| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 19. Ayet (3:19:5) | الْاِسْلَامُ۠ | الاسلام | l-islâm(u) | İslamdır | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. | |||||
| 2 | Âl-i İmran 85. Ayet (3:85:4) | الْاِسْلَامِ | الاسلام | l-islâmi | İslam'dan | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. | |||||
| 3 | Nisâ 94. Ayet (4:94:16) | السَّلَامَ | السلام | sselâme | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 4 | Mâide 3. Ayet (5:3:49) | الْاِسْلَامَ | الاسلام | l-islâme | İslam'a | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 5 | Mâide 16. Ayet (5:16:8) | السَّلَامِ | السلام | sselâmi | esenlik | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir. | |||||
| 6 | En'am 54. Ayet (6:54:7) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 7 | En'am 125. Ayet (6:125:8) | لِلْاِسْلَامِۚ | للاسلام | lil-islâm(i) | İslam'a | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir. | |||||
| 8 | En'am 127. Ayet (6:127:3) | السَّلَامِ | السلام | sselâmi | esenlik | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur. | |||||
| 9 | A'raf 46. Ayet (7:46:13) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur[216], A’râf[217] üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar. | |||||
| 10 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | اِسْلَامِهِمْ | اسلامهم | islâmihim | İslam olduktan | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 11 | Yunus 10. Ayet (10:10:0) | سَلَامٌۚ | سلام | selâm(un) | Selâm'dır | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir. | |||||
| 12 | Yunus 25. Ayet (10:25:0) | السَّلَامِۜ | السلام | sselâmi | esenlik | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 13 | Hûd 48. Ayet (11:48:5) | بِسَلَامٍ | بسلام | bi-selâmin | selam ile | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.” | |||||
| 14 | Hûd 69. Ayet (11:69:7) | سَلَامًاۜ | سلاما | selâmâ(en) | Selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. | |||||
| 15 | Hûd 69. Ayet (11:69:9) | سَلَامٌۚ | سلام | selâm(un) | Selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. | |||||
| 16 | Ra'd 24. Ayet (13:24:1) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” | |||||
| 17 | İbrahim 23. Ayet (14:23:17) | سَلَامٌ | سلام | selâm(un) | selamdır | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedî kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “selâm”dır. | |||||
| 18 | Hicr 46. Ayet (15:46:2) | بِسَلَامٍ | بسلام | bi-selâmin | esenlikle | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir. | |||||
| 19 | Hicr 52. Ayet (15:52:5) | سَلَامًاۜ | سلاما | selâmen | Selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti. | |||||
| 20 | Nahl 32. Ayet (16:32:6) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete” derler. | |||||
| 21 | Meryem 15. Ayet (19:15:1) | وَسَلَامٌ | وسلام | ve selâmun | selam olsun! | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm olsun! | |||||
| 22 | Meryem 33. Ayet (19:33:1) | وَالسَّلَامُ | والسلام | ve-sselâmu | ve esenlik verilmiştir | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”[343] | |||||
| 23 | Meryem 47. Ayet (19:47:2) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.” | |||||
| 24 | Meryem 62. Ayet (19:62:6) | سَلَامًاۜ | سلاما | selâmâ(en) | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “selâm!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır. | |||||
| 25 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:17) | وَالسَّلَامُ | والسلام | ve-sselâmu | ve Esenlik | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 26 | Enbiyâ 69. Ayet (21:69:6) | وَسَلَامًا | وسلاما | ve selâmen | ve esenlik | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. | |||||
| 27 | Furkan 63. Ayet (25:63:12) | سَلَامًا | سلاما | selâmâ(n) | Selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler. | |||||
| 28 | Furkan 75. Ayet (25:75:9) | وَسَلَامًاۙ | وسلاما | ve selâmâ(n) | ve selam ile | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır. | |||||
| 29 | Neml 59. Ayet (27:59:4) | وَسَلَامٌ | وسلام | ve selâmun | ve selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selâm onun seçtiği kullarına.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı? | |||||
| 30 | Kasas 55. Ayet (28:55:11) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selâm olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler. | |||||
| 31 | Ahzab 44. Ayet (33:44:4) | سَلَامٌۚ | سلام | selâm(un) | selam ile | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a kavuşacakları gün mü’minlere yönelik esenlik dileği “Selâm”dır. Allah, onlara bol bir mükâfat hazırlamıştır. | |||||
| 32 | Yâsîn 58. Ayet (36:58:1) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam (vardır) | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) “Selâm” (vardır). | |||||
| 33 | Sâffât 79. Ayet (37:79:1) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun! | |||||
| 34 | Sâffât 109. Ayet (37:109:1) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’e selâm olsun. | |||||
| 35 | Sâffât 120. Ayet (37:120:1) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya ve Hârûn’a selâm olsun. | |||||
| 36 | Sâffât 130. Ayet (37:130:1) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İlyas’a selâm olsun. | |||||
| 37 | Sâffât 181. Ayet (37:181:1) | وَسَلَامٌ | وسلام | ve selâmun | ve selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberlere selâm olsun. | |||||
| 38 | Zümer 22. Ayet (39:22:5) | لِلْاِسْلَامِ | للاسلام | lil-islâmi | İslam'a | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 39 | Zümer 73. Ayet (39:73:16) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin.” | |||||
| 40 | Zuhruf 89. Ayet (43:89:4) | سَلَامٌۜ | سلام | selâm(un) | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdilik sen onları hoş gör ve “size selâm olsun” de. Yakında bilecekler. | |||||
| 41 | Hucurât 17. Ayet (49:17:9) | اِسْلَامَكُمْۚ | اسلامكم | islâmekum | müslüman olmanızı | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.” | |||||
| 42 | Kaf 34. Ayet (50:34:2) | بِسَلَامٍۜ | بسلام | bi-selâm(in) | selam (esenlik) ile | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedîlik günüdür.” | |||||
| 43 | Zâriyât 25. Ayet (51:25:5) | سَلَامًاۜ | سلاما | selâmâ(en) | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü). | |||||
| 44 | Zâriyât 25. Ayet (51:25:7) | سَلَامٌۚ | سلام | selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü). | |||||
| 45 | Vâkı'a 26. Ayet (56:26:3) | سَلَامًا | سلاما | selâmen | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece “selâm!”, “selâm!” sözünü işitirler. | |||||
| 46 | Vâkı'a 26. Ayet (56:26:4) | سَلَامًا | سلاما | selâmâ(n) | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece “selâm!”, “selâm!” sözünü işitirler. | |||||
| 47 | Vâkı'a 91. Ayet (56:91:1) | فَسَلَامٌ | فسلام | fe-selâmun | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 90,91. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. | |||||
| 48 | Haşr 23. Ayet (59:23:10) | السَّلَامُ | السلام | sselâmu | Selâm'dır (esenlik veren) | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. | |||||
| 49 | Saf 7. Ayet (61:7:11) | الْاِسْلَامِۜ | الاسلام | l-islâm(i) | islama | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, İslâm’a davet olunduğu hâlde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. | |||||
| 50 | Kadir 5. Ayet (97:5:1) | سَلَامٌ۠ۛ | سلام | selâmun | esenliktir | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. | |||||