| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 3. Ayet (2:3:7) | رَزَقْنَاهُمْ | رزقناهم | razeknâhum | kendilerini rızıklandırdığımız | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gaybe[9] inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. | |||||
| 2 | Bakara 33. Ayet (2:33:7) | اَنْبَاَهُمْ | انباهم | enbe-ehum | bunlara haber verince | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 3 | Bakara 121. Ayet (2:121:2) | اٰتَيْنَاهُمُ | اتيناهم | âteynâhumu | kendilerine verdiğimiz | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. | |||||
| 4 | Bakara 146. Ayet (2:146:2) | اٰتَيْنَاهُمُ | اتيناهم | âteynâhumu | kendilerine verdiğimiz | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.[39] | |||||
| 5 | Bakara 211. Ayet (2:211:5) | اٰتَيْنَاهُمْ | اتيناهم | âteynâhum | onlara verdik | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır. | |||||
| 6 | Bakara 243. Ayet (2:243:17) | اَحْيَاهُمْۜ | احياهم | ahyâhum | kendilerini diriltmişti | ح ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 25. Ayet (3:25:3) | جَمَعْنَاهُمْ | جمعناهم | cema’nâhum | topladığımız | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bakalım, kendilerini o geleceğinde hiç şüphe olmayan gün için bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese kazandığı tamamen ödendiği vakit, hâlleri nice olacaktır. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:14) | اَهَمَّتْهُمْ | اهمتهم | ehemmethum | kaygısına düşmüştü | ه م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 9 | Nisâ 54. Ayet (4:54:16) | وَاٰتَيْنَاهُمْ | واتيناهم | ve âteynâhum | ve onlara verdik | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.[122] | |||||
| 10 | Nisâ 56. Ayet (4:56:11) | بَدَّلْنَاهُمْ | بدلناهم | beddelnâhum | değiştireceğiz | ب د ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 11 | Nisâ 67. Ayet (4:67:2) | لَاٰتَيْنَاهُمْ | لاتيناهم | leâteynâhum | kendilerine verirdik | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik. | |||||
| 12 | Nisâ 68. Ayet (4:68:1) | وَلَهَدَيْنَاهُمْ | ولهديناهم | ve lehedeynâhum | ve onları iletirdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları elbette doğru yola iletirdik. | |||||
| 13 | Nisâ 164. Ayet (4:164:3) | قَصَصْنَاهُمْ | قصصناهم | kasasnâhum | anlattığımız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu. | |||||
| 14 | Mâide 13. Ayet (5:13:4) | لَعَنَّاهُمْ | لعناهم | le’annâhum | onları la'netledik | ل ع ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever. | |||||
| 15 | Mâide 65. Ayet (5:65:10) | وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ | ولادخلناهم | ve le-edḣalnâhum | ve onları sokardık | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık. | |||||
| 16 | En'am 6. Ayet (6:6:9) | مَكَّنَّاهُمْ | مكناهم | mekkennâhum | onlara imkanlar vermiştik | م ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik. | |||||
| 17 | En'am 6. Ayet (6:6:25) | فَاَهْلَكْنَاهُمْ | فاهلكناهم | fe-ehleknâhum | fakat onları helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik. | |||||
| 18 | En'am 20. Ayet (6:20:2) | اٰتَيْنَاهُمُ | اتيناهم | âteynâhumu | verdiklerimiz | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.[172] Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 19 | En'am 42. Ayet (6:42:7) | فَاَخَذْنَاهُمْ | فاخذناهم | fe-eḣażnâhum | onları yakalayıp cezalandırmıştık | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. | |||||
| 20 | En'am 44. Ayet (6:44:16) | اَخَذْنَاهُمْ | اخذناهم | eḣażnâhum | onları yakaladık | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar. | |||||
| 21 | En'am 87. Ayet (6:87:5) | وَاجْتَبَيْنَاهُمْ | واجتبيناهم | vectebeynâhum | onları seçtik | ج ب ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik. | |||||
| 22 | En'am 87. Ayet (6:87:6) | وَهَدَيْنَاهُمْ | وهديناهم | ve hedeynâhum | ve onları ilettik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik. | |||||
| 23 | En'am 89. Ayet (6:89:3) | اٰتَيْنَاهُمُ | اتيناهم | âteynâhumu | verdiğimiz | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.[182] | |||||
| 24 | En'am 114. Ayet (6:114:12) | اٰتَيْنَاهُمُ | اتيناهم | âteynâhumu | kendilerine verdiğimiz | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.[190] | |||||
