| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 76. Ayet (2:76:13) | اَتُحَدِّثُونَهُمْ | اتحدثونهم | etuhaddiśûnehum | onlara haber mi veriyorsunuz | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” | |||||
| 2 | Nisâ 42. Ayet (4:42:14) | حَد۪يثًا۟ | حديثا | hadîśâ(n) | (hiçbir) söz | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O kıyamet günü, Allah’ı inkâr edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler. | |||||
| 3 | Nisâ 78. Ayet (4:78:37) | حَد۪يثًا | حديثا | hadîśâ(n) | söz | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! | |||||
| 4 | Nisâ 87. Ayet (4:87:17) | حَد۪يثًا۟ | حديثا | hadîśâ(n) | sözlü | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? | |||||
| 5 | Nisâ 140. Ayet (4:140:21) | حَد۪يثٍ | حديث | hadîśin | bir söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. | |||||
| 6 | En'am 68. Ayet (6:68:12) | حَد۪يثٍ | حديث | hadîśin | bir söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.[180] | |||||
| 7 | A'raf 185. Ayet (7:185:0) | حَد۪يثٍ | حديث | hadîśin | söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama[237], Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar? | |||||
| 8 | Yusuf 6. Ayet (12:6:7) | الْاَحَاد۪يثِ | الاحاديث | l-ehâdîśi | düşlerin | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” | |||||
| 9 | Yusuf 21. Ayet (12:21:23) | الْاَحَاد۪يثِۜ | الاحاديث | l-ehâdîś(i) | düşlerin | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 10 | Yusuf 101. Ayet (12:101:9) | الْاَحَاد۪يثِۚ | الاحاديث | l-ehâdîś(i) | düşlerin | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” | |||||
| 11 | Yusuf 111. Ayet (12:111:10) | حَد۪يثًا | حديثا | hadîśen | bir söz | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir. | |||||
| 12 | Kehf 6. Ayet (18:6:10) | الْحَد۪يثِ | الحديث | l-hadîśi | söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin![324] | |||||
| 13 | Kehf 70. Ayet (18:70:9) | اُحْدِثَ | احدث | uhdiśe | ben anlatıncaya | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” | |||||
| 14 | Tâhâ 9. Ayet (20:9:3) | حَد۪يثُ | حديث | hadîśu | haberi | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı? | |||||
| 15 | Tâhâ 113. Ayet (20:113:12) | يُحْدِثُ | يحدث | yuhdiśu | (Kur'an) yaptırır | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık. | |||||
| 16 | Enbiyâ 2. Ayet (21:2:7) | مُحْدَثٍ | محدث | muhdeśin | yeni | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 17 | Mü'minûn 44. Ayet (23:44:14) | اَحَاد۪يثَۚ | احاديث | ehâdîś(e) | birer ibret hikayesi | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 18 | Şu'arâ 5. Ayet (26:5:7) | مُحْدَثٍ | محدث | muhdeśin | yeni | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. | |||||
| 19 | Lokman 6. Ayet (31:6:6) | الْحَد۪يثِ | الحديث | l-hadîśi | hadisi (sözü) | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. | |||||
| 20 | Ahzab 53. Ayet (33:53:27) | لِحَد۪يثٍۜ | لحديث | li-hadîś(in) | söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 21 | Sebe' 19. Ayet (34:19:9) | اَحَاد۪يثَ | احاديث | ehâdîśe | efsanelere | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 22 | Zümer 23. Ayet (39:23:4) | الْحَد۪يثِ | الحديث | l-hadîśi | sözün | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. | |||||
| 23 | Câsiye 6. Ayet (45:6:8) | حَد۪يثٍ | حديث | hadîśin | söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? | |||||
| 24 | Zâriyât 24. Ayet (51:24:3) | حَد۪يثُ | حديث | hadîśu | haberi | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? | |||||
| 25 | Tûr 34. Ayet (52:34:2) | بِحَد۪يثٍ | بحديث | bi-hadîśin | bir söz | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler! | |||||
| 26 | Necm 59. Ayet (53:59:3) | الْحَد۪يثِ | الحديث | l-hadîśi | söz- | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 59,60,61. Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? | |||||
| 27 | Vâkı'a 81. Ayet (56:81:2) | الْحَد۪يثِ | الحديث | l-hadîśi | sözü | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 81,82. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz? | |||||
| 28 | Talak 1. Ayet (65:1:39) | يُحْدِثُ | يحدث | yuhdiśu | ortaya çıkarır | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik hâlinde) boşayın ve iddeti sayın.[551] Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır. | |||||
| 29 | Tahrim 3. Ayet (66:3:7) | حَد۪يثًاۚ | حديثا | hadîśen | bir söz | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi. | |||||
| 30 | Kalem 44. Ayet (68:44:5) | الْحَد۪يثِۜ | الحديث | l-hadîś(i) | sözü | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız. | |||||
| 31 | Mürselât 50. Ayet (77:50:2) | حَد۪يثٍ | حديث | hadîśin | söze | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar artık ondan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar? | |||||
| 32 | Nâzi'ât 15. Ayet (79:15:3) | حَد۪يثُ | حديث | hadîśu | haberi | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? | |||||
| 33 | Büruc 17. Ayet (85:17:3) | حَد۪يثُ | حديث | hadîśu | haberi | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 17,18. Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi? | |||||
| 34 | Gâşiye 1. Ayet (88:1:3) | حَد۪يثُ | حديث | hadîśu | haberi | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi? | |||||
| 35 | Duhâ 11. Ayet (93:11:4) | فَحَدِّثْ | فحدث | fe-haddiś | anlat | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat. | |||||
| 36 | Zilzâl 4. Ayet (99:4:2) | تُحَدِّثُ | تحدث | tuhaddiśu | söyler | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. | |||||