| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 196. Ayet (2:196:15) | يَبْلُغَ | يبلغ | yebluġa | varıncaya | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin. | |||||
| 2 | Bakara 231. Ayet (2:231:4) | فَبَلَغْنَ | فبلغن | fe-belaġne | ulaştıklarında | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 3 | Bakara 232. Ayet (2:232:4) | فَبَلَغْنَ | فبلغن | fe-belaġne | ulaştıklarında | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 4 | Bakara 234. Ayet (2:234:12) | بَلَغْنَ | بلغن | belaġne | bitirdiği | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 5 | Bakara 235. Ayet (2:235:32) | يَبْلُغَ | يبلغ | yebluġa | ulaşıncaya | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.[65] Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 6 | Âl-i İmran 20. Ayet (3:20:23) | الْبَلَاغُۜ | البلاغ | l-belâġ(u) | sadece duyurmaktır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere[86] de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 40. Ayet (3:40:8) | بَلَغَنِيَ | بلغني | belaġaniye | bana gelip çatmış | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi. | |||||
| 8 | Nisâ 6. Ayet (4:6:5) | بَلَغُوا | بلغوا | belaġû | varıncaya | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. | |||||
| 9 | Nisâ 63. Ayet (4:63:16) | بَل۪يغًا | بليغا | belîġâ(n) | güzel | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle. | |||||
| 10 | Mâide 67. Ayet (5:67:4) | بَلِّغْ | بلغ | belliġ | duyur | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. | |||||
| 11 | Mâide 67. Ayet (5:67:14) | بَلَّغْتَ | بلغت | bellaġte | duyurmamış olursun | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. | |||||
| 12 | Mâide 92. Ayet (5:92:12) | الْبَلَاغُ | البلاغ | l-belâġu | duyurmaktır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir. | |||||
| 13 | Mâide 95. Ayet (5:95:26) | بَالِغَ | بالغ | bâliġa | varacak | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. | |||||
| 14 | Mâide 99. Ayet (5:99:5) | الْبَلَاغُۜ | البلاغ | l-belâġ(u) | duyurmaktır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir. | |||||
| 15 | En'am 19. Ayet (6:19:18) | بَلَغَۜ | بلغ | belaġ(a) | ulaştığı | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 16 | En'am 128. Ayet (6:128:19) | وَبَلَغْنَٓا | وبلغنا | ve belaġnâ | ve ulaştık | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 17 | En'am 149. Ayet (6:149:4) | الْبَالِغَةُۚ | البالغة | l-bâliġa(tu) | üstün olan | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”[202] | |||||
| 18 | En'am 152. Ayet (6:152:10) | يَبْلُغَ | يبلغ | yebluġa | erişinceye | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.[205] Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.[206] (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. | |||||
| 19 | A'raf 62. Ayet (7:62:1) | اُبَلِّغُكُمْ | ابلغكم | ubelliġukum | size duyuruyorum | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.” | |||||
| 20 | A'raf 68. Ayet (7:68:1) | اُبَلِّغُكُمْ | ابلغكم | ubelliġukum | size duyuruyorum | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.” | |||||
| 21 | A'raf 79. Ayet (7:79:7) | اَبْلَغْتُكُمْ | ابلغتكم | eblaġtukum | ben size duyurdum | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi. | |||||
| 22 | A'raf 93. Ayet (7:93:7) | اَبْلَغْتُكُمْ | ابلغتكم | eblaġtukum | ben size duyurdum | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?” | |||||
| 23 | A'raf 135. Ayet (7:135:8) | بَالِغُوهُ | بالغوه | bâliġûhu | geçirecekleri | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. | |||||
| 24 | Tevbe 6. Ayet (9:6:0) | اَبْلِغْهُ | ابلغه | ebliġhu | onu ulaştır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. | |||||
| 25 | Hûd 57. Ayet (11:57:4) | اَبْلَغْتُكُمْ | ابلغتكم | eblaġtukum | size tebliğ ettim | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.” | |||||