| 25 | En'am 146. Ayet (6:146:25) | جَزَيْنَاهُمْ | جزيناهم | cezeynâhum | onları cezalandırdık | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık.[201] Biz elbette doğru söyleyenleriz. | |||||
| 26 | En'am 151. Ayet (6:151:21) | وَاِيَّاهُمْۚ | واياهم | ve iyyâhum | onları | إِيَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın.[203] Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.[204] İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” | |||||
| 27 | A'raf 52. Ayet (7:52:2) | جِئْنَاهُمْ | جئناهم | ci/nâhum | onlara getirdik | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik. | |||||
| 28 | A'raf 65. Ayet (7:65:3) | اَخَاهُمْ | اخاهم | eḣâhum | kardeşleri | أ خ و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 29 | A'raf 73. Ayet (7:73:3) | اَخَاهُمْ | اخاهم | eḣâhum | kardeşleri | أ خ و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 30 | A'raf 85. Ayet (7:85:3) | اَخَاهُمْ | اخاهم | eḣâhum | kardeşleri | أ خ و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 31 | A'raf 95. Ayet (7:95:14) | فَاَخَذْنَاهُمْ | فاخذناهم | fe-eḣażnâhum | biz de onları yakaladık | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 32 | A'raf 96. Ayet (7:96:15) | فَاَخَذْنَاهُمْ | فاخذناهم | fe-eḣażnâhum | biz de onları yakaladık | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik. | |||||
| 33 | A'raf 100. Ayet (7:100:12) | اَصَبْنَاهُمْ | اصبناهم | esabnâhum | kendilerini de cezalandırırız | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 34 | A'raf 136. Ayet (7:136:3) | فَاَغْرَقْنَاهُمْ | فاغرقناهم | fe-aġraknâhum | onları boğduk | غ ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk. | |||||
| 35 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | وَقَطَّعْنَاهُمُ | وقطعناهم | ve katta’nâhumu | ve biz onları ayırdık | ق ط ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 36 | A'raf 168. Ayet (7:168:0) | وَقَطَّعْنَاهُمْ | وقطعناهم | ve katta’nâhum | ve onları ayırdık | ق ط ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık. | |||||
| 37 | A'raf 168. Ayet (7:168:0) | وَبَلَوْنَاهُمْ | وبلوناهم | ve belevnâhum | ve onları sınadık | ب ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık. | |||||
| 38 | Enfal 3. Ayet (8:3:0) | رَزَقْنَاهُمْ | رزقناهم | razeknâhum | ve verdiğimiz rızıktan | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. | |||||
| 39 | Enfal 54. Ayet (8:54:0) | فَاَهْلَكْنَاهُمْ | فاهلكناهم | fe-ehleknâhum | biz de onları mahvetmiştik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi. | |||||
| 40 | Yunus 73. Ayet (10:73:0) | وَجَعَلْنَاهُمْ | وجعلناهم | ve ce’alnâhum | ve onları yaptık | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu! | |||||
| 41 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | وَرَزَقْنَاهُمْ | ورزقناهم | ve razeknâhum | ve onları rızıklandırdık | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 42 | Yunus 98. Ayet (10:98:0) | وَمَتَّعْنَاهُمْ | ومتعناهم | ve metta’nâhum | ve onları yararlandırdık | م ت ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık. | |||||
| 43 | Hûd 50. Ayet (11:50:3) | اَخَاهُمْ | اخاهم | eḣâhum | kardeşleri | أ خ و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.” | |||||
| 44 | Hûd 58. Ayet (11:58:11) | وَنَجَّيْنَاهُمْ | ونجيناهم | ve necceynâhum | ve onları koruduk | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık. | |||||
| 45 | Hûd 61. Ayet (11:61:3) | اَخَاهُمْ | اخاهم | eḣâhum | kardeşleri | أ خ و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.[276] Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir. | |||||
| 46 | Hûd 84. Ayet (11:84:3) | اَخَاهُمْ | اخاهم | eḣâhum | kardeşleri | أ خ و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.” | |||||
| 47 | Hûd 101. Ayet (11:101:2) | ظَلَمْنَاهُمْ | ظلمناهم | zalemnâhum | biz onlara zulmetmedik | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. | |||||
| 48 | Yusuf 16. Ayet (12:16:2) | اَبَاهُمْ | اباهم | ebâhum | babalarına | أ ب و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yûsuf’u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. | |||||
| 49 | Yusuf 20. Ayet (12:20:4) | دَرَاهِمَ | دراهم | derâhime | paraya | د ر ه م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı.[284] | |||||
| 50 | Ra'd 22. Ayet (13:22:10) | رَزَقْنَاهُمْ | رزقناهم | razeknâhum | rızıklandırdığımız | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır. | |||||