| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 4300 | A'raf 85. Ayet (7:85:22) | وَالْم۪يزَانَ | والميزان | vel-mîzâne | ve tartıyı | و ز ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 4301 | A'raf 85. Ayet (7:85:25) | النَّاسَ | الناس | nnâse | insanların | ن و س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 4302 | A'raf 85. Ayet (7:85:30) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yeryüzünde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 4303 | A'raf 86. Ayet (7:86:9) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?” | |||||
| 4304 | A'raf 86. Ayet (7:86:24) | الْمُفْسِد۪ينَ | المفسدين | l-mufsidîn(e) | bozguncuların | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?” | |||||
| 4305 | A'raf 87. Ayet (7:87:6) | بِالَّذ۪ٓي | بالذي | billeżî | kişiye | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 4306 | A'raf 87. Ayet (7:87:15) | اللّٰهُ | الله | (A)llâhu | Allah | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 4307 | A'raf 87. Ayet (7:87:19) | الْحَاكِم۪ينَ | الحاكمين | l-hâkimîn(e) | hükmedenlerin | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 4308 | A'raf 88. Ayet (7:88:1) | قَالَ | قال | kâle | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 4309 | A'raf 88. Ayet (7:88:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 4310 | A'raf 88. Ayet (7:88:3) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | kimseler | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 4311 | A'raf 88. Ayet (7:88:10) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | ve kimseleri | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 4312 | A'raf 88. Ayet (7:88:19) | قَالَ | قال | kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 4313 | A'raf 89. Ayet (7:89:4) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah'ın | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4314 | A'raf 89. Ayet (7:89:13) | اللّٰهُ | الله | (A)llâhu | Allah | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4315 | A'raf 89. Ayet (7:89:21) | اِلَّٓا | الا | illâ | dışında | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4316 | A'raf 89. Ayet (7:89:24) | اللّٰهُ | الله | (A)llâhu | Allah | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4317 | A'raf 89. Ayet (7:89:32) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah'a | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4318 | A'raf 89. Ayet (7:89:39) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçekle | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4319 | A'raf 89. Ayet (7:89:42) | الْفَاتِح۪ينَ | الفاتحين | l-fâtihîn(e) | aç(ığa çıkar)anların | ف ت ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 4320 | A'raf 90. Ayet (7:90:1) | وَقَالَ | وقال | ve kâle | ve dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.” | |||||
| 4321 | A'raf 90. Ayet (7:90:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.” | |||||
| 4322 | A'raf 90. Ayet (7:90:3) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | kimseler | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.” | |||||
| 4323 | A'raf 91. Ayet (7:91:2) | الرَّجْفَةُ | الرجفة | -rracfetu | o müthiş sarsıntı | ر ج ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 4324 | A'raf 92. Ayet (7:92:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | kimseler | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu. | |||||
| 4325 | A'raf 92. Ayet (7:92:8) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | kimseler | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu. | |||||
| 4326 | A'raf 92. Ayet (7:92:13) | الْخَاسِر۪ينَ | الخاسرين | l-ḣâsirîn(e) | ziyana uğrayanlar | خ س ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu. | |||||
| 4327 | A'raf 93. Ayet (7:93:3) | وَقَالَ | وقال | ve kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?” | |||||
| 4328 | A'raf 93. Ayet (7:93:8) | رِسَالَاتِ | رسالات | risâlâti | mesajlarını | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?” | |||||
| 4329 | A'raf 94. Ayet (7:94:7) | اِلَّٓا | الا | illâ | إِلَّا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım. | |||||
| 4330 | A'raf 94. Ayet (7:94:10) | بِالْبَأْسَٓاءِ | بالبأساء | bil-be/sâ-i | yoksulluk | ب أ س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım. | |||||
| 4331 | A'raf 94. Ayet (7:94:11) | وَالضَّرَّٓاءِ | والضراء | ve-ddarrâ-i | ve darlıkla | ض ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım. | |||||
| 4332 | A'raf 95. Ayet (7:95:4) | السَّيِّئَةِ | السيئة | sseyyi-eti | kötülüğü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 4333 | A'raf 95. Ayet (7:95:5) | الْحَسَنَةَ | الحسنة | l-hasenete | iyilik | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 4334 | A'raf 95. Ayet (7:95:8) | وَقَالُوا | وقالوا | ve kâlû | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 4335 | A'raf 95. Ayet (7:95:12) | الضَّرَّٓاءُ | الضراء | ddarrâu | darlık | ض ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 4336 | A'raf 95. Ayet (7:95:13) | وَالسَّرَّٓاءُ | والسراء | ve-sserrâu | ve sevinç | س ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 4337 | A'raf 96. Ayet (7:96:4) | الْقُرٰٓى | القرى | l-kurâ | (O) ülkelerin | ق ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik. | |||||
| 4338 | A'raf 96. Ayet (7:96:11) | السَّمَٓاءِ | السماء | ssemâ-i | gök- | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik. | |||||
| 4339 | A'raf 96. Ayet (7:96:12) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yer(den) | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik. | |||||
| 4340 | A'raf 97. Ayet (7:97:3) | الْقُرٰٓى | القرى | l-kurâ | (o) ülkelerin | ق ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular? | |||||
| 4341 | A'raf 98. Ayet (7:98:3) | الْقُرٰٓى | القرى | l-kurâ | (o) ülkelerin | ق ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular? | |||||
| 4342 | A'raf 99. Ayet (7:99:3) | اللّٰهِۚ | الله | (A)llâh(i) | Allah'ın | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.[222] | |||||
| 4343 | A'raf 99. Ayet (7:99:7) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah'ın | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.[222] | |||||
| 4344 | A'raf 99. Ayet (7:99:8) | اِلَّا | الا | illâ | başkası | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.[222] | |||||
| 4345 | A'raf 99. Ayet (7:99:9) | الْقَوْمُ | القوم | l-kavmu | topluluktan | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.[222] | |||||
| 4346 | A'raf 99. Ayet (7:99:10) | الْخَاسِرُونَ۟ | الخاسرون | l-ḣâsirûn(e) | ziyana uğrayan | خ س ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.[222] | |||||
| 4347 | A'raf 100. Ayet (7:100:5) | الْاَرْضَ | الارض | l-arda | şu toprağa | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 4348 | A'raf 101. Ayet (7:101:2) | الْقُرٰى | القرى | l-kurâ | ülkeler | ق ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 4349 | A'raf 101. Ayet (7:101:10) | بِالْبَيِّنَاتِۚ | بالبينات | bil-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||