| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Hûd 88. Ayet (11:88:18) | اُخَالِفَكُمْ | اخالفكم | uḣâlifekum | size aykırı hareket etmek | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 2 | Yunus 6. Ayet (10:6:0) | اخْتِلَافِ | اختلاف | -ḣtilâfi | ardarda gelmesinde | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır. | |||||
| 3 | Mü'minûn 80. Ayet (23:80:6) | اخْتِلَافُ | اختلاف | -ḣtilâfu | değişmesi | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? | |||||
| 4 | Nisâ 82. Ayet (4:82:12) | اخْتِلَافًا | اختلافا | -ḣtilâfen | birbirini tutmaz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. | |||||
| 5 | Bakara 213. Ayet (2:213:21) | اخْتَلَفَ | اختلف | -ḣtelefe | anlaşmazlığa düştü(ler) | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 19. Ayet (3:19:7) | اخْتَلَفَ | اختلف | ḣtelefe | ayrılığa düşmediler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. | |||||
| 7 | Şûrâ 10. Ayet (42:10:2) | اخْتَلَفْتُمْ | اختلفتم | -ḣteleftum | ayrılığa düştüğünüz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte bu, Rabbim Allah’tır. Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum. | |||||
| 8 | Bakara 176. Ayet (2:176:9) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | ḣtelefû | ayrılığa düşen | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkâr etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler. | |||||
| 9 | Bakara 213. Ayet (2:213:18) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | anlaşmazlığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 10 | Bakara 213. Ayet (2:213:38) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 11 | Bakara 253. Ayet (2:253:36) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | ḣtelefû | anlaşmazlığa düştüler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 12 | Nisâ 157. Ayet (4:157:19) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | ḣtelefû | ayrılığa düşenler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. | |||||
| 13 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düşmediler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 14 | Nahl 64. Ayet (16:64:9) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik. | |||||
| 15 | Nahl 124. Ayet (16:124:6) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düşen(ler) | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 16 | Câsiye 17. Ayet (45:17:6) | اخْتَلَفُٓوا | اختلفوا | -ḣtelefû | onlar ayrılığa düşmediler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara din işi konusunda açık deliller verdik. Ama onlar ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 17 | Tâhâ 87. Ayet (20:87:3) | اَخْلَفْنَا | اخلفنا | aḣlefnâ | çıkmadık | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.” | |||||
| 18 | A'raf 142. Ayet (7:142:16) | اخْلُفْن۪ي | اخلفني | ḣlufnî | benim yerime geç | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.[227] | |||||
| 19 | Tevbe 77. Ayet (9:77:0) | اَخْلَفُوا | اخلفوا | aḣlefû | döndüklerinden | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu. | |||||
| 20 | Nûr 55. Ayet (24:55:12) | اسْتَخْلَفَ | استخلف | -staḣlefe | hükümran kıldığı | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 21 | Tevbe 83. Ayet (9:83:0) | الْخَالِف۪ينَ | الخالفين | l-ḣâlifîn(e) | geri kalanlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.” | |||||
| 22 | Tevbe 87. Ayet (9:87:0) | الْخَوَالِفِ | الخوالف | l-ḣavâlifi | geride kalan kadınlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 23 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | الْخَوَالِفِۙ | الخوالف | l-ḣavâlifi | geri kalan kadınlarla | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 24 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | الْمُخَلَّفُونَ | المخلفون | l-muḣallefûne | muhalefet ederek | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 25 | Fetih 11. Ayet (48:11:3) | الْمُخَلَّفُونَ | المخلفون | l-muḣallefûne | geri bırakılanlar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” | |||||
| 26 | Fetih 15. Ayet (48:15:2) | الْمُخَلَّفُونَ | المخلفون | l-muḣallefûne | geri bırakılanlar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar. | |||||
| 27 | Âl-i İmran 55. Ayet (3:55:31) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düştüğünüz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” | |||||
| 28 | Mâide 48. Ayet (5:48:51) | تَخْتَلِفُونَۙ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşmüş | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. | |||||
| 29 | En'am 164. Ayet (6:164:29) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşüyor | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez.[209] Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir. | |||||
| 30 | Nahl 92. Ayet (16:92:32) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düştüğünüz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. | |||||
| 31 | Hacc 69. Ayet (22:69:9) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşüyor | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. | |||||
| 32 | Zuhruf 63. Ayet (43:63:13) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûne | ayrılığa düştüğünüz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” | |||||
| 33 | Âl-i İmran 194. Ayet (3:194:13) | تُخْلِفُ | تخلف | tuḣlifu | caymazsın | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.” | |||||
| 34 | Tâhâ 97. Ayet (20:97:15) | تُخْلَفَهُۚ | تخلفه | tuḣlefeh(u) | kurtulamayacaksın | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.[360] Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız. | |||||
| 35 | En'am 165. Ayet (6:165:4) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 36 | Yunus 14. Ayet (10:14:0) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik. | |||||
| 37 | Yunus 73. Ayet (10:73:0) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu! | |||||
| 38 | Fâtır 39. Ayet (35:39:4) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeler (yöneticiler) | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. | |||||
| 39 | Mâide 33. Ayet (5:33:20) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çapraz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149] | |||||
| 40 | A'raf 124. Ayet (7:124:5) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çaprazlama | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.” | |||||
| 41 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | خِلَافَ | خلاف | ḣilâfe | geride kalanlar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 42 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:17) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çapraz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 43 | Şu'arâ 49. Ayet (26:49:19) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çapraz olarak | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. | |||||
| 44 | İsrâ 76. Ayet (17:76:11) | خِلَافَكَ | خلافك | ḣilâfeke | senin ardından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Seni o yerden (Mekke’den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı. | |||||
| 45 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | خَلْفٌ | خلف | ḣalfun | yerlerine geçip | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 46 | Meryem 59. Ayet (19:59:4) | خَلْفٌ | خلف | ḣalfun | öyle bir nesil | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347] | |||||
| 47 | A'raf 69. Ayet (7:69:14) | خُلَفَٓاءَ | خلفاء | ḣulefâe | hakimler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” | |||||
| 48 | A'raf 74. Ayet (7:74:4) | خُلَفَٓاءَ | خلفاء | ḣulefâe | hükümdarlar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” | |||||
| 49 | Neml 62. Ayet (27:62:9) | خُلَفَٓاءَ | خلفاء | ḣulefâe | sahipleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz! | |||||
| 50 | Furkan 62. Ayet (25:62:6) | خِلْفَةً | خلفة | ḣilfeten | birbirini izler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir. | |||||