| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 209. Ayet (2:209:6) | جَٓاءَتْكُمُ | جاءتكم | câetkumu | size geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 2 | Bakara 211. Ayet (2:211:16) | جَٓاءَتْهُ | جاءته | câethu | geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır. | |||||
| 3 | Bakara 213. Ayet (2:213:29) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | kendilerine geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 4 | Bakara 253. Ayet (2:253:33) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | gelmiş olduktan | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 5 | Nisâ 153. Ayet (4:153:29) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | kendilerine geldikden | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik. | |||||
| 6 | Mâide 32. Ayet (5:32:29) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirdiler | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. | |||||
| 7 | En'am 31. Ayet (6:31:9) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câet-humu | kendilerine geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! | |||||
| 8 | En'am 109. Ayet (6:109:6) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | kendilerine gelirse | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 9 | En'am 109. Ayet (6:109:19) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | gelmiş olsa | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 10 | En'am 124. Ayet (6:124:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir. | |||||
| 11 | A'raf 37. Ayet (7:37:18) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. | |||||
| 12 | A'raf 43. Ayet (7:43:25) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | getirmişler | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir. | |||||
| 13 | A'raf 53. Ayet (7:53:14) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | getirmiş | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 14 | A'raf 73. Ayet (7:73:16) | جَٓاءَتْكُمْ | جاءتكم | câetkum | size geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 15 | A'raf 85. Ayet (7:85:16) | جَٓاءَتْكُمْ | جاءتكم | câetkum | size geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 16 | A'raf 101. Ayet (7:101:8) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirmişlerdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 17 | A'raf 126. Ayet (7:126:10) | جَٓاءَتْنَاۜ | جاءتنا | câetnâ | bize geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.” | |||||
| 18 | A'raf 131. Ayet (7:131:2) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | onlara geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 19 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | وَجَٓاءَتْهُمْ | وجاءتهم | ve câethum | kendilerine geldiği halde | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 20 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | جَٓاءَتْهَا | جاءتها | câethâ | birden çıkıp | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 21 | Yunus 57. Ayet (10:57:0) | جَٓاءَتْكُمْ | جاءتكم | câetkum | size gelmiştir | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. | |||||
| 22 | Yunus 97. Ayet (10:97:0) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | gelse | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 96,97. Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar. | |||||
| 23 | Hûd 69. Ayet (11:69:2) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | geldiler | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. | |||||
| 24 | Hûd 74. Ayet (11:74:6) | وَجَٓاءَتْهُ | وجاءته | ve câethu | ve kendisine gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı. | |||||
| 25 | Hûd 77. Ayet (11:77:2) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi. | |||||
| 26 | Yusuf 19. Ayet (12:19:1) | وَجَٓاءَتْ | وجاءت | ve câet | ve geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, “Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu. | |||||
| 27 | İbrahim 9. Ayet (14:9:18) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. | |||||
| 28 | Neml 13. Ayet (27:13:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 29 | Neml 42. Ayet (27:42:2) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Belkıs gelince, “Senin tahtın böyle mi?” denildi. O da, “Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik” dedi. | |||||
| 30 | Kasas 25. Ayet (28:25:1) | فَجَٓاءَتْهُ | فجاءته | fe-câethu | derken ona geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun (Şu’ayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi. | |||||
| 31 | Ankebut 31. Ayet (29:31:2) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | geldikleri | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde, “Biz, bu memleket halkını helâk edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir” dediler. | |||||
| 32 | Ankebut 33. Ayet (29:33:3) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 33 | Rum 9. Ayet (30:9:22) | وَجَٓاءَتْهُمْ | وجاءتهم | ve câethum | onlara gelmişti | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 34 | Ahzab 9. Ayet (33:9:10) | جَٓاءَتْكُمْ | جاءتكم | câetkum | size gelmişti | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.[437] | |||||
| 35 | Fâtır 25. Ayet (35:25:8) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirmişlerdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Oysa peygamberleri onlara apaçık delilleri, sahifeleri ve aydınlatıcı kitabı getirmişlerdi. | |||||
| 36 | Zümer 59. Ayet (39:59:3) | جَٓاءَتْكَ | جاءتك | câetke | sana geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” | |||||
| 37 | Mü'min 83. Ayet (40:83:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. | |||||
| 38 | Fussilet 14. Ayet (41:14:2) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | onlara gelmişti | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından[477] gelmiş, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” demişler, onlar da, “Eğer Rabbimiz dileseydi (Peygamber olarak) melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi. | |||||
| 39 | Muhammed 18. Ayet (47:18:14) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | kendilerine geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek? | |||||
| 40 | Kaf 19. Ayet (50:19:1) | وَجَٓاءَتْ | وجاءت | ve câet | ve geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” denir. | |||||
| 41 | Kaf 21. Ayet (50:21:1) | وَجَٓاءَتْ | وجاءت | ve câet | ve geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir. | |||||
| 42 | Nâzi'ât 34. Ayet (79:34:2) | جَٓاءَتِ | جاءت | câeti | geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 34,35. En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar. | |||||
| 43 | Abese 33. Ayet (80:33:2) | جَٓاءَتِ | جاءت | câeti | geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 33,34,35,36,37. Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır. | |||||
| 44 | Beyyine 4. Ayet (98:4:10) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | kendilerine geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. | |||||