| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Neml 11. Ayet (27:11:8) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | (yaptığı) kötülükten | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.” | |||||
| 2 | Furkan 40. Ayet (25:40:8) | السَّوْءِۜ | السوء | ssev/(i) | bela | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senin kavmin, belâ yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı. | |||||
| 3 | Bakara 81. Ayet (2:81:4) | سَيِّئَةً | سيئة | seyyi-eten | bir günah | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 4 | Tâhâ 22. Ayet (20:22:9) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | bir hastalık | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 22,23. “Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”[356] | |||||
| 5 | Yunus 27. Ayet (10:27:0) | سَيِّئَةٍ | سيئة | seyyietin | bir kötülüğe | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 6 | Nisâ 149. Ayet (4:149:9) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | bir kötülüğü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 120. Ayet (3:120:7) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyi-etun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. | |||||
| 8 | Nisâ 17. Ayet (4:17:7) | السُّٓوءَ | السوء | -ssû-e | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 9 | Nisâ 78. Ayet (4:78:21) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyi-etun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! | |||||
| 10 | Nisâ 110. Ayet (4:110:3) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. | |||||
| 11 | En'am 54. Ayet (6:54:18) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 12 | A'raf 73. Ayet (7:73:32) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 13 | A'raf 131. Ayet (7:131:9) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 14 | Hûd 64. Ayet (11:64:15) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah’ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah’ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” | |||||
| 15 | Şu'arâ 156. Ayet (26:156:3) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.” | |||||
| 16 | Rum 36. Ayet (30:36:9) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 17 | Ahzab 17. Ayet (33:17:11) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer Allah size bir kötülük dilese, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar. | |||||
| 18 | Mü'min 40. Ayet (40:40:3) | سَيِّئَةً | سيئة | seyyieten | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” | |||||
| 19 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:21) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 20 | En'am 160. Ayet (6:160:9) | بِالسَّيِّئَةِ | بالسيئة | bi-sseyyieti | bir kötülükle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez. | |||||
| 21 | Kasas 32. Ayet (28:32:9) | سُٓوءٍۘ | سوء | sû-in | bir kusur | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok. (Alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek (toparlan). İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabbin tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler.” | |||||
| 22 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:3) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kütülüktür | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||
| 23 | Mâide 31. Ayet (5:31:10) | سَوْاَةَ | سواة | sev-ete | cesedini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. | |||||
| 24 | Mâide 31. Ayet (5:31:22) | سَوْاَةَ | سواة | sev-ete | cesedini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. | |||||
| 25 | A'raf 22. Ayet (7:22:8) | سَوْاٰتُهُمَا | سواتهما | sev-âtuhumâ | çirkin yerleri | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. | |||||
| 26 | A'raf 20. Ayet (7:20:10) | سَوْاٰتِهِمَا | سواتهما | sev-âtihimâ | çirkin yerleri- | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” | |||||
| 27 | A'raf 27. Ayet (7:27:16) | سَوْاٰتِهِمَاۜ | سواتهما | sev-âtihimâ | çirkin yerlerini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır. | |||||
| 28 | A'raf 26. Ayet (7:26:9) | سَوْاٰتِكُمْ | سواتكم | sev-âtikum | çirkin yerlerinizi | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik). | |||||
| 29 | Rum 10. Ayet (30:10:6) | السُّٓوآٰى | السواى | ssû-â | çok kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu. | |||||
| 30 | Şu'arâ 173. Ayet (26:173:4) | فَسَٓاءَ | فساء | fesâe | çok kötü oldu | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi![400] | |||||
| 31 | Ra'd 18. Ayet (13:18:22) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | çok kötüdür | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır! | |||||
| 32 | Ra'd 21. Ayet (13:21:12) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır. | |||||
| 33 | Nahl 60. Ayet (16:60:6) | السَّوْءِۚ | السوء | ssev/(i) | en kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah’ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 34 | Neml 5. Ayet (27:5:4) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | en kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 35 | Zümer 24. Ayet (39:24:4) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü kötü azaba karşı yüzüyle korunan kimse[469], (o gün) azaptan emin olan kimse gibi midir? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir. | |||||
| 36 | Zümer 35. Ayet (39:35:4) | اَسْوَاَ | اسوا | esve-e | en kötülerini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, işlediklerinin en kötüsünü örtmek ve onlara yaptıklarının en güzeli ile karşılık vermek için (onları böyle mükâfatlandırdı). | |||||
| 37 | Mü'min 45. Ayet (40:45:9) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | en kötüsü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. | |||||
| 38 | Mü'min 52. Ayet (40:52:9) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | en kötüsü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. | |||||
| 39 | İbrahim 6. Ayet (14:6:15) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsüne | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Allah’ın size olan nimetini anın. Hani O sizi, Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar sizi işkencenin en ağırına uğratıyorlar, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardır” demişti. | |||||
| 40 | Bakara 49. Ayet (2:49:7) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsünü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 41 | A'raf 141. Ayet (7:141:7) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsünü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 42 | A'raf 167. Ayet (7:167:0) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsünü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 43 | En'am 157. Ayet (6:157:31) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsüyle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 44 | Fussilet 27. Ayet (41:27:7) | اَسْوَاَ | اسوا | esve-e | en kötüsüyle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 45 | Hûd 54. Ayet (11:54:7) | بِسُٓوءٍۜ | بسوء | bisû/(in) | fena | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 54,55. Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış.” Hûd, dedi ki: “İşte ben Allah’ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın.” | |||||
| 46 | Ankebut 33. Ayet (29:33:6) | س۪ٓيءَ | سيء | sî-e | fenalaştı | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 47 | Muhammed 2. Ayet (47:2:16) | سَيِّـَٔاتِهِمْ | سيـاتهم | seyyiâtihim | günahlarını | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir. | |||||
| 48 | Mâide 12. Ayet (5:12:30) | سَيِّـَٔاتِكُمْ | سيـاتكم | seyyiâtikum | günahlarınızı | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 49 | Bakara 271. Ayet (2:271:16) | سَيِّـَٔاتِكُمْۜ | سيـاتكم | seyyi-âtikum | günahlarınızın | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 50 | Âl-i İmran 174. Ayet (3:174:8) | سُٓوءٌۙ | سوء | sû-un | hiçbir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||