| 26 | Yusuf 22. Ayet (12:22:2) | بَلَغَ | بلغ | beleġa | erişince | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 27 | Ra'd 14. Ayet (13:14:17) | لِيَبْلُغَ | ليبلغ | li-yebluġa | gelsin diye | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.[291] | |||||
| 28 | Ra'd 14. Ayet (13:14:21) | بِبَالِغِه۪ۜ | ببالغه | bi-bâliġih(i) | on(un ağzın)a gelmez | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.[291] | |||||
| 29 | Ra'd 40. Ayet (13:40:11) | الْبَلَاغُ | البلاغ | l-belâġu | sadece duyurmaktır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.[292] | |||||
| 30 | İbrahim 52. Ayet (14:52:2) | بَلَاغٌ | بلاغ | belâġun | bir tebliğdir | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. | |||||
| 31 | Nahl 7. Ayet (16:7:7) | بَالِغ۪يهِ | بالغيه | bâliġîhi | varıyor | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir. | |||||
| 32 | Nahl 35. Ayet (16:35:31) | الْبَلَاغُ | البلاغ | l-belâġu | tebliğ etmek | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. | |||||
| 33 | Nahl 82. Ayet (16:82:5) | الْبَلَاغُ | البلاغ | l-belâġu | duyurmaktır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir. | |||||
| 34 | İsrâ 23. Ayet (17:23:10) | يَبْلُغَنَّ | يبلغن | yebluġanne | ulaşırsa | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. | |||||
| 35 | İsrâ 34. Ayet (17:34:10) | يَبْلُغَ | يبلغ | yebluġa | erişinceye | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. | |||||
| 36 | İsrâ 37. Ayet (17:37:11) | تَبْلُغَ | تبلغ | tebluġa | erişemezsin | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. | |||||
| 37 | Kehf 60. Ayet (18:60:8) | اَبْلُغَ | ابلغ | ebluġa | varıncaya | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.” | |||||
| 38 | Kehf 61. Ayet (18:61:2) | بَلَغَا | بلغا | beleġâ | varınca | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti. | |||||
| 39 | Kehf 76. Ayet (18:76:10) | بَلَغْتَ | بلغت | belaġte | sana ulaşmıştır | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme.[332] Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.[333] | |||||
| 40 | Kehf 82. Ayet (18:82:18) | يَبْلُغَٓا | يبلغا | yebluġâ | onlar (büyüyüp) ersinler | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” | |||||
| 41 | Kehf 86. Ayet (18:86:3) | بَلَغَ | بلغ | beleġa | ulaştı | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. | |||||
| 42 | Kehf 90. Ayet (18:90:3) | بَلَغَ | بلغ | beleġa | ulaştı | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. | |||||
| 43 | Kehf 93. Ayet (18:93:3) | بَلَغَ | بلغ | beleġa | ulaştı | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. | |||||
| 44 | Meryem 8. Ayet (19:8:11) | بَلَغْتُ | بلغت | belaġtu | ben ulaştım | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi. | |||||
| 45 | Enbiyâ 106. Ayet (21:106:4) | لَبَلَاغًا | لبلاغا | lebelâġan | elbette bir öğüt | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır. | |||||
| 46 | Hacc 5. Ayet (22:5:40) | لِتَبْلُغُٓوا | لتبلغوا | li-tebluġû | ermeniz için | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan[372], sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan[373] yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir. | |||||
| 47 | Nûr 54. Ayet (24:54:22) | الْبَلَاغُ | البلاغ | l-belâġu | duyurmaktan | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir. | |||||
| 48 | Nûr 58. Ayet (24:58:11) | يَبْلُغُوا | يبلغوا | yebluġû | henüz ermemiş | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 49 | Nûr 59. Ayet (24:59:2) | بَلَغَ | بلغ | beleġa | erdikleri | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 50 | Kasas 14. Ayet (28:14:2) | بَلَغَ | بلغ | beleġa | (Musa) erişince | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. | |||||