| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 49. Ayet (2:49:7) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsünü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 2 | Bakara 81. Ayet (2:81:4) | سَيِّئَةً | سيئة | seyyi-eten | bir günah | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 3 | Bakara 169. Ayet (2:169:3) | بِالسُّٓوءِ | بالسوء | bi-ssûi | kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | |||||
| 4 | Bakara 271. Ayet (2:271:16) | سَيِّـَٔاتِكُمْۜ | سيـاتكم | seyyi-âtikum | günahlarınızın | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 30. Ayet (3:30:13) | سُٓوءٍۚۛ | سوء | sû-in | kötülük- | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 120. Ayet (3:120:4) | تَسُؤْهُمْۘ | تسؤهم | tesu/hum | onları tasalandırır | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 120. Ayet (3:120:7) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyi-etun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 174. Ayet (3:174:8) | سُٓوءٌۙ | سوء | sû-un | hiçbir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 193. Ayet (3:193:17) | سَيِّـَٔاتِنَا | سيـاتنا | seyyi-âtinâ | kötülüklerimizi | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.” | |||||
| 10 | Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:29) | سَيِّـَٔاتِهِمْ | سيـاتهم | seyyi-âtihim | kötülüklerini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” | |||||
| 11 | Nisâ 17. Ayet (4:17:7) | السُّٓوءَ | السوء | -ssû-e | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 12 | Nisâ 18. Ayet (4:18:5) | السَّيِّـَٔاتِۚ | السيـات | sseyyi-âti | kötülükler | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 13 | Nisâ 22. Ayet (4:22:16) | وَسَٓاءَ | وساء | ve sâe | ve iğrenç | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur. | |||||
| 14 | Nisâ 31. Ayet (4:31:9) | سَيِّـَٔاتِكُمْ | سيـاتكم | seyyi-âtikum | küçük günahlarınızı | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız. | |||||
| 15 | Nisâ 38. Ayet (4:38:17) | فَسَٓاءَ | فساء | fe-sâe | ne kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır. | |||||
| 16 | Nisâ 78. Ayet (4:78:21) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyi-etun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! | |||||
| 17 | Nisâ 79. Ayet (4:79:10) | سَيِّئَةٍ | سيئة | seyyi-etin | kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter. | |||||
| 18 | Nisâ 85. Ayet (4:85:12) | سَيِّئَةً | سيئة | seyyi-eten | kötü bir (işe) | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter. | |||||
| 19 | Nisâ 97. Ayet (4:97:26) | وَسَٓاءَتْ | وساءت | ve sâet | ve ne kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.[127] | |||||
| 20 | Nisâ 110. Ayet (4:110:3) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. | |||||
| 21 | Nisâ 115. Ayet (4:115:19) | وَسَٓاءَتْ | وساءت | ve sâet | ne kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. | |||||
| 22 | Nisâ 123. Ayet (4:123:9) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir. | |||||
| 23 | Nisâ 148. Ayet (4:148:5) | بِالسُّٓوءِ | بالسوء | bi-ssû-i | kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 24 | Nisâ 149. Ayet (4:149:9) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | bir kötülüğü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 25 | Mâide 12. Ayet (5:12:30) | سَيِّـَٔاتِكُمْ | سيـاتكم | seyyiâtikum | günahlarınızı | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 26 | Mâide 31. Ayet (5:31:10) | سَوْاَةَ | سواة | sev-ete | cesedini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. | |||||
| 27 | Mâide 31. Ayet (5:31:22) | سَوْاَةَ | سواة | sev-ete | cesedini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. | |||||
| 28 | Mâide 65. Ayet (5:65:9) | سَيِّـَٔاتِهِمْ | سيـاتهم | seyyiâtihim | kötülüklerini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık. | |||||
| 29 | Mâide 66. Ayet (5:66:22) | سَٓاءَ | ساء | sâe | ne kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür! | |||||
| 30 | Mâide 101. Ayet (5:101:12) | تَسُؤْكُمْۚ | تسؤكم | tesu/kum | hoşunuza gitmeyecek | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.[161] Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 31 | En'am 31. Ayet (6:31:25) | سَٓاءَ | ساء | sâe | ne kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! | |||||
| 32 | En'am 54. Ayet (6:54:18) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 33 | En'am 136. Ayet (6:136:29) | سَٓاءَ | ساء | sâe | ne kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, “Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar![194] | |||||
| 34 | En'am 157. Ayet (6:157:31) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsüyle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 35 | En'am 160. Ayet (6:160:9) | بِالسَّيِّئَةِ | بالسيئة | bi-sseyyieti | bir kötülükle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez. | |||||
| 36 | A'raf 20. Ayet (7:20:10) | سَوْاٰتِهِمَا | سواتهما | sev-âtihimâ | çirkin yerleri- | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” | |||||
| 37 | A'raf 22. Ayet (7:22:8) | سَوْاٰتُهُمَا | سواتهما | sev-âtuhumâ | çirkin yerleri | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. | |||||
| 38 | A'raf 26. Ayet (7:26:9) | سَوْاٰتِكُمْ | سواتكم | sev-âtikum | çirkin yerlerinizi | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik). | |||||
| 39 | A'raf 27. Ayet (7:27:16) | سَوْاٰتِهِمَاۜ | سواتهما | sev-âtihimâ | çirkin yerlerini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır. | |||||
| 40 | A'raf 73. Ayet (7:73:32) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 41 | A'raf 95. Ayet (7:95:4) | السَّيِّئَةِ | السيئة | sseyyi-eti | kötülüğü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 42 | A'raf 131. Ayet (7:131:9) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 43 | A'raf 141. Ayet (7:141:7) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsünü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 44 | A'raf 153. Ayet (7:153:0) | السَّيِّـَٔاتِ | السيـات | sseyyiâti | kötülükler | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 45 | A'raf 165. Ayet (7:165:0) | السُّٓوءِ | السوء | ssû-i | kötülük- | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık. | |||||
| 46 | A'raf 167. Ayet (7:167:0) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsünü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 47 | A'raf 168. Ayet (7:168:0) | وَالسَّيِّـَٔاتِ | والسيـات | ve-sseyyiâti | ve kötülüklerle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık. | |||||
| 48 | A'raf 177. Ayet (7:177:0) | سَٓاءَ | ساء | sâe | ne kötüdür | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür! | |||||
| 49 | A'raf 188. Ayet (7:188:0) | السُّٓوءُ | السوء | ssû/(u) | kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.” | |||||
| 50 | Enfal 29. Ayet (8:29:0) | سَيِّـَٔاتِكُمْ | سيـاتكم | seyyi-âtikum | kötülüklerinizi | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||