓي | والذي | velleżî | ve O'dur | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.” | |||||
| 9461 | Şu'arâ 82. Ayet (26:82:8) | الدّ۪ينِۜ | الدين | ddîn(i) | din (ceza) | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.” | |||||
| 9462 | Şu'arâ 83. Ayet (26:83:5) | وَاَلْحِقْن۪ي | والحقني | ve elhiknî | ve beni kat | ل ح ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.” | |||||
| 9463 | Şu'arâ 83. Ayet (26:83:6) | بِالصَّالِح۪ينَۙ | بالصالحين | bi-ssâlihîn(e) | Salihler arasına | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.” | |||||
| 9464 | Şu'arâ 84. Ayet (26:84:6) | الْاٰخِر۪ينَۙ | الاخرين | l-âḣirîn(e) | sonra gelenler | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” | |||||
| 9465 | Şu'arâ 85. Ayet (26:85:5) | النَّع۪يمِۙ | النعيم | -nna’îm(i) | nimet(i bol olan) | ن ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.” | |||||
| 9466 | Şu'arâ 86. Ayet (26:86:6) | الضَّٓالّ۪ينَۙ | الضالين | ddâllîn(e) | sapıklar- | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.” | |||||
| 9467 | Şu'arâ 88. Ayet (26:88:4) | مَالٌ | مال | mâlun | (ne) mal | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!” | |||||
| 9468 | Şu'arâ 89. Ayet (26:89:1) | اِلَّا | الا | illâ | dışındakine | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” | |||||
| 9469 | Şu'arâ 89. Ayet (26:89:4) | اللّٰهَ | الله | (A)llâhe | Allah'a | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” | |||||
| 9470 | Şu'arâ 90. Ayet (26:90:2) | الْجَنَّةُ | الجنة | l-cennetu | cennet | ج ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. | |||||
| 9471 | Şu'arâ 91. Ayet (26:91:2) | الْجَح۪يمُ | الجحيم | l-cehîmu | cehennem | ج ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92,93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek. | |||||
| 9472 | Şu'arâ 93. Ayet (26:93:3) | اللّٰهِۜ | الله | (A)llâhi | Allah'tan | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92,93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek. | |||||
| 9473 | Şu'arâ 94. Ayet (26:94:4) | وَالْغَاوُ۫نَۙ | والغاون | vel-ġâvûn(e) | ve azgınlar | غ و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 94,95. Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar. | |||||
| 9474 | Şu'arâ 96. Ayet (26:96:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | derler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: | |||||
| 9475 | Şu'arâ 97. Ayet (26:97:1) | تَاللّٰهِ | تالله | ta(A)llâhi | vallahi | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” | |||||
| 9476 | Şu'arâ 97. Ayet (26:97:5) | ضَلَالٍ | ضلال | dalâlin | bir sapıklık | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” | |||||
| 9477 | Şu'arâ 98. Ayet (26:98:4) | الْعَالَم۪ينَ | العالمين | l’âlemîn(e) | alemlerin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” | |||||
| 9478 | Şu'arâ 99. Ayet (26:99:3) | اِلَّا | الا | illâ | başkası | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.” | |||||
| 9479 | Şu'arâ 99. Ayet (26:99:4) | الْمُجْرِمُونَ | المجرمون | l-mucrimûn(e) | suçlulardan | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.” | |||||
| 9480 | Şu'arâ 102. Ayet (26:102:7) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | inananlar- | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.” | |||||
| 9481 | Şu'arâ 104. Ayet (26:104:4) | الْعَز۪يزُ | العزيز | l’azîzu | üstün olan | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. | |||||
| 9482 | Şu'arâ 104. Ayet (26:104:5) | الرَّح۪يمُ۟ | الرحيم | rrahîm(u) | merhamet eden | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. | |||||
| 9483 | Şu'arâ 105. Ayet (26:105:4) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı. | |||||
| 9484 | Şu'arâ 106. Ayet (26:106:2) | قَالَ | قال | kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 9485 | Şu'arâ 106. Ayet (26:106:6) | اَلَا | الا | elâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 9486 | Şu'arâ 108. Ayet (26:108:2) | اللّٰهَ | الله | (A)llâhe | Allah'tan | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” | |||||
| 9487 | Şu'arâ 109. Ayet (26:109:8) | اِلَّا | الا | illâ | başka | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” | |||||
| 9488 | Şu'arâ 109. Ayet (26:109:11) | الْعَالَم۪ينَۚ | العالمين | l-’âlemîn(e) | alemlerin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” | |||||
| 9489 | Şu'arâ 110. Ayet (26:110:2) | اللّٰهَ | الله | (A)llâhe | Allah'tan | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!” | |||||
| 9490 | Şu'arâ 111. Ayet (26:111:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?” | |||||
| 9491 | Şu'arâ 111. Ayet (26:111:5) | الْاَرْذَلُونَۜ | الارذلون | l-erżelûn(e) | bayağı kimseler | ر ذ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?” | |||||
| 9492 | Şu'arâ 112. Ayet (26:112:1) | قَالَ | قال | kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh, şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?” | |||||
| 9493 | Şu'arâ 113. Ayet (26:113:3) | اِلَّا | الا | illâ | ancak | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!” | |||||
| 9494 | Şu'arâ 114. Ayet (26:114:4) | الْمُؤْمِن۪ينَۚ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | inananları | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben inananları kovacak değilim.” | |||||
| 9495 | Şu'arâ 115. Ayet (26:115:3) | اِلَّا | الا | illâ | başka | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” | |||||
| 9496 | Şu'arâ 116. Ayet (26:116:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!” | |||||
| 9497 | Şu'arâ 116. Ayet (26:116:9) | الْمَرْجُوم۪ينَۜ | المرجومين | l-mercûmîn(e) | taşlananlar- | ر ج م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!” | |||||
| 9498 | Şu'arâ 117. Ayet (26:117:1) | قَالَ | قال | kâle | (Nuh) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.” | |||||
| 9499 | Şu'arâ 118. Ayet (26:118:9) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | mü'minler- | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.” | |||||