| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Nisâ 92. Ayet (4:92:22) | يَصَّدَّقُواۜ | يصدقوا | yassaddekû | bağışlamaları | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 2 | Mâide 45. Ayet (5:45:18) | تَصَدَّقَ | تصدق | tesaddeka | bağışlarsa | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. | |||||
| 3 | Kasas 34. Ayet (28:34:10) | يُصَدِّقُن۪يۘ | يصدقني | yusaddikunî | beni doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” | |||||
| 4 | Meryem 50. Ayet (19:50:8) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | bir doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik). | |||||
| 5 | Tevbe 103. Ayet (9:103:0) | صَدَقَةً | صدقة | sadekaten | bir sadaka | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 6 | Mücadele 12. Ayet (58:12:12) | صَدَقَةًۜ | صدقة | sadaka(ten) | bir sadaka | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 7 | Mâide 113. Ayet (5:113:11) | صَدَقْتَنَا | صدقتنا | sadaktenâ | bize doğru söylediğini | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi. | |||||
| 8 | Zümer 74. Ayet (39:74:5) | صَدَقَنَا | صدقنا | sadekanâ | bize yerine getirdi | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren ve bizi cennetten dilediğimiz yere konmak üzere bu yurda varis kılan Allah’a mahsustur. Salih amel işleyenlerin mükâfatı ne güzelmiş!” | |||||
| 9 | Nisâ 87. Ayet (4:87:14) | اَصْدَقُ | اصدق | asdeku | daha doğru | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? | |||||
| 10 | Nisâ 122. Ayet (4:122:18) | اَصْدَقُ | اصدق | asdeku | daha doğru | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? | |||||
| 11 | Yâsîn 52. Ayet (36:52:12) | وَصَدَقَ | وصدق | ve sadeka | demek doğru söylemiş | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” | |||||
| 12 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:15) | الصِّدْقِ | الصدق | ssidki | doğru | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 13 | Sebe' 20. Ayet (34:20:2) | صَدَّقَ | صدق | saddeka | doğru çıkardı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. | |||||
| 14 | Neml 27. Ayet (27:27:3) | اَصَدَقْتَ | اصدقت | esadakte | doğru mu söyledin | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.” | |||||
| 15 | Bakara 177. Ayet (2:177:48) | صَدَقُواۜ | صدقوا | sadekû(i) | doğru olan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 16 | Âl-i İmran 95. Ayet (3:95:2) | صَدَقَ | صدق | sadeka | doğru söyledi | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 17 | Tevbe 43. Ayet (9:43:0) | صَدَقُوا | صدقوا | sadekû | doğru söyleyen(ler) | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | |||||
| 18 | Fetih 27. Ayet (48:27:2) | صَدَقَ | صدق | sadeka | doğruladı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.[498] | |||||
| 19 | Vâkı'a 57. Ayet (56:57:4) | تُصَدِّقُونَ۟ | تصدقون | tusaddikûn(e) | doğrulamanız | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? | |||||
| 20 | Ankebut 3. Ayet (29:3:9) | صَدَقُوا | صدقوا | sadekû | doğruları | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. | |||||
| 21 | Bakara 91. Ayet (2:91:18) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” | |||||
| 22 | Bakara 101. Ayet (2:101:7) | مُصَدِّقٌ | مصدق | musaddikun | doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. | |||||
| 23 | Fâtır 31. Ayet (35:31:8) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur’an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür. | |||||
| 24 | Ahkaf 12. Ayet (46:12:9) | مُصَدِّقٌ | مصدق | musaddikun | doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. | |||||
| 25 | Ahkaf 30. Ayet (46:30:11) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.” | |||||
| 26 | Sâffât 52. Ayet (37:52:4) | الْمُصَدِّق۪ينَ | المصدقين | l-musaddikîn(e) | doğrulayan(lar) | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?” derdi. | |||||
| 27 | Bakara 89. Ayet (2:89:7) | مُصَدِّقٌ | مصدق | musaddikun | doğrulayıcı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 28 | Âl-i İmran 39. Ayet (3:39:12) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler. | |||||
| 29 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:14) | مُصَدِّقٌ | مصدق | musaddikun | doğrulayıcı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 30 | Mâide 48. Ayet (5:48:5) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. | |||||
| 31 | En'am 92. Ayet (6:92:5) | مُصَدِّقُ | مصدق | musaddiku | doğrulayıcı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır.[185] Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar. | |||||
| 32 | Saf 6. Ayet (61:6:13) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.[543] | |||||
| 33 | Bakara 41. Ayet (2:41:4) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı olarak | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 34 | Bakara 97. Ayet (2:97:12) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı olarak | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” | |||||
| 35 | Âl-i İmran 3. Ayet (3:3:5) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı olarak | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4. O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı[83] da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. | |||||
| 36 | Nisâ 47. Ayet (4:47:9) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı olarak | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını[120] lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir. | |||||
| 37 | Mâide 46. Ayet (5:46:7) | مُصَدِّقًا | مصدقا | musaddikan | doğrulayıcı olarak | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik. | |||||
| 38 | En'am 115. Ayet (6:115:4) | صِدْقًا | صدقا | sidkan | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 39 | Yunus 2. Ayet (10:2:0) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler? | |||||
| 40 | İsrâ 80. Ayet (17:80:5) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” | |||||
| 41 | İsrâ 80. Ayet (17:80:8) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” | |||||
| 42 | Şu'arâ 84. Ayet (26:84:4) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” | |||||
| 43 | Kamer 55. Ayet (54:55:3) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler. | |||||
| 44 | Ahzab 8. Ayet (33:8:4) | صِدْقِهِمْۚ | صدقهم | sidkihim | doğrulukları- | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, bunu) doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için (yapmıştır.) Kâfirlere de elem dolu bir azap hazırlamıştır. | |||||
| 45 | Mâide 119. Ayet (5:119:7) | صِدْقُهُمْۜ | صدقهم | sidkuhum | doğruluklarının | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 46 | Ahzab 24. Ayet (33:24:4) | بِصِدْقِهِمْ | بصدقهم | bi-sidkihim | doğruluklarıyle | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun böyle olması Allah’ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükâfatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 47 | Zümer 32. Ayet (39:32:8) | بِالصِّدْقِ | بالصدق | bi-ssidki | doğruyu | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu (Kur’an’ı) yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için kalacak bir yer mi yok!? | |||||
| 48 | Zümer 33. Ayet (39:33:3) | بِالصِّدْقِ | بالصدق | bi-ssidki | doğruyu | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dosdoğru Kur’an’ı getiren ile onu tasdik edenler var ya, işte onlar Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. | |||||
| 49 | Ahzab 23. Ayet (33:23:4) | صَدَقُوا | صدقوا | sadekû | durdular | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. | |||||
| 50 | Tevbe 75. Ayet (9:75:0) | لَنَصَّدَّقَنَّ | لنصدقن | lenassaddekanne | elbette sadaka vereceğiz | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır. | |||||