| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 129. Ayet (2:129:9) | وَيُعَلِّمُهُمُ | ويعلمهم | ve yu’allimuhumu | ve onlara öğretecek | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” | |||||
| 2 | Bakara 197. Ayet (2:197:20) | يَعْلَمْهُ | يعلمه | ya’lemhu | onu bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hac (ayları), bilinen aylardır.[58] Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 3 | Bakara 251. Ayet (2:251:11) | وَعَلَّمَهُ | وعلمه | ve ’allemehu | ve ona öğretti | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût’u öldürdü. Allah, ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir. | |||||
| 4 | Bakara 255. Ayet (2:255:37) | عِلْمِه۪ٓ | علمه | ‘ilmihi | O'nun ilmi- | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72] | |||||
| 5 | Bakara 270. Ayet (2:270:11) | يَعْلَمُهُۜ | يعلمه | ya’lemuh(u) | onu bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. | |||||
| 6 | Bakara 282. Ayet (2:282:22) | عَلَّمَهُ | علمه | ‘allemehu | kendisine öğrettiği | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 7 | Âl-i İmran 29. Ayet (3:29:9) | يَعْلَمْهُ | يعلمه | ya’lemhu | onu bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” | |||||
| 8 | Âl-i İmran 48. Ayet (3:48:1) | وَيُعَلِّمُهُ | ويعلمه | ve yu’allimuhu | ve ona öğretecektir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 164. Ayet (3:164:16) | وَيُعَلِّمُهُمُ | ويعلمهم | ve yu’allimuhumu | ve kendilerine öğreten | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||
| 10 | Nisâ 83. Ayet (4:83:18) | لَعَلِمَهُ | لعلمه | le’alimehu | bilirlerdi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız. | |||||
| 11 | Nisâ 166. Ayet (4:166:8) | بِعِلْمِه۪ۚ | بعلمه | bi’ilmih(i) | kendi bilgisiyle | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter. | |||||
| 12 | En'am 59. Ayet (6:59:5) | يَعْلَمُهَٓا | يعلمها | ya’lemuhâ | onları bilmez | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın. | |||||
| 13 | En'am 59. Ayet (6:59:18) | يَعْلَمُهَا | يعلمها | ya’lemuhâ | onun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın. | |||||
| 14 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | عِلْمُهَا | علمها | ‘ilmuhâ | onun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 15 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | عِلْمُهَا | علمها | ‘ilmuhâ | onun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 16 | Enfal 60. Ayet (8:60:0) | يَعْلَمُهُمْۜ | يعلمهم | ya’lemuhum | bildiği | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. | |||||
| 17 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | تَعْلَمُهُمْۜ | تعلمهم | ta’lemuhum | sen onları bilmezsin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 18 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | نَعْلَمُهُمْۜ | نعلمهم | na’lemuhum | onları biliriz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 19 | Yunus 39. Ayet (10:39:0) | بِعِلْمِه۪ | بعلمه | bi’ilmihi | ilmini | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu. | |||||
| 20 | Hûd 49. Ayet (11:49:9) | تَعْلَمُهَٓا | تعلمها | ta’lemuhâ | onu biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. | |||||
| 21 | Yusuf 21. Ayet (12:21:20) | وَلِنُعَلِّمَهُ | ولنعلمه | ve linu’allimehu | ve ona öğrettik | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 22 | İbrahim 9. Ayet (14:9:15) | يَعْلَمُهُمْ | يعلمهم | ya’lemuhum | onları kimse bilmez | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. | |||||
| 23 | Nahl 103. Ayet (16:103:6) | يُعَلِّمُهُ | يعلمه | yu’allimuhu | ona öğretiyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.[306] | |||||
| 24 | Kehf 22. Ayet (18:22:20) | يَعْلَمُهُمْ | يعلمهم | ya’lemuhum | onları bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.” | |||||
| 25 | Tâhâ 52. Ayet (20:52:2) | عِلْمُهَا | علمها | ‘ilmuhâ | onların bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.” | |||||
| 26 | Şu'arâ 197. Ayet (26:197:6) | يَعْلَمَهُ | يعلمه | ya’lemehu | onu bilmesi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? | |||||
| 27 | Neml 66. Ayet (27:66:3) | عِلْمُهُمْ | علمهم | ‘ilmuhum | onların bilgileri | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ahiret (gününün gerçekleşeceği) hakkında bilgi (peygamberler aracılığı ile) onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler. | |||||
| 28 | Ahzab 63. Ayet (33:63:7) | عِلْمُهَا | علمها | ‘ilmuhâ | onun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir. | |||||
| 29 | Fâtır 11. Ayet (35:11:18) | بِعِلْمِه۪ۜ | بعلمه | bi-’ilmih(i) | O'nun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır. | |||||
| 30 | Fussilet 47. Ayet (41:47:18) | بِعِلْمِه۪ۜ | بعلمه | bi-’ilmih(i) | O'nun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.” | |||||
| 31 | Necm 5. Ayet (53:5:1) | عَلَّمَهُ | علمه | ‘allemehu | onu öğretti | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6,7. (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu. | |||||
| 32 | Rahman 4. Ayet (55:4:1) | عَلَّمَهُ | علمه | ‘allemehu | ona öğretti | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti. | |||||
| 33 | Cum'a 2. Ayet (62:2:12) | وَيُعَلِّمُهُمُ | ويعلمهم | ve yu’allimuhumu | ve onlara öğreten | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, ümmîlere[546], içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||