| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 50 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | دَعَوُا | دعوا | de’avû | dua etmeye başlarlar | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 51 | Yunus 25. Ayet (10:25:0) | يَدْعُٓوا | يدعوا | yed’û | çağırır | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 52 | Yunus 38. Ayet (10:38:0) | وَادْعُوا | وادعوا | ved’û | ve çağırın | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. | |||||
| 53 | Yunus 66. Ayet (10:66:0) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | tapınan(lar) | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar. | |||||
| 54 | Yunus 89. Ayet (10:89:0) | دَعْوَتُكُمَا | دعوتكما | da’vetukumâ | duanız | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi. | |||||
| 55 | Yunus 106. Ayet (10:106:0) | تَدْعُ | تدع | ted’u | tapma | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 105,106. Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma. Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun.” | |||||
| 56 | Hûd 13. Ayet (11:13:10) | وَادْعُوا | وادعوا | ved’û | ve çağırın | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.” | |||||
| 57 | Hûd 62. Ayet (11:62:20) | تَدْعُونَٓا | تدعونا | ted’ûnâ | bizi çağırdığın | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.” | |||||
| 58 | Hûd 101. Ayet (11:101:11) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | taptıkları | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. | |||||
| 59 | Yusuf 33. Ayet (12:33:7) | يَدْعُونَن۪ٓي | يدعونني | yed’ûnenî | beni çağırdığı | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum” dedi. | |||||
| 60 | Yusuf 108. Ayet (12:108:4) | اَدْعُٓوا | ادعوا | ed’û | da'vet ederim | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” | |||||
| 61 | Ra'd 14. Ayet (13:14:2) | دَعْوَةُ | دعوة | da’vetu | du'a | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.[291] | |||||
| 62 | Ra'd 14. Ayet (13:14:5) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | du'a ettikleri | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.[291] | |||||
| 63 | Ra'd 14. Ayet (13:14:23) | دُعَٓاءُ | دعاء | du’âu | du'ası | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.[291] | |||||
| 64 | Ra'd 36. Ayet (13:36:23) | اَدْعُوا | ادعوا | ed’û | da'vet ederim | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’an ile sevinirler. Fakat (senin aleyhinde olan) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O'nadır.” | |||||
| 65 | İbrahim 9. Ayet (14:9:35) | تَدْعُونَنَٓا | تدعوننا | ted’ûnenâ | bizi çağırdığınız | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. | |||||
| 66 | İbrahim 10. Ayet (14:10:9) | يَدْعُوكُمْ | يدعوكم | yed’ûkum | (O) sizi davet ediyor | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler. | |||||
| 67 | İbrahim 22. Ayet (14:22:21) | دَعَوْتُكُمْ | دعوتكم | de’avtukum | sizi davet etmekten | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” | |||||
| 68 | İbrahim 39. Ayet (14:39:13) | الدُّعَٓاءِ | الدعاء | ddu’â/(i) | du'ayı | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.” | |||||
| 69 | İbrahim 40. Ayet (14:40:9) | دُعَٓاءِ | دعاء | du’â/(i) | du'amı | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” | |||||
| 70 | İbrahim 44. Ayet (14:44:15) | دَعْوَتَكَ | دعوتك | da’veteke | senin çağrına | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?” | |||||
| 71 | Nahl 20. Ayet (16:20:2) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | taptıkları | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar. | |||||
| 72 | Nahl 86. Ayet (16:86:12) | نَدْعُوا | ندعوا | ned’û | tapıyor | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.” Koştukları ortaklar da onlara: “Siz elbette yalancılarsınız” diye laf atacaklar. | |||||
| 73 | Nahl 125. Ayet (16:125:1) | اُدْعُ | ادع | ud-’u | çağır | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 74 | İsrâ 11. Ayet (17:11:1) | وَيَدْعُ | ويدع | ve yed’u | ve du'a etmektedir | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. | |||||
| 75 | İsrâ 11. Ayet (17:11:4) | دُعَٓاءَهُ | دعاءه | du’âehu | du'a eder (gibi) | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. | |||||
| 76 | İsrâ 52. Ayet (17:52:2) | يَدْعُوكُمْ | يدعوكم | yed’ûkum | sizi çağıracağı | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın sizi (kabirlerinizden) çağıracağı, sizin de O’na hamd ederek emrine hemen uyacağınız ve (kabirlerinizde) pek az kaldığınızı sanacağınız günü hatırla! | |||||
| 77 | İsrâ 56. Ayet (17:56:2) | ادْعُوا | ادعوا | -d’û | yalvarın | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.” | |||||
| 78 | İsrâ 57. Ayet (17:57:3) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | yalvardıkları | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur. | |||||
| 79 | İsrâ 67. Ayet (17:67:8) | تَدْعُونَ | تدعون | ted’ûne | bütün yalvardıklarınız | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür. | |||||
| 80 | İsrâ 71. Ayet (17:71:2) | نَدْعُوا | ندعوا | ned’û | çağırdığımız | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.[321] | |||||
| 81 | İsrâ 110. Ayet (17:110:2) | ادْعُوا | ادعوا | -d’û | dua edin (çağırın) | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. | |||||
| 82 | İsrâ 110. Ayet (17:110:5) | ادْعُوا | ادعوا | -d’û | dua edin (çağırın) | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. | |||||
| 83 | İsrâ 110. Ayet (17:110:9) | تَدْعُوا | تدعوا | ted’û | çağırsanız | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. | |||||
| 84 | Kehf 14. Ayet (18:14:12) | نَدْعُوَ۬ا | ندعوا | ned’uve | biz asla demeyiz | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 85 | Kehf 28. Ayet (18:28:5) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | yalvaranlarla | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme. | |||||
| 86 | Kehf 52. Ayet (18:52:7) | فَدَعَوْهُمْ | فدعوهم | fe-de’avhum | işte çağırdılar | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla! | |||||
| 87 | Kehf 57. Ayet (18:57:24) | تَدْعُهُمْ | تدعهم | ted’uhum | onları çağırsan da | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 88 | Meryem 4. Ayet (19:4:12) | بِدُعَٓائِكَ | بدعائك | bi-du’âike | sana du'a ile | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.” | |||||
| 89 | Meryem 48. Ayet (19:48:3) | تَدْعُونَ | تدعون | ted’ûne | yalvardıklarınızdan | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.” | |||||
| 90 | Meryem 48. Ayet (19:48:7) | وَاَدْعُوا | وادعوا | ve ed’û | ve yalnız yalvarıyorum | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.” | |||||
| 91 | Meryem 48. Ayet (19:48:12) | بِدُعَٓاءِ | بدعاء | bidu’â-i | yalvarmakla | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.” | |||||
| 92 | Meryem 91. Ayet (19:91:2) | دَعَوْا | دعوا | de’av | iddia etmelerinden | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 90,91. Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir! | |||||
| 93 | Tâhâ 108. Ayet (20:108:3) | الدَّاعِيَ | الداعي | ddâ’iye | çağrıcıya | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin. | |||||
| 94 | Enbiyâ 15. Ayet (21:15:4) | دَعْوٰيهُمْ | دعويهم | da’vâhum | mırıldanmaları | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti. | |||||
| 95 | Enbiyâ 45. Ayet (21:45:8) | الدُّعَٓاءَ | الدعاء | ddu’âe | çağırıyı | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. | |||||
| 96 | Enbiyâ 90. Ayet (21:90:14) | وَيَدْعُونَنَا | ويدعوننا | ve yed’ûnenâ | ve bize du'a ederlerdi | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi. | |||||
| 97 | Hacc 12. Ayet (22:12:1) | يَدْعُوا | يدعوا | yed’û | yalvarır | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir. | |||||
| 98 | Hacc 13. Ayet (22:13:1) | يَدْعُوا | يدعوا | yed’û | yalvarır | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zararı faydasından daha yakın olana tapar. O (taptığı) ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır! | |||||
| 99 | Hacc 62. Ayet (22:62:8) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | yalvardıkları | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür. | |||||