| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 50 | Yunus 73. Ayet (10:73:0) | خَلَٓائِفَ | خلائف | ḣalâife | halifeler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu! | |||||
| 51 | Yunus 92. Ayet (10:92:0) | خَلْفَكَ | خلفك | ḣalfeke | kendinden sonraki | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir. | |||||
| 52 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düşmediler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 53 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûn(e) | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 54 | Hûd 57. Ayet (11:57:9) | وَيَسْتَخْلِفُ | ويستخلف | ve yestaḣlifu | ve yerinize yerleştirir | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.” | |||||
| 55 | Hûd 88. Ayet (11:88:18) | اُخَالِفَكُمْ | اخالفكم | uḣâlifekum | size aykırı hareket etmek | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 56 | Hûd 110. Ayet (11:110:5) | فَاخْتُلِفَ | فاختلف | faḣtulife | ayrılığa düşüldü | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da (müşrikler de) o Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler. | |||||
| 57 | Hûd 118. Ayet (11:118:10) | مُخْتَلِف۪ينَۙ | مختلفين | muḣtelifîn(e) | ihtilaf etmekten | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 118,119. Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.[280] | |||||
| 58 | Ra'd 11. Ayet (13:11:7) | خَلْفِه۪ | خلفه | ḣalfihi | arkasından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.[290] Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur. | |||||
| 59 | Ra'd 31. Ayet (13:31:50) | يُخْلِفُ | يخلف | yuḣlifu | caymaz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. | |||||
| 60 | İbrahim 22. Ayet (14:22:12) | فَاَخْلَفْتُكُمْۜ | فاخلفتكم | fe-aḣleftukum | ama ben sözümden caydım | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” | |||||
| 61 | İbrahim 47. Ayet (14:47:4) | مُخْلِفَ | مخلف | muḣlife | cayar | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. | |||||
| 62 | Nahl 13. Ayet (16:13:6) | مُخْتَلِفًا | مختلفا | muḣtelifen | çeşitli | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır. | |||||
| 63 | Nahl 39. Ayet (16:39:4) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûne | ihtilaf ettiklerini | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler! | |||||
| 64 | Nahl 64. Ayet (16:64:9) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik. | |||||
| 65 | Nahl 69. Ayet (16:69:14) | مُخْتَلِفٌ | مختلف | muḣtelifun | çeşit çeşit | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır. | |||||
| 66 | Nahl 92. Ayet (16:92:32) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düştüğünüz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. | |||||
| 67 | Nahl 124. Ayet (16:124:6) | اخْتَلَفُوا | اختلفوا | -ḣtelefû | ayrılığa düşen(ler) | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 68 | Nahl 124. Ayet (16:124:17) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûn(e) | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 69 | İsrâ 76. Ayet (17:76:11) | خِلَافَكَ | خلافك | ḣilâfeke | senin ardından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Seni o yerden (Mekke’den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı. | |||||
| 70 | Meryem 37. Ayet (19:37:1) | فَاخْتَلَفَ | فاختلف | faḣtelefe | ayrılığa düştüler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler.[345] Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline! | |||||
| 71 | Meryem 59. Ayet (19:59:1) | فَخَلَفَ | فخلف | fe-ḣalefe | yerlerine geldi | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347] | |||||
| 72 | Meryem 59. Ayet (19:59:4) | خَلْفٌ | خلف | ḣalfun | öyle bir nesil | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347] | |||||
| 73 | Meryem 64. Ayet (19:64:11) | خَلْفَنَا | خلفنا | ḣalfenâ | arkamızda | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Cebrail, şöyle dedi:) “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin unutkan değildir.”[348] | |||||
| 74 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:9) | نُخْلِفُهُ | نخلفه | nuḣlifuhu | caymayacağımız | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 75 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:17) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çapraz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 76 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:26) | فَاَخْلَفْتُمْ | فاخلفتم | fe-aḣleftum | bu yüzden caydınız | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 77 | Tâhâ 87. Ayet (20:87:3) | اَخْلَفْنَا | اخلفنا | aḣlefnâ | çıkmadık | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.” | |||||
| 78 | Tâhâ 97. Ayet (20:97:15) | تُخْلَفَهُۚ | تخلفه | tuḣlefeh(u) | kurtulamayacaksın | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.[360] Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız. | |||||
| 79 | Tâhâ 110. Ayet (20:110:6) | خَلْفَهُمْ | خلفهم | ḣalfehum | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahmân’ı kuşatamaz. | |||||
| 80 | Enbiyâ 28. Ayet (21:28:6) | خَلْفَهُمْ | خلفهم | ḣalfehum | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler. | |||||
| 81 | Hacc 47. Ayet (22:47:4) | يُخْلِفَ | يخلف | yuḣlifa | caymaz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir. | |||||
| 82 | Hacc 69. Ayet (22:69:9) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşüyor | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. | |||||
| 83 | Hacc 76. Ayet (22:76:6) | خَلْفَهُمْۜ | خلفهم | ḣalfehum | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların önlerindekini de (yaptıklarını da), arkalarındakini de (yapacaklarını da) bilir. Bütün işler hep Allah’a döndürülür. | |||||
| 84 | Mü'minûn 80. Ayet (23:80:6) | اخْتِلَافُ | اختلاف | -ḣtilâfu | değişmesi | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? | |||||
| 85 | Nûr 55. Ayet (24:55:8) | لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ | ليستخلفنهم | le-yestaḣlifennehum | onları hükümran kılacaktır | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 86 | Nûr 55. Ayet (24:55:12) | اسْتَخْلَفَ | استخلف | -staḣlefe | hükümran kıldığı | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 87 | Nûr 63. Ayet (24:63:18) | يُخَالِفُونَ | يخالفون | yuḣâlifûne | aykırı davranan(lar) | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar. | |||||
| 88 | Furkan 62. Ayet (25:62:6) | خِلْفَةً | خلفة | ḣilfeten | birbirini izler | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir. | |||||
| 89 | Şu'arâ 49. Ayet (26:49:19) | خِلَافٍ | خلاف | ḣilâfin | çapraz olarak | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. | |||||
| 90 | Neml 62. Ayet (27:62:9) | خُلَفَٓاءَ | خلفاء | ḣulefâe | sahipleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz! | |||||
| 91 | Neml 76. Ayet (27:76:12) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûn(e) | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. | |||||
| 92 | Rum 6. Ayet (30:6:4) | يُخْلِفُ | يخلف | yuḣlifu | caymaz | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 93 | Rum 22. Ayet (30:22:6) | وَاخْتِلَافُ | واختلاف | vaḣtilâfu | ve değişik olmasıdır | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır. | |||||
| 94 | Secde 25. Ayet (32:25:11) | يَخْتَلِفُونَ | يختلفون | yaḣtelifûn(e) | ayrılığa düştükleri | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir. | |||||
| 95 | Sebe' 9. Ayet (34:9:8) | خَلْفَهُمْ | خلفهم | ḣalfehum | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır. | |||||
| 96 | Sebe' 39. Ayet (34:39:17) | يُخْلِفُهُۚ | يخلفه | yuḣlifuh(u) | onun yerine başkasını verir | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 97 | Fâtır 27. Ayet (35:27:12) | مُخْتَلِفًا | مختلفا | muḣtelifen | çeşit çeşit | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmüyor musun ki, Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı (birbirinden farklı) çeşitli renklerde yollar (katmanlar) var, simsiyah taşlar da var. | |||||
| 98 | Fâtır 27. Ayet (35:27:19) | مُخْتَلِفٌ | مختلف | muḣtelifun | değişik | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmüyor musun ki, Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı (birbirinden farklı) çeşitli renklerde yollar (katmanlar) var, simsiyah taşlar da var. | |||||
| 99 | Fâtır 28. Ayet (35:28:5) | مُخْتَلِفٌ | مختلف | muḣtelifun | türlü | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. | |||||