| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 227. Ayet (2:227:2) | عَزَمُوا | عزموا | ‘azemû | kesin karar verirlerse | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 2 | Bakara 235. Ayet (2:235:28) | تَعْزِمُوا | تعزموا | ta’zimû | ve kalkışmayın | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.[65] Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 3 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:23) | عَزَمْتَ | عزمت | ‘azemte | karar verdiğin | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 186. Ayet (3:186:23) | عَزْمِ | عزم | ‘azmi | yapmağa değer | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir. | |||||
| 5 | Tâhâ 115. Ayet (20:115:11) | عَزْمًا۟ | عزما | ‘azmâ(n) | bir azim | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. | |||||
| 6 | Lokman 17. Ayet (31:17:17) | عَزْمِ | عزم | ‘azmi | yapılması gereken | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” | |||||
| 7 | Şûrâ 43. Ayet (42:43:7) | عَزْمِ | عزم | ‘azmi | çok önemli | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir. | |||||
| 8 | Ahkaf 35. Ayet (46:35:5) | الْعَزْمِ | العزم | l-’azmi | azim (ve irade) | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) O hâlde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir. | |||||
| 9 | Muhammed 21. Ayet (47:21:5) | عَزَمَ | عزم | ‘azeme | azmedildiği | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu. | |||||