| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:14) | بِد۪ينَارٍ | بدينار | bi-dînârin | bir dinar | د ن ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 2 | Âl-i İmran 85. Ayet (3:85:5) | د۪ينًا | دينا | dînen | bir din | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. | |||||
| 3 | Nisâ 68. Ayet (4:68:1) | وَلَهَدَيْنَاهُمْ | ولهديناهم | ve lehedeynâhum | ve onları iletirdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları elbette doğru yola iletirdik. | |||||
| 4 | Nisâ 125. Ayet (4:125:3) | د۪ينًا | دينا | dînen | din yönünden | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi. | |||||
| 5 | Mâide 3. Ayet (5:3:50) | د۪ينًاۜ | دينا | dînâ(en) | din olarak | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 6 | Mâide 107. Ayet (5:107:22) | اعْتَدَيْنَاۘ | اعتدينا | ’tedeynâ | biz (hakka) tecavüz etmedik | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 7 | En'am 71. Ayet (6:71:16) | هَدٰينَا | هدينا | hedâna | bizi doğru yola ilettikten | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.” | |||||
| 8 | En'am 84. Ayet (6:84:6) | هَدَيْنَاۚ | هدينا | hedeynâ | doğru yolu gösterdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 9 | En'am 84. Ayet (6:84:8) | هَدَيْنَا | هدينا | hedeynâ | yol göstermiştik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 10 | En'am 87. Ayet (6:87:6) | وَهَدَيْنَاهُمْ | وهديناهم | ve hedeynâhum | ve onları ilettik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik. | |||||
| 11 | En'am 161. Ayet (6:161:8) | د۪ينًا | دينا | dînen | dine | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 12 | A'raf 43. Ayet (7:43:15) | هَدٰينَا | هدينا | hedânâ | lutfedip bizi getirdi | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir. | |||||
| 13 | A'raf 43. Ayet (7:43:22) | هَدٰينَا | هدينا | hedâna | bizi getirmeseydi | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir. | |||||
| 14 | Tevbe 52. Ayet (9:52:0) | بِاَيْد۪ينَاۘ | بايدينا | bi-eydînâ | bizim ellerimizle | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.” | |||||
| 15 | Yusuf 54. Ayet (12:54:12) | لَدَيْنَا | لدينا | ledeynâ | yanımızda | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım”, dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin.” | |||||
| 16 | İbrahim 12. Ayet (14:12:8) | هَدٰينَا | هدينا | hedânâ | bize göstermişken | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 17 | İbrahim 21. Ayet (14:21:23) | هَدٰينَا | هدينا | hedâna | bize yol gösterseydi | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. | |||||
| 18 | İbrahim 21. Ayet (14:21:25) | لَهَدَيْنَاكُمْۜ | لهديناكم | lehedeynâkum | biz de size yol gösterirdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. | |||||
| 19 | Meryem 52. Ayet (19:52:1) | وَنَادَيْنَاهُ | وناديناه | ve nâdeynâhu | ve ona seslendik | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. | |||||
| 20 | Meryem 58. Ayet (19:58:20) | هَدَيْنَا | هدينا | hedeynâ | yol gösterdiğimiz | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. | |||||
| 21 | Meryem 64. Ayet (19:64:9) | اَيْد۪ينَا | ايدينا | eydînâ | önümüzde | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Cebrail, şöyle dedi:) “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin unutkan değildir.”[348] | |||||
| 22 | Mü'minûn 62. Ayet (23:62:6) | وَلَدَيْنَا | ولدينا | ve ledeynâ | ve katımızda vardır | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. | |||||
| 23 | Kasas 46. Ayet (28:46:6) | نَادَيْنَا | نادينا | nâdeynâ | seslendiğimiz | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine biz (Mûsâ’ya) seslendiğimiz zaman Tûr’un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz. | |||||
| 24 | Yâsîn 32. Ayet (36:32:5) | لَدَيْنَا | لدينا | ledeynâ | huzurumuza | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır. | |||||
| 25 | Yâsîn 53. Ayet (36:53:9) | لَدَيْنَا | لدينا | ledeynâ | huzurumuza | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. | |||||
| 26 | Yâsîn 71. Ayet (36:71:8) | اَيْد۪ينَٓا | ايدينا | eydînâ | ellerimizin | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | |||||
| 27 | Sâffât 75. Ayet (37:75:2) | نَادٰينَا | نادينا | nâdânâ | bize yalvarmıştı | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz! | |||||
| 28 | Sâffât 104. Ayet (37:104:1) | وَنَادَيْنَاهُ | وناديناه | ve nâdeynâhu | ve biz ona seslendik | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!” | |||||
| 29 | Sâffât 107. Ayet (37:107:1) | وَفَدَيْنَاهُ | وفديناه | ve fedeynâhu | ve fidye olarak ona verdik | ف د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. | |||||
| 30 | Sâffât 118. Ayet (37:118:1) | وَهَدَيْنَاهُمَا | وهديناهما | ve hedeynâhumâ | ve onları ilettik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları doğru yola ilettik. | |||||
| 31 | Fussilet 17. Ayet (41:17:3) | فَهَدَيْنَاهُمْ | فهديناهم | fe-hedeynâhum | onlara yol gösterdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih etmişler ve yaptıklarına karşılık, alçaltıcı azap yıldırımı onları çarpmıştı. | |||||
| 32 | Zuhruf 4. Ayet (43:4:5) | لَدَيْنَا | لدينا | ledeynâ | katımızda bulunan | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur. | |||||
| 33 | Kaf 35. Ayet (50:35:5) | وَلَدَيْنَا | ولدينا | ve ledeynâ | ve katımızda vardır | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır. | |||||
| 34 | Müzzemmil 12. Ayet (73:12:2) | لَدَيْنَٓا | لدينا | ledeynâ | bizim yanımızda vardır | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13. Çünkü bizim yanımızda (kâfirler için) bukağılar vardır, cehennem vardır, boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 35 | İnsân 3. Ayet (76:3:2) | هَدَيْنَاهُ | هديناه | hedeynâhu | ona gösterdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder. | |||||
| 36 | Beled 10. Ayet (90:10:1) | وَهَدَيْنَاهُ | وهديناه | ve hedeynâhu | ve ona gösterdik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 8,9,10. Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi? | |||||