| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 22. Ayet (2:22:23) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın. | |||||
| 2 | Bakara 30. Ayet (2:30:28) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | siz biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. | |||||
| 3 | Bakara 42. Ayet (2:42:8) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bildiğiniz halde | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. | |||||
| 4 | Bakara 80. Ayet (2:80:23) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” | |||||
| 5 | Bakara 151. Ayet (2:151:17) | تَعْلَمُونَۜ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik. | |||||
| 6 | Bakara 169. Ayet (2:169:11) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | |||||
| 7 | Bakara 184. Ayet (2:184:32) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilirseniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir.[50] Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 8 | Bakara 188. Ayet (2:188:17) | تَعْلَمُونَ۟ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bildiğiniz halde | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin. | |||||
| 9 | Bakara 216. Ayet (2:216:25) | تَعْلَمُونَ۟ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 10 | Bakara 232. Ayet (2:232:33) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 11 | Bakara 239. Ayet (2:239:15) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah’ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın). | |||||
| 12 | Bakara 280. Ayet (2:280:14) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilirseniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 13 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:20) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 14 | Âl-i İmran 71. Ayet (3:71:11) | تَعْلَمُونَ۟ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bildiğiniz halde | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? | |||||
| 15 | En'am 67. Ayet (6:67:5) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilirsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz. | |||||
| 16 | En'am 81. Ayet (6:81:22) | تَعْلَمُونَۢ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.” | |||||
| 17 | En'am 135. Ayet (6:135:10) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûne | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler. | |||||
| 18 | A'raf 28. Ayet (7:28:22) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” | |||||
| 19 | A'raf 33. Ayet (7:33:29) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 20 | A'raf 38. Ayet (7:38:40) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | siz bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 21 | A'raf 62. Ayet (7:62:11) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | sizin bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.” | |||||
| 22 | A'raf 75. Ayet (7:75:12) | اَتَعْلَمُونَ | اتعلمون | e-ta’lemûne | siz biliyor musunuz? | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler. | |||||
| 23 | A'raf 123. Ayet (7:123:19) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!” | |||||
| 24 | Enfal 27. Ayet (8:27:0) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bildiğiniz halde | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin. | |||||
| 25 | Enfal 60. Ayet (8:60:0) | تَعْلَمُونَهُمْۚ | تعلمونهم | ta’lemûnehumu | sizin bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. | |||||
| 26 | Tevbe 41. Ayet (9:41:0) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde[259] Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 27 | Yunus 68. Ayet (10:68:0) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? | |||||
| 28 | Hûd 39. Ayet (11:39:2) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûne | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. | |||||
| 29 | Hûd 93. Ayet (11:93:9) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûne | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.” | |||||
| 30 | Yusuf 86. Ayet (12:86:13) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | sizin bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi. | |||||
| 31 | Yusuf 96. Ayet (12:96:20) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | sizin bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 32 | Nahl 8. Ayet (16:8:9) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | sizin bilmediklerinizi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır. | |||||
| 33 | Nahl 43. Ayet (16:43:15) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyorsanız | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.[304] | |||||
| 34 | Nahl 55. Ayet (16:55:6) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! | |||||
| 35 | Nahl 74. Ayet (16:74:10) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 36 | Nahl 78. Ayet (16:78:7) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûne | bilmezken | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. | |||||
| 37 | Nahl 95. Ayet (16:95:15) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilirseniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 38 | Tâhâ 135. Ayet (20:135:5) | فَسَتَعْلَمُونَ | فستعلمون | fe-seta’lemûne | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” | |||||
| 39 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:14) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 40 | Mü'minûn 84. Ayet (23:84:8) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?” | |||||
| 41 | Mü'minûn 88. Ayet (23:88:14) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?” | |||||
| 42 | Mü'minûn 114. Ayet (23:114:9) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilseydiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.” | |||||
| 43 | Nûr 19. Ayet (24:19:20) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 44 | Şu'arâ 49. Ayet (26:49:14) | تَعْلَمُونَۜ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. | |||||
| 45 | Şu'arâ 132. Ayet (26:132:5) | تَعْلَمُونَۚ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bildiğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 132,133,134. “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” | |||||
| 46 | Ankebut 16. Ayet (29:16:13) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor(lar) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’i de peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” | |||||
| 47 | Rum 34. Ayet (30:34:6) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetleri inkâr etsinler bakalım! Haydi (şimdilik) yararlanın, ama yakında bileceksiniz. | |||||
| 48 | Rum 56. Ayet (30:56:20) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor(lar) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, Allah’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” | |||||
| 49 | Zümer 39. Ayet (39:39:10) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!” | |||||
| 50 | Vâkı'a 61. Ayet (56:61:9) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez. | |||||