| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 160. Ayet (2:160:3) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe edip | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim. | |||||
| 2 | Bakara 282. Ayet (2:282:96) | تَرْتَابُٓوا | ترتابوا | tertâbû | kuşkulanmamanız için | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 3 | Âl-i İmran 89. Ayet (3:89:3) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe eden | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 4 | Nisâ 146. Ayet (4:146:3) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe edenler | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir. | |||||
| 5 | Mâide 34. Ayet (5:34:3) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe eden(ler) | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin. | |||||
| 6 | A'raf 153. Ayet (7:153:0) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe ettiler | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 7 | Tevbe 5. Ayet (9:5:0) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe ederlerse | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 8 | Tevbe 11. Ayet (9:11:0) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe ederlerse | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | |||||
| 9 | Nahl 119. Ayet (16:119:9) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe edenler (için) | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.[308] | |||||
| 10 | Nûr 5. Ayet (24:5:3) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe eden(ler) | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11 | Nûr 50. Ayet (24:50:5) | ارْتَابُٓوا | ارتابوا | -rtâbû | şüphe mi ettiler? | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir. | |||||
| 12 | Mü'min 7. Ayet (40:7:22) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe eden(leri) | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru.” | |||||
| 13 | Hucurât 15. Ayet (49:15:9) | يَرْتَابُوا | يرتابوا | yertâbû | şüphe etmeyenlerdir | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. | |||||