| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 103. Ayet (3:103:17) | فَاَصْبَحْتُمْ | فاصبحتم | fe-asbahtum | (haline) geldiniz | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. | |||||
| 2 | Mâide 30. Ayet (5:30:7) | فَاَصْبَحَ | فاصبح | fe-asbeha | böylece oldu | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. | |||||
| 3 | Mâide 31. Ayet (5:31:24) | فَاَصْبَحَ | فاصبح | fe-asbeha | ve oldu | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. | |||||
| 4 | Mâide 52. Ayet (5:52:22) | فَيُصْبِحُوا | فيصبحوا | fe-yusbihû | onlar olurlar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar. | |||||
| 5 | Mâide 53. Ayet (5:53:14) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | olmuşlardır | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır. | |||||
| 6 | Mâide 102. Ayet (5:102:7) | اَصْبَحُوا | اصبحوا | asbehû | olmuşlardı | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kâfir oldu. | |||||
| 7 | En'am 96. Ayet (6:96:2) | الْاِصْبَاحِۚ | الاصباح | l-isbâhi | sabahı ortaya çıkarmış | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir). | |||||
| 8 | A'raf 78. Ayet (7:78:3) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | çökekaldılar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 9 | A'raf 91. Ayet (7:91:3) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | çökekaldılar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 10 | Hûd 67. Ayet (11:67:5) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | ve kaldılar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 11 | Hûd 81. Ayet (11:81:27) | الصُّبْحُۜ | الصبح | ssubh(u) | sabahtır | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” | |||||
| 12 | Hûd 81. Ayet (11:81:29) | الصُّبْحُ | الصبح | ssubhu | sabah | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” | |||||
| 13 | Hûd 94. Ayet (11:94:15) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | ve kaldılar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 14 | Hicr 66. Ayet (15:66:9) | مُصْبِح۪ينَ | مصبحين | musbihîn(e) | sabaha girerlerken | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: “Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.” | |||||
| 15 | Hicr 83. Ayet (15:83:3) | مُصْبِح۪ينَۙ | مصبحين | musbihîn(e) | sabaha girerlerken | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi. | |||||
| 16 | Kehf 40. Ayet (18:40:13) | فَتُصْبِحَ | فتصبح | fe-tusbiha | böylece oluverir | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. “Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.” | |||||
| 17 | Kehf 41. Ayet (18:41:2) | يُصْبِحَ | يصبح | yusbiha | çekilir | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile.” | |||||
| 18 | Kehf 42. Ayet (18:42:3) | فَاَصْبَحَ | فاصبح | fe-asbeha | ve başladı | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım..” | |||||
| 19 | Kehf 45. Ayet (18:45:14) | فَاَصْبَحَ | فاصبح | fe-asbeha | ve haline geliverdi | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. | |||||
| 20 | Hacc 63. Ayet (22:63:9) | فَتُصْبِحُ | فتصبح | fetusbihu | böylece olur | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır. | |||||
| 21 | Mü'minûn 40. Ayet (23:40:4) | لَيُصْبِحُنَّ | ليصبحن | le-yusbihunne | onlar olacaklar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” dedi. | |||||
| 22 | Nûr 35. Ayet (24:35:9) | مِصْبَاحٌۜ | مصباح | misbâh(un) | lamba | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388] | |||||
| 23 | Nûr 35. Ayet (24:35:10) | اَلْمِصْبَاحُ | المصباح | el-misbâhu | lamba | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388] | |||||
| 24 | Şu'arâ 157. Ayet (26:157:2) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | ama oldular | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. | |||||
| 25 | Kasas 10. Ayet (28:10:1) | وَاَصْبَحَ | واصبح | ve asbeha | ve sabahladı | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 26 | Kasas 18. Ayet (28:18:1) | فَاَصْبَحَ | فاصبح | fe-asbeha | sabahladı | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. | |||||
| 27 | Kasas 82. Ayet (28:82:1) | وَاَصْبَحَ | واصبح | ve asbeha | ve başladılar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar. | |||||
| 28 | Ankebut 37. Ayet (29:37:4) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | ve kaldılar | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 29 | Rum 17. Ayet (30:17:6) | تُصْبِحُونَ | تصبحون | tusbihûn(e) | sabaha erdiğiniz | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise akşama girdiğinizde, sabaha kavuştuğunuzda, Allah’ı tespih edin.[423] | |||||
| 30 | Sâffât 137. Ayet (37:137:4) | مُصْبِح۪ينَۙ | مصبحين | musbihîn(e) | sabahleyin | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 137,138. Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? | |||||
| 31 | Sâffât 177. Ayet (37:177:5) | صَبَاحُ | صباح | sabâhu | sabahı | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur! | |||||
| 32 | Fussilet 12. Ayet (41:12:14) | بِمَصَاب۪يحَۗ | بمصابيح | bi-mesâbîha | lambalarla | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. | |||||
| 33 | Fussilet 23. Ayet (41:23:7) | فَاَصْبَحْتُمْ | فاصبحتم | fe-asbahtum | ve oldunuz | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O, sizi mahvetti de ziyâna uğrayanlardan oldunuz.” | |||||
| 34 | Ahkaf 25. Ayet (46:25:6) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | onlar o hale geldiler ki | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hâle geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 35 | Hucurât 6. Ayet (49:6:14) | فَتُصْبِحُوا | فتصبحوا | fe-tusbihû | sonra olursunuz | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. | |||||
| 36 | Kamer 38. Ayet (54:38:2) | صَبَّحَهُمْ | صبحهم | sabbehahum | sabah onları yakaladı | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi. | |||||
| 37 | Saf 14. Ayet (61:14:35) | فَاَصْبَحُوا | فاصبحوا | fe-asbehû | onlar oldular | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.[544] Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.[545] | |||||
| 38 | Mülk 5. Ayet (67:5:5) | بِمَصَاب۪يحَ | بمصابيح | bi-mesâbîha | lambalarla | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.[552] | |||||
| 39 | Mülk 30. Ayet (67:30:4) | اَصْبَحَ | اصبح | asbeha | olsa | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?” | |||||
| 40 | Kalem 17. Ayet (68:17:10) | مُصْبِح۪ينَۙ | مصبحين | musbihîn(e) | sabah olunca | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. | |||||
| 41 | Kalem 20. Ayet (68:20:1) | فَاَصْبَحَتْ | فاصبحت | fe-asbehat | (bahçe) kesiliverdi | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü. | |||||
| 42 | Kalem 21. Ayet (68:21:2) | مُصْبِح۪ينَۙ | مصبحين | musbihîn(e) | sabahleyin | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 21,22. Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler. | |||||
| 43 | Müddessir 34. Ayet (74:34:1) | وَالصُّبْحِ | والصبح | ve ssubhi | ve sabaha | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33,34,35,36,37. Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir. | |||||
| 44 | Tekvîr 18. Ayet (81:18:1) | وَالصُّبْحِ | والصبح | ve-ssubhi | ve sabaha | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki, | |||||
| 45 | Âdiyât 3. Ayet (100:3:2) | صُبْحًاۙ | صبحا | subhâ(n) | sabahleyin | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4,5,6. Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür. | |||||