| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 133. Ayet (2:133:5) | حَضَرَ | حضر | hadara | geldiği | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz? | |||||
| 2 | Bakara 180. Ayet (2:180:4) | حَضَرَ | حضر | hadara | geldiği | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.[49] | |||||
| 3 | Bakara 196. Ayet (2:196:64) | حَاضِرِي | حاضري | hâdiri | hazır | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin. | |||||
| 4 | Bakara 282. Ayet (2:282:101) | حَاضِرَةً | حاضرة | hâdiraten | peşin | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 30. Ayet (3:30:9) | مُحْضَرًاۚۛ | محضرا | muhdaran | hazır | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir. | |||||
| 6 | Nisâ 8. Ayet (4:8:2) | حَضَرَ | حضر | hadara | hazır bulunursa | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin. | |||||
| 7 | Nisâ 18. Ayet (4:18:8) | حَضَرَ | حضر | hadara | gelip çattığı | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 8 | Nisâ 128. Ayet (4:128:18) | وَاُحْضِرَتِ | واحضرت | ve uhdirati | ve hazırdır | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. | |||||
| 9 | Mâide 106. Ayet (5:106:8) | حَضَرَ | حضر | hadara | geldiği | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 10 | A'raf 163. Ayet (7:163:0) | حَاضِرَةَ | حاضرة | hâdirate | kıyısında | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının[233] durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.[234] | |||||
| 11 | Kehf 49. Ayet (18:49:24) | حَاضِرًاۜ | حاضرا | hâdirâ(an) | hazır | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. | |||||
| 12 | Meryem 68. Ayet (19:68:5) | لَنُحْضِرَنَّهُمْ | لنحضرنهم | lenuhdirannehum | onları bulunduracağız | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. | |||||
| 13 | Mü'minûn 98. Ayet (23:98:5) | يَحْضُرُونِ | يحضرون | yahdurûn(i) | yanıma uğramalarından | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” | |||||
| 14 | Kasas 61. Ayet (28:61:17) | الْمُحْضَر۪ينَ | المحضرين | l-muhdarîn(e) | getirilecekler- | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir? | |||||
| 15 | Rum 16. Ayet (30:16:11) | مُحْضَرُونَ | محضرون | muhdarûn(e) | getirilirler | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır. | |||||
| 16 | Sebe' 38. Ayet (34:38:9) | مُحْضَرُونَ | محضرون | muhdarûn(e) | getirileceklerdir | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar. | |||||
| 17 | Yâsîn 32. Ayet (36:32:6) | مُحْضَرُونَ۟ | محضرون | muhdarûne | getirileceklerdir | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır. | |||||
| 18 | Yâsîn 53. Ayet (36:53:10) | مُحْضَرُونَ | محضرون | muhdarûn(e) | getirilirler | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. | |||||
| 19 | Yâsîn 75. Ayet (36:75:7) | مُحْضَرُونَ | محضرون | muhdarûn(e) | hazırlanmış | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, ilâhlar için (hizmete) hazır asker oldukları hâlde, ilâhlar onlara yardım edemezler. | |||||
| 20 | Sâffât 57. Ayet (37:57:6) | الْمُحْضَر۪ينَ | المحضرين | l-muhdarîn(e) | (oraya) getirilenlerden | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.” | |||||
| 21 | Sâffât 127. Ayet (37:127:3) | لَمُحْضَرُونَۙ | لمحضرون | le-muhdarûn(e) | (azaba) getirileceklerdir | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir. | |||||
| 22 | Sâffât 158. Ayet (37:158:10) | لَمُحْضَرُونَۙ | لمحضرون | le-muhdarûn(e) | (yüce divana) getirileceklerini | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler. | |||||
| 23 | Ahkaf 29. Ayet (46:29:10) | حَضَرُوهُ | حضروه | hadarûhu | ona geldikleri | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. | |||||
| 24 | Kamer 28. Ayet (54:28:8) | مُحْتَضَرٌ | محتضر | muhtedar(un) | hazır bulunsun (suyunu alsın) | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun.” | |||||
| 25 | Tekvîr 14. Ayet (81:14:4) | اَحْضَرَتْۜ | احضرت | ahdarat | yapıp getirdiğini | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir. | |||||
| 26 | En'am 99. Ayet (6:99:14) | خَضِرًا | خضرا | ḣadiran | bir filiz | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı.[186] Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır. | |||||
| 27 | Yusuf 43. Ayet (12:43:13) | خُضْرٍ | خضر | ḣudrin | yeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın” dedi. | |||||
| 28 | Yusuf 46. Ayet (12:46:14) | خُضْرٍ | خضر | ḣudrin | yeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler” dedi. | |||||
| 29 | Kehf 31. Ayet (18:31:17) | خُضْرًا | خضرا | ḣudran | yeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir! | |||||
| 30 | Hacc 63. Ayet (22:63:11) | مُخْضَرَّةًۜ | مخضرة | muḣdarra(ten) | yemyeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır. | |||||
| 31 | Yâsîn 80. Ayet (36:80:6) | الْاَخْضَرِ | الاخضر | l-aḣdari | yeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.[450] | |||||
| 32 | Rahman 76. Ayet (55:76:4) | خُضْرٍ | خضر | ḣudrin | yeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler). | |||||
| 33 | İnsân 21. Ayet (76:21:4) | خُضْرٌ | خضر | ḣudrun | yeşil | خ ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir. | |||||
| 34 | Bakara 26. Ayet (2:26:6) | يَضْرِبَ | يضرب | yadribe | misal vermekten | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.[12] | |||||
| 35 | Bakara 60. Ayet (2:60:6) | اضْرِبْ | اضرب | -drib | vur | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik. | |||||
| 36 | Bakara 61. Ayet (2:61:38) | وَضُرِبَتْ | وضربت | ve duribet | ve vuruldu | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 37 | Bakara 73. Ayet (2:73:2) | اضْرِبُوهُ | اضربوه | dribûhu | vurun ona (öldürülene) | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir. | |||||
| 38 | Bakara 273. Ayet (2:273:9) | ضَرْبًا | ضربا | darben | gezmeye | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir. | |||||
| 39 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:1) | ضُرِبَتْ | ضربت | duribet | vurulmuştur | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 40 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:18) | وَضُرِبَتْ | وضربت | ve duribet | ve vuruldu | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 41 | Âl-i İmran 156. Ayet (3:156:12) | ضَرَبُوا | ضربوا | darabû | sefere çıktıkları | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. | |||||
| 42 | Nisâ 34. Ayet (4:34:29) | وَاضْرِبُوهُنَّۚ | واضربوهن | vadribûhun(ne) | ve onları uzaklaştırın | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.[115] Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı[116] korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.[117] Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür. | |||||
| 43 | Nisâ 94. Ayet (4:94:6) | ضَرَبْتُمْ | ضربتم | darabtum | savaşa çıktığınız | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 44 | Nisâ 101. Ayet (4:101:2) | ضَرَبْتُمْ | ضربتم | darabtum | sefere çıktığınız | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.[129] | |||||
| 45 | Mâide 106. Ayet (5:106:23) | ضَرَبْتُمْ | ضربتم | darabtum | yolculuk ederken | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 46 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | اضْرِبْ | اضرب | -drib | vur | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 47 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | فَاضْرِبُوا | فاضربوا | fadribû | vurun | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 48 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | وَاضْرِبُوا | واضربوا | vadribû | ve vurun | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 49 | Enfal 50. Ayet (8:50:0) | يَضْرِبُونَ | يضربون | yadribûne | vuruyorlar | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin. | |||||
| 50 | Ra'd 17. Ayet (13:17:24) | يَضْرِبُ | يضرب | yadribu | benzetme ile anlatır | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir. | |||||