| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 125. Ayet (2:125:19) | لِلطَّٓائِف۪ينَ | للطائفين | li-ttâifîne | tavaf edenler için | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den[34] kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.” | |||||
| 2 | Bakara 158. Ayet (2:158:16) | يَطَّوَّفَ | يطوف | yettavvefe | tavaf etmesinde | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur.[42] Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 69. Ayet (3:69:2) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâ-ifetun | bir gurup | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:2) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâ-ifetun | bir gurup | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 122. Ayet (3:122:3) | طَٓائِفَتَانِ | طائفتان | tâ-ifetâni | iki takım | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[99] | |||||
| 6 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:10) | طَٓائِفَةً | طائفة | tâ-ifeten | bir kısmınızı | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 7 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:12) | وَطَٓائِفَةٌ | وطائفة | ve tâ-ifetun | ve bir kısmınız da | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 8 | Nisâ 81. Ayet (4:81:8) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâifetun | birtakımı | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.[126] | |||||
| 9 | Nisâ 102. Ayet (4:102:8) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâ-ifetun | bir bölük | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 10 | Nisâ 102. Ayet (4:102:19) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâifetun | bölük | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 11 | Nisâ 113. Ayet (4:113:7) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâ-ifetun | bir gurup | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. | |||||
| 12 | En'am 156. Ayet (6:156:7) | طَٓائِفَتَيْنِ | طائفتين | tâifeteyni | iki topluluk | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 13 | A'raf 87. Ayet (7:87:3) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâifetun | bir kısmı | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 14 | A'raf 87. Ayet (7:87:9) | وَطَٓائِفَةٌ | وطائفة | ve tâifetun | ve bir kısmı da | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 15 | A'raf 133. Ayet (7:133:3) | الطُّوفَانَ | الطوفان | ttûfâne | tufan | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan, çekirge, ürün güvesi (haşarat), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden ders almadılar.) Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular. | |||||
| 16 | A'raf 201. Ayet (7:201:0) | طَٓائِفٌ | طائف | tâ-ifun | bir vesvese | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar. | |||||
| 17 | Enfal 7. Ayet (8:7:0) | الطَّٓائِفَتَيْنِ | الطائفتين | ttâ-ifeteyni | iki topluluktan | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.[242] | |||||
| 18 | Tevbe 66. Ayet (9:66:0) | طَٓائِفَةٍ | طائفة | tâ-ifetin | bir kısmını | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. | |||||
| 19 | Tevbe 66. Ayet (9:66:0) | طَٓائِفَةً | طائفة | tâ-ifeten | bir kısmına da | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. | |||||
| 20 | Tevbe 83. Ayet (9:83:0) | طَٓائِفَةٍ | طائفة | tâ-ifetin | bir topluluğa | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.” | |||||
| 21 | Tevbe 122. Ayet (9:122:0) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâ-ifetun | bir cemaatin | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265] | |||||
| 22 | Hacc 26. Ayet (22:26:13) | لِلطَّٓائِف۪ينَ | للطائفين | littâifîne | tavaf edenler için | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik. | |||||
| 23 | Hacc 29. Ayet (22:29:6) | وَلْيَطَّوَّفُوا | وليطوفوا | vel-yattavvefû | ve tavaf etsinler | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. | |||||
| 24 | Nûr 2. Ayet (24:2:24) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâifetun | bir gurup | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. | |||||
| 25 | Nûr 58. Ayet (24:58:38) | طَوَّافُونَ | طوافون | tavvâfûne | girip çıkarsınız | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 26 | Kasas 4. Ayet (28:4:10) | طَٓائِفَةً | طائفة | tâifeten | bir zümreyi | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı. | |||||
| 27 | Ankebut 14. Ayet (29:14:14) | الطُّوفَانُ | الطوفان | ttûfânu | Tufan | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi. | |||||
| 28 | Ahzab 13. Ayet (33:13:3) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâifetun | bir gurup | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı. | |||||
| 29 | Sâffât 45. Ayet (37:45:1) | يُطَافُ | يطاف | yutâfu | dolaştırılır | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 45,46. Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır. | |||||
| 30 | Zuhruf 71. Ayet (43:71:1) | يُطَافُ | يطاف | yutâfu | dolaştırılır | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız. | |||||
| 31 | Hucurât 9. Ayet (49:9:2) | طَٓائِفَتَانِ | طائفتان | tâifetâni | iki gurup | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. | |||||
| 32 | Tûr 24. Ayet (52:24:1) | وَيَطُوفُ | ويطوف | ve yetûfu | çevrelerinde dolaşır | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hizmetlerine verilmiş, kabuğunda saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar. | |||||
| 33 | Rahman 44. Ayet (55:44:1) | يَطُوفُونَ | يطوفون | yatûfûne | dolaşırlar | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler. | |||||
| 34 | Vâkı'a 17. Ayet (56:17:1) | يَطُوفُ | يطوف | yatûfu | dolaşır | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. | |||||
| 35 | Saf 14. Ayet (61:14:24) | طَٓائِفَةٌ | طائفة | tâifetun | bir zümre | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.[544] Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.[545] | |||||
| 36 | Saf 14. Ayet (61:14:29) | طَٓائِفَةٌۚ | طائفة | tâife(tun) | bir zümre | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.[544] Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.[545] | |||||
| 37 | Kalem 19. Ayet (68:19:1) | فَطَافَ | فطاف | fe-tâfe | fakat sardı | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı. | |||||
| 38 | Kalem 19. Ayet (68:19:3) | طَٓائِفٌ | طائف | tâifun | dolaşıcı bir bela | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı. | |||||
| 39 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:12) | وَطَٓائِفَةٌ | وطائفة | ve tâifetun | bir topluluğun da | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 40 | İnsân 15. Ayet (76:15:1) | وَيُطَافُ | ويطاف | ve yutâfu | ve dolaştırılır | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır. | |||||
| 41 | İnsân 19. Ayet (76:19:1) | وَيَطُوفُ | ويطوف | ve yetûfu | dolaşır | ط و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır. | |||||