| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 57. Ayet (2:57:1) | وَظَلَّلْنَا | وظللنا | ve zallelnâ | ve gölgelendirdik | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 2 | Bakara 210. Ayet (2:210:8) | ظُلَلٍ | ظلل | zulelin | gölgeler | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar (böyle davranmakla), bulut gölgeleri içinde Allah’ın (azabının) ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah’a döndürülür. | |||||
| 3 | Nisâ 57. Ayet (4:57:19) | ظِلًّا | ظلا | zillen | bir gölgeye | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. | |||||
| 4 | Nisâ 57. Ayet (4:57:20) | ظَل۪يلًا | ظليلا | zalîlâ(n) | (hiç güneş sızmayan) eşsiz | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. | |||||
| 5 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | وَظَلَّلْنَا | وظللنا | ve zallelnâ | ve gölge yaptık | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 6 | A'raf 171. Ayet (7:171:0) | ظُلَّةٌ | ظلة | zulletun | bir gölge | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik. | |||||
| 7 | Ra'd 15. Ayet (13:15:9) | وَظِلَالُهُمْ | وظلالهم | ve zilâluhum | ve gölgeleri de | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer. | |||||
| 8 | Ra'd 35. Ayet (13:35:12) | وَظِلُّهَاۜ | وظلها | ve zilluhâ | ve gölgesi de | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir. | |||||
| 9 | Hicr 14. Ayet (15:14:7) | فَظَلُّوا | فظلوا | fe-zallû | olsalardı | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi. | |||||
| 10 | Nahl 48. Ayet (16:48:10) | ظِلَالُهُ | ظلاله | zilâluhu | gölgelerinin | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. | |||||
| 11 | Nahl 58. Ayet (16:58:5) | ظَلَّ | ظل | zalle | kesilir | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir! | |||||
| 12 | Nahl 81. Ayet (16:81:6) | ظِلَالًا | ظلالا | zilâlen | gölgeler | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor. | |||||
| 13 | Tâhâ 97. Ayet (20:97:20) | ظَلْتَ | ظلت | zalte | durup ısrarla | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.[360] Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız. | |||||
| 14 | Furkan 45. Ayet (25:45:7) | الظِّلَّۚ | الظل | zzille | gölgeyi | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık. | |||||
| 15 | Şu'arâ 4. Ayet (26:4:8) | فَظَلَّتْ | فظلت | fezallet | ve oluverir | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar. | |||||
| 16 | Şu'arâ 71. Ayet (26:71:4) | فَنَظَلُّ | فنظل | fe-nezallu | duruyoruz | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi. | |||||
| 17 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:5) | الظُّلَّةِۜ | الظلة | zzulle(ti) | gölge | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 18 | Kasas 24. Ayet (28:24:6) | الظِّلِّ | الظل | -zzilli | gölgeye | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. | |||||
| 19 | Rum 51. Ayet (30:51:6) | لَظَلُّوا | لظلوا | lezallû | başlarlar | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgâr göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar. | |||||
| 20 | Lokman 32. Ayet (31:32:4) | كَالظُّلَلِ | كالظلل | ke-zzuleli | gölgeler gibi | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder. | |||||
| 21 | Fâtır 21. Ayet (35:21:2) | الظِّلُّ | الظل | zzillu | gölge (ile) | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gölge ile sıcaklık bir olmaz. | |||||
| 22 | Yâsîn 56. Ayet (36:56:4) | ظِلَالٍ | ظلال | zilâlin | gölgelerde | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. | |||||
| 23 | Zümer 16. Ayet (39:16:4) | ظُلَلٌ | ظلل | zulelun | gölgeler | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için üstlerinde ateşten katmanlar, altlarında (ateşten) katmanlar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 24 | Zümer 16. Ayet (39:16:9) | ظُلَلٌۜ | ظلل | zulel(un) | (ateşten) gölgeler | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için üstlerinde ateşten katmanlar, altlarında (ateşten) katmanlar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 25 | Şûrâ 33. Ayet (42:33:5) | فَيَظْلَلْنَ | فيظللن | fe-yazlelne | sonra kalırlar | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 26 | Zuhruf 17. Ayet (43:17:8) | ظَلَّ | ظل | zalle | kesilir | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir. | |||||
| 27 | Vâkı'a 30. Ayet (56:30:1) | وَظِلٍّ | وظل | ve zillin | ve gölge(ler) | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29,30,31,32,33,34. (Onlar), dikensiz sidir ağaçları[523] ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. | |||||
| 28 | Vâkı'a 43. Ayet (56:43:1) | وَظِلٍّ | وظل | ve zillin | ve gölgededirler | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 42,43,44. Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. | |||||
| 29 | Vâkı'a 65. Ayet (56:65:5) | فَظَلْتُمْ | فظلتم | fe-zaltum | dururdunuz | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz: | |||||
| 30 | İnsân 14. Ayet (76:14:3) | ظِلَالُهَا | ظلالها | zilâluhâ | onun gölgeleri | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır. | |||||
| 31 | Mürselât 30. Ayet (77:30:3) | ظِلٍّ | ظل | zillin | bir gölgeye | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 30,31. “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.” | |||||
| 32 | Mürselât 31. Ayet (77:31:2) | ظَل۪يلٍ | ظليل | zalîlin | gölgelendirmez | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 30,31. “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.” | |||||
| 33 | Mürselât 41. Ayet (77:41:4) | ظِلَالٍ | ظلال | zilâlin | gölgeler | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar. | |||